1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Mandela ve Tutu’nun Memleketinden İyi ve Kötü Haberler
Mandela ve Tutu’nun Memleketinden İyi ve Kötü Haberler

Mandela ve Tutu’nun Memleketinden İyi ve Kötü Haberler

Ulaş Gökçe; Şüphesiz Cape Town’da bir tek Rum meslektaşların barış, anlaşma ve yeniden yakınlaşma umutlarını azaltan akıl almaz tutumları yoktu

A+A-

Ulaş Gökçe*

ulas.gokce@dausen.org

 

 

Doğu Akdeniz Üniversitesi Akademik Personel Sendikası’nın (DAÜ-SEN) 2004 yılında gerçekleştirdiği Genel Kurul’da yönetime seçilen kadro, Sendika içinde farklı gelenekleri ile bizlerin temsil ettiği yeni nesli buluşturmasıyla önemli bir farklılık gösteriyordu.  Göreve gelen ekibi, daha geniş etnik ve siyasi kesimleri birleştirme, yani büyüme, toplu iş sözleşmesi yapma hakkı kazanma ve Sendikamızın uluslararası örgütlerle dayanışma gücünü artırma gibi hedefler birleştirmişti. Bu çerçevede Sendikamız, dünyanın en büyük sendikal birliği olan Eğitim Enternasyonali’ne (EE) girmek için 2005 yılında gerekli çalışmaları başlattı ve 2006 Ağustos ayında üyelik başvurusunda bulundu. Eğitim Enternasyonali Yürütme Kurulu ise DAÜ-SEN’in üyeliğini 2008 Eylül ayında oybirliğiyle onayladı. İşte bu karardan sonra Kıbrıs Rum eğitim sendikaları OLTEK, POED ve özellikle OLMEK Sendikamızın üyeliğine, bilindik statükocu söylemle, itiraz etti. İtirazın, EE Avrupa Örgütü’nün 2010 yılında Varşova’da yapılan Kongresinin gündemine alınması talebi kabul görmedi ve Sendikamızın üyeliği devam etti. Ancak, Rum meslektaşlarımız konuyu Dünya Kongresi’ne götürmeye karar vererek hem bizleri hem de EE’yi meşgul etmeye devam etti.

Bu süreçte Rum sendikacı meslektaşlarımızın Kıbrıs Cumhuriyeti devlet yetkililerini de devreye koyarak EE nezdinde itirazlarını sürdürmeleri, hem EE merkez hem de Avrupa örgütlerinin, bu davranışın bir sivil toplum örgütüne yakışmadığı şeklinde tepki göstermesine neden oldu.

Sendikamızın üyeliği konusu 18-26 Temmuz 2011 tarihleri arasında Güney Afrika-Cape Town’da yapılan EE Dünya Kongresi gündemine girmiş; Kongre’deki Rum sendikalar da bu konu gündeme geldiğinde söz alarak “yasadışı Üniversite, yasadışı sendika” söylemlerine, bir devlet bürokratı üslubuyla devam etmiştir. Üyeliğimiz leyhine konuşan Polonya Solidarnost sendikası yetkilisi ise bu devletçi, yasacı ve statükocu söylemlerin, bugün dünyanın en saygı duyulan sendikalarından biri olan Solidarnost için aynı üslupla dün söylendiğini belirterek, DAÜ-SEN’in yalnızca üyeliğine değil aynı zamanda verdiği emek ve hukuk mücadelesine de uluslararası destek olunması gerektiğini belirtti. KTÖS’ün aynı mealde desteğinden sonra sendikamız adına yaptığım konuşmada, okullarımız satılırken, üyelerimiz işten atılırken, polis bizi tartaklayıp davalar okurken, hakkımızda onlarca disiplin soruşturması açılırken kendi hemşerilerimizin bize destek olmak yerine uluslararası dayanışmanın en önemli mekanından atılmamız için çaba sergilediğini belirttim. Sonuçta, konuyla ilgili olarak söz alan EE Genel Seketeri Fred van Leeuwen, Sendikamızın demokratik ve mücadeleci yapısıyla üyelik kriterlerini tam olarak karşıladığını, Rum sendikacıların bu tavrını anlamakta zorluk çektiğini belirtti. Konuşmaların sonunda yapılan oylamada, 2000 delege arasından sadece 6 Rum sendikacı delegenin ret oyu kullandı ve böylece Sendikamızın üyeliği kesinleştiği gibi konuya dair tartışma da kapanmış oldu. Bundan sonraki süreçte EE üyeliğinin öncelikle Doğu Akdeniz Üniversitesi’ne ve şüphesiz akademik personelimize uluslararası diyalog, işbirliği ve dayanışma fırsatları yaratacağından eminiz. Bu konuda daha şimdiden olumlu gelişmeler yaşanmaktadır. Umudumuz, DAÜ Yönetiminin, günlük sorunların sığlığından çıkıp bu tür konulara daha fazla konsantre olabilecek vizyona bir an önce kavuşmasıdır.

Şüphesiz Cape Town’da bir tek Rum meslektaşların barış, anlaşma ve yeniden yakınlaşma umutlarını azaltan akıl almaz tutumları yoktu. Cape Town’da dünyanın en büyük sivil toplum örgütünün, tam 170 ülkeden 30 milyon öğretmen ve akademisyenin, Eğitim Enternasyonali’nin görkemli dayanışması, emek ve hak mücadelesi vardı; ayrıca kararlılığın ve ısrarın görkemi, verilen mücadelede nefes kesen entelektüel derinlik de vardı. “Kaliteli eğitimle geleceğin inşası” sloganıyla başlayan Kongre’nin rutin örgüt işleri dışında odaklandığı temel konular arasında küresel iktisadi krizin aşılması için eğitime ve eğitimcilere daha fazla yatırım yapılması taleplerinin ön plana çıkarılması yanında çevre konusunda mücadelenin yükseltilmesi, LGBT ve genel olarak insan hakları ile sendikal hakların savunulması için küresel dayanışmanın artırılması, demokratik, bilimsel ve özellikle kamusal eğitimin savunulması, herkese eğitim hakkının desteklenmesi de vardı.  

Ayrıca Kongre’de, ülkelerdeki emek örgütlerinin nasıl olması gerektiği ve sosyal diyaloğun sorunların çözümündeki pozitif etkisi de ele alındı.  Küresel sermayenin küresel soygununu “kamu iktisadi reformu” olarak bizlere sunmaya çalışan ve “dünyada sendikacılık artık böyle yapılmıyor” diyen teorisyenlerimizden farklı olarak EE’de, insan hakları ve çevre örgütlerinin emeğe karşı savaşta ortak bir cephede mücadele etmeleri için çağrı yapıldı ve kamusal eğitimin ve kamunun genel olarak savunulması için kararlılık sergilendi. Bizler kamuya ait okulların, bütün karşı çıkışlarımıza rağmen satılmasını önleyememenin üzüntüsünü yaşıyorken Alman ve Fransız meslektaşlarımız ise, son 5 yıldır kamusal eğitimi savunmada ne kadar başarılı olduklarını, bunun en önemli öncelikleri olduğunu belirti ve 2, 3, 4 milyon üyeli sendikaların kamunun savunulmasında en önemli küresel dayanışma araçları olduğunu bizlerle paylaştı. Teorisyenlerimiz üzülecekler ancak kongrede sosyal diyaloğun kullanıldığı bağlam küresel krizin faturasının ödenmesi, kamunun daraltılıp işsizliğin azaltılması gibi konular değildi. Günün sonunda sınıfsal tahlil denilen şey var!

Tüm bunların dışında, EE Dünya Kongre’sinde başkan ve genel sekreter seviyesinde konuk olarak bulunan ILO, UNICEF, ITUC, Dünya Bankası, Amnesty Int., Greenpeace Int ve sayısız örgütle birlikte Güney Afrika Devlet Başkanı ile bakanlarının konuşmaları oldukça ilham vericiydi. Konuşmacılar arasında delegeleri en fazla etkileyen -Greenpeace’i emek, insan hakları, küresel ve yerel örgütlerle yeniden buluşturan ve aslında Greenpeace’i yeniden yapılandıran-  Kumi Naidoo idi. Aslen Güney Afrikalı bir insan hakları savunucu olan, hapishanelerde yatan ve sürgün yaşayan Naidoo, konuşmasında, emeğin örgütlülüğü üzerinde durdu ve aynı küresel krizden, soygundan ve sömürü çarkından yaralanan insanlara ortak mücadele çağrısı yaptı. Naidoo, kamusal alanın ne pahasına olursa olsun savunulması gerektiğini belirttiği konuşmasını emek, hak ve çevre konularına değinmelerle devam ettirdi ve -başta öğretmenler olmak üzere tüm çalışanlara- ekonomik ve siyasi erki elinde bulunduranlara karşı sivil itaatsizlik çağrısında bulundu.

Mandela’nın ülkesinde, Tutu’nun şehrinde, (ABD’den Birleşik Krallık’a, Türkiye’den Nepal’e dünyanın dört yanından meslektaşlarımızın birbirlerine ve herkese kardeş ve yoldaş diye hitap ettiği, mesleğimize, toplumlarımıza, emeğe, çevreye, ezilenlere ve hakka böylesi ilkeli, kararlı ve sürekli sahip çıkışın yerinde olmak, yeni meslektaşlar tanımak, dostlardan haber almak ve dostlara kendimizden haberler vermek güzeldi. Çünkü güzel günler için dayanışmanın kendisi, güzel günler için kardeşçe ortak mücadelenin kendisi çok güzel. İnsanın, bu dünyada yalnız olmadığını bilmesi, dünyanın bir ucunda da olsa sesine ses verecek birilerinin olduğunu ve çok güçlü olmayan kendi sesini duymak isteyenler bulunduğu bilmesi mutluluk verici…

 



[*] DAÜ-SEN Genel Sekreteri

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 653 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler