1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. 'MAKİNENİN FAZLA ÖNEMİ YOK, HER ŞEY GÖZDE BİTER'
MAKİNENİN FAZLA ÖNEMİ YOK, HER ŞEY GÖZDE BİTER

'MAKİNENİN FAZLA ÖNEMİ YOK, HER ŞEY GÖZDE BİTER'

Ünlü moda fotoğrafçısı Hasan Hüseyin ile Lefkoşa’da kendisine ait olan El Sabor Latino adlı restoranda hoş bir sohbet gerçekleştirdik

A+A-

 

Hasan Hüseyin ile fotoğrafçılık üzerine

 

Ayçın Külter (DAÜ İletişim Fakültesi Öğrenci Uygulama Gazetesi)

 

Ünlü moda fotoğrafçısı Hasan Hüseyin ile Lefkoşa’da kendisine ait olan El Sabor Latino adlı restoranda hoş bir sohbet gerçekleştirdik. Sevecen ve sempatik bir kişiliğe sahip olan Hasan Hüseyin, tüm sorularımızı içtenlikle yanıtladı.

Bize biraz kendinizden bahseder misiniz? Hasan Hüseyin nasıl bir karakterdir?

Şimdi ben pek kendimden bahsetmeyi çok seven bir insan değilim. Bence insanlar biraz kendileri beni araştırıp, beni insanlara sormaları gerekiyor. Çoğu insan tabii ki egosu yüksek olan insanlar ben şöyleyim, böyleyim diyebilirler. Ben egomu yenmiş bir insanım. Ancak insanlar beni dışarıdan nasıl görür; Benim iç dünyam belki biraz farklı olabilir. Ben kendi kendime hedef koymayı seven bir insanım. Yalnızlığı severim. Bir takım şeyleri yalnızken daha iyi çözebiliyorum. Bu benim gözüken Hasan Hüseyin karakterim. Tabii ki iş bitirmeyi severim hatta bayağı tutkulu olmayı severim. Ve yaptığım her işi tam tamına en güzel şekilde dört dörtlük yapmayı severim. En başta başladığım işi bitirmeyi severim. Eğer benim işim oluyorsa bu inancımı sonuna kadar takip etmeyi severim.

Eğitim hayatınıza baktığımızda matematik bölümünden mezun olduğunuzu görüyoruz. Fotoğrafçı olamaya nasıl karar verdiniz?

Tam olarak doğru değil. Ben eğitimimi sanat-fotoğrafçılığı üzerine yaptım. Fakat küçük yaştan beri çok büyük bir ilgim var matematiğe, matematik için ben diyorum ki hayatta herkese şarttır. Yani adım atmak kadar kolaydır. Hayatta her şey, her adım bir matematik ben öyle görüyorum. Matematiğe ilgisi olan insanlar illaki hayatta çok başarılı oluyorlar. Ben öyle düşünüyorum. Matematiği severim. Boş vakitlerim de, yolculuklarımda sudoku ve problem çözmeye çalışıyorum. Dediğim gibi küçük yaştan beri matematiğe ilgim olmuştu. On yedi on sekiz yaşına gelince matematik okuyacaktım üniversitede, fakat fikir değiştirdim. Fotoğrafçılık okudum. O bölümden geçiş yaptım. Valla fotoğrafçılığı ilk başta hobi olarak yapıyordum. Sonra on sekiz yaşına gelince ailemle konuştuğumda ya matematik okuyacaktım dediğim gibi muhasebeci olmak istemiyordum. O yıllarda da çok fazla seçenek yoktu. Ya biyoloji okurdum, ya kimya ya da matematik okurdum. Bu konularda fikir alabileceğim kimseyi de tanımıyordum. Hatta bir ara mimar olmak istiyordum. Fakat mimar birini de tanımıyordum. Sonra baktım fotoğrafçılıktan zevk alıyorum, sevdiğim işi yapmak istiyordum. Hayattan sıkılmamak için o yüzden fotoğrafçılık üzerine eğitim alacağım dedim ve hiç geri adım atmadım.

Küçükken ya da gençlik döneminizde fotoğraf çekiyor muydunuz? Nasıl başladınız?

Babamın eskiden hep siyah-beyaz fotoğrafları vardı. Londra’ya taşınınca ancak artık nostaljik olarak fotoğraflara bakabildim. Çünkü fotoğraflar geçmişten kaldığı için fotoğraflara baka baka hoşuma gitti. Fotoğraflar sanat içeriyordu. Ben zaten fotoğrafın kendisine de bir sanat olarak görüyorum. Fotoğrafçılığım hobi olarak başladı,  işte bu ilgi artınca fotoğrafçı olmaya karar verdim.

Londra ‘da fotoğrafçılık üzerine eğitim almaya başladığınızda gelecek ile ilgili planlarınız nelerdi?

Hep moda fotoğrafçısı olmak istedim. Yani on sekiz yaşından beri sürekli moda fotoğrafçısı olacağım dedim kendi kendime. O zamanlar moda fotoğrafçısı insan da pek yoktu. Nereden başlayacağımı da bilmiyordum. Sadece evet okula gitmem gerektiğini, bir fotoğrafçının yanında asistanlık yapmak gerektiğini biliyordum. Ancak bu şekilde ilerleyebilirdim. Zaten benim okulum fotoğrafçılık eğitimi için çok süper bir okul değildi. Fotoğrafçılığı kendi uğraşmalarımla ve asistanlık yaparak öğrendim. Bir resme baktığımda nasıl çekilebilir gibi bilgilerim vardı. Bunun için hepsini bir araya getirerek fotoğrafçılığa başladım.

Yaptığınız işlerde çok başarılı olduğunuzu görüyoruz. Bu başarınızı neye borçlusunuz?

Tabii ki biraz azimli olmak gerekiyor. Yaptığın şeyi sevmek, sevdiğin şeyi yapmakla ilgilidir. Sevmediğin bir şeyle uğraşırsan bence bir süre sonra sıkılıp bırakırsın. Ve ne meslek olursa olsun bence gerçekten sevmeniz gerekiyor. Çünkü bu daha uzun vadede sürüyor. Bunun aşkı ve tutkusu ile bence her insanın her şeyi yapabileceğine inanıyorum. Yeter ki kafanıza uysun. Tabii ki her meslekte araştırma yapmak gerekiyor. Bunu takip etmek gerekiyor. Çünkü her işin bir püf noktası var. Fotoğrafçılığın çok küçük püf noktası var. Nerde, neyle ilgili, kimlerle ilgili, ne çekip yapacaksın müşteriyi tanımak lazım. Onların müşterilerini tanımak gerekiyor. Bunları öğrenmek gerekiyor. Piyasada yer aldıkça, nasıl çalışıldığını daha da çok görüyorsun; fotoğrafçılığa faydası oluyor.

Profesyonel bir fotoğrafçı olarak çektiğiniz resimlerde vermek istediğiniz genel bir mesaj var mı?

Ben her zaman bir şeyler yapmaya giderken yeni başlayanlara şunları öğretmeye çalışıyorum: Bakış açılarını, bakış açısı derken bir fotoğrafta neyi görmek istiyorlar ve o fotoğrafı esas ne için ve kim için çekiyorlar en önemli karar budur. Kendileri için mi başkaları için mi çekmek istiyorlar bunu öğrendikten sonra kendi kafalarındaki yaklaşım bu şekilde değişiyor. Hobi olarak fotoğraf çekmek başkadır. Bu ayrımı yapmak gerekiyor.

Yaptığınız işlerde moda ya daha fazla odaklı olduğunuzu görüyoruz. Peki, neden moda fotoğrafçılığı? Modaya karşı bir ilginiz var mı?

Moda fotoğrafçılığı yaptım. Son sekiz senedir reklam fotoğrafçılığı üzerine ağırlık verdim. Gençlik yıllarımda ben modayı çok seviyordum. Fakat belli bir zaman geçtikten sonra ya bu güzellikler artık biraz sıkıcı gelmeye başladı. Açıkçası biraz çalıştığım insanlarla ilgili konuşuyorum. Reklam piyasasında biraz daha normal insanlarla çalışıyorsun. Yine egolarla uğraşıyorum ama biraz bu yöne doğru kaymak istedim. Tamamen fotoğrafçılığı bırakmadım tabii ki paralel bir çizgide gitmek istedim. Tabii ki o şekilde reklam fotoğrafçılığını seçtim. Modayı seviyorum. Halen daha seviyorum da yani değişik müşterilerim var. Mesela yıllarca Altınyıldız, Network’ le farklı şeyler çekiyorduk. Bir ekiple çalışmaya başlayınca her zaman farklı fikirleri üretip, bu sezon ne yapalım neyle çalışalım deyip her şeyi taratabiliyorduk. Bu anlamda moda daha heyecanlıdır. Reklam biraz daha katıdır şu yönde gitmesi gerekiyor, şu şekilde çekmen lazım diyorlar. Ekip çalışmasına girince farklı fikirlerde çok farklı dünyalarda yaratabilirsin.

Fotoğrafçılık sizin için hobi halinden nasıl bir iş haline dönüştü?

Dediğim gibi küçükken fotoğraf çekiyordum. Hobi sevdiğim bir şeydir tabii ki. Eh sevdiğim bir şeyle de para kazanmak kadar güzel bir şey yok. Bunun için hem sevdiğin şeyle uğraş, hem de aynı anda resimlere dal. Böyle oluşu bana çok tatlı geliyordu. O yüzden bu yönde ilerledim.

Fotoğraf çekerken ilk önce nelere dikkat ediyorsunuz?

Bence fotoğraf makinesinin çok fazla önemi yoktur. Her şey gözde biter ve dikkat etmen gereken şeyler tabii ki bir kare içinde neler oluyor. Çok fazla sağ sola bakılmıyor. Bir fotoğraf çekerken karenin içinde, yani bir araba geçiyor mu geçmiyor mu o karenin içinde başka neler oluyor. Sadece kadının ve kişinin yüzüne bakıp, fotoğraf çekmek değil bütün atmosfere bakmak lazım. Işık en önemli şeydir. O ışığı güzelce uygulamak ve kullanmak gerekiyor.

Fotoğrafçılığınızın yanında Kıbrıs’ta Lefkoşa’da El Sabor Latino adında bir restoranınız olduğunu duydum. Fotoğrafçılığın yanında bu işe girmeye nasıl karar verdiniz?

Ben biraz kahve meraklısı bir insanım onun için dokuz sene evvel benim ailem Kıbrıslı olduğu için Kıbrıs’a hep gidip geliyordum. Kıbrıs’ta kahveciliğe pek yer yok. O yüzden güzel kahve içebilecek bir yer bulamıyordum. Onun için, ben her zaman öyle çok başkalarını bekleyen bir insan olmadım. Bekleyeyim önüme kahve gelsin bunu yapmak istemedim. Dedim ki ben kendime bir yer açacağım. Sabor’un hikayesi böyle başladı. Ama tabii ki bizim yemekler de çok başarılı onun için bir anda iyi bir gelişme yakaladık. Bir anda hit olduk. Yemekler İtalyan ve İspanyol, ben yemek pişirmeyi bilmem bu arada sadece yemek yemeyi bilirim. Ama kahve meraklısıyım dediğim gibi.

Ünlü bir moda fotoğrafçısı olarak, meslektaş olarak beğendiniz fotoğrafçılar var mı? Varsa kimlerdir?

Ben, şimdi fazla fotoğrafçıları takip etmiyorum. Beğendiğim de bir fotoğrafçı yok. Beğenmemezlik yapmıyorum ama daha gençken öle hayran olduğum fotoğrafçılar vardı yirmili yaşlarımda ama ben fotoğraf çeken başka fotoğrafçıların resimlerine hiç bakmam, dergilere de bakmam. Hep kafamdan bir şeyler yaratmaya çalışıyorum fotoğrafları ve o imajı kafamda canlandırıp sonuca varmaya çalışıyorum. Çok gençler var şimdi çok güzel şeylerde çekiyorlar. Ama ne yazık ki çoğu zaman hep kopyacılık yapıyorlar. Onun için benim öyle kimseye bir hayranlığım yoktur. Türk fotoğrafçılarına yoktur zaten. Yurtdışında da zaten kimlerin gerçek usta olup olmadığı konusunda artık teknik açıdan evet bu süper profesyonel bir fotoğrafçıdır diye söylemek çok zor artık çünkü çok gerilme olur.

En çok kimin fotoğrafını çekmek istersiniz? Ünlülerden ya da değer verdiğiniz sevdiğiniz insanlar arasından..

Öyle birisi yok. Herhalde ölmüştür. Resmini çekmek istediğim insan ama belki Marilyn Monroe ile çalışmak isterdim zamanında on altı yaşındayken, ona da hayrandım. Ama eski fotoğrafları çok severim. Şimdi gerilere bakarsak; Dalya Abama uzun bacakları olan Alman bir sarışın manken onun yanında Christy Turlington o da esmerdir. Bu isimlerle çalışmak isterdim. Son derece keyifli ve enteresan bir yüzü var. Başka çok fazla çalışmak istediğim insan yok.

Marilyn Monroe dediniz yaşasaydı eğer onun fotoğrafını çekerken çok heyecanlanır mıydınız? Ona nasıl bir konsept hazırlardınız?

 Ben gayet cool bir insanım. Çok fazla şeylere hemen heyecan göstermem kendime hakimim. Sevinirdim tabii ki ama eğer hani öyle çok fazla uçup havalara girmezdim. Bir yaşa gelince artık, fotoğraf anlamında her şeyi yapabilecek bir durumda olduğumu hissediyorum. Öyle bir imkân olsa tabii ki fotoğrafı bedava da çekersin, nerede olsa oraya da giderdim. Çin’de bile olsa giderdim.

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 940 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler