1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. 'MAHİ gazetesi kendini yanlışlıkla vuran Kıbrıslırum öğrencilerin Kıbrıslıtürkler tarafından vurulduğunu yazmıştı!'
MAHİ gazetesi kendini yanlışlıkla vuran Kıbrıslırum öğrencilerin Kıbrıslıtürkler tarafından vurulduğunu yazmıştı!

'MAHİ gazetesi kendini yanlışlıkla vuran Kıbrıslırum öğrencilerin Kıbrıslıtürkler tarafından vurulduğunu yazmıştı!'

Ayluga doğumlu Yorgos Olimpios, hatıralarını anlatıyor... “MAHİ gazetesi kendini yanlışlıkla vuran Kıbrıslırum öğrencilerin Kıbrıslıtürkler tarafından vurulduğunu yazmıştı!...” Ayluga doğumlu Yorgos Olimpios’la röportajımı

A+A-

 

 

Ayluga doğumlu Yorgos Olimpios, hatıralarını anlatıyor...

 

 

“MAHİ gazetesi kendini yanlışlıkla vuran Kıbrıslırum öğrencilerin Kıbrıslıtürkler tarafından vurulduğunu yazmıştı!...”

 

 

Ayluga doğumlu Yorgos Olimpios’la röportajımıznı devamı şöyle;

 

YORGOS OLİMPİOS: O dönemde her iki taraftan gençlerin tabanca bulması kolaydı... Sınıf arkadaşımızın getirdiği bu tabancayı görmek üzere oturduğu masanın etrafında tüm sınıf toplanmıştık. Bacaklarını açmış, tabancanın nasıl çalıştığını çözmeye çalışıyordu bu arkadaşımız ki aniden tabanca patladı! Kurşun bu arkadaşımızın bacağından geçti ve yanında duran bir öğrenci de yaralandı! Tabanca ilk kendi bacağını, yakın mesafeden vurduğu için, tabanca kan içerisindeydi. Öğrencilerden birisi kanlar içerisindeki bu tabancayı alarak okul müdürüne götürmüştü. Okul müdüriyeti de yaralanan bu iki öğrenciyi derhal hastaneye göndermişti.

Tuhaf olan şuydu: Ertesi günü MAHİ gazetesi, yaralanan bu iki öğrencinin fotoğrafını yayımlamıştı... Haberde de, “Okulun karşısındaki Lise’den ateş açan Kıbrıslıtürk ekstremistleri tarafından yaralandılar” denmekteydi!  Bahsettikleri Lise ise suriçinin hemen dışında kalan LTL idi! Birkaç kez bu lisenin yanından bizim okulun görünüp görünmediğine baktım, bu imkansız birşeydi!  Bunu size ne kadar aptal olduklarını göstermek için anlatıyorum, “karşı taraftaki liseden ateş açtılar” diye haber yazanların aptallığını yani!

Elbette ben konuyu biliyordum çünkü gözlerimin önünde cereyan etmişti bu olay. Kıbrıs’ın öyküsü işte budur... Tüm bunları anlatıyorum çünkü eğer yaşananlarla ilgili gerçeği söylemezsek, geleceğimizden bahsedemeyiz. Olayları yalana başvurmadan, gerçeği anlatarak göstermeliyiz, aksi halde bir geleceğimiz olamaz.

 

SORU: Okuldan sonra ne yaptınız?

YORGOS OLİMPİOS: Askerliğimi yaptım. 1967 Temmuzu’nda... Çeşitli yerlere gönderildim, Neapoli’ye (Yenişehir), Sihari’ye (Kaynakköy)... Tuhaf bir dönemdi bu benim için, kesinlikle mutsuzdum... Eğer siyasi bakımdan uyanık biriyseniz, o zaman mutlu olamazdınız askerde. Askerliğimi bitirdikten sonra Doğu Almanya’da üniversiteye gittim, iki yıl boyunca “Fotoğraf üretimi” okudum. Dresden’deydim... Dresden çok güzel bir şehirdi, 15nci, 16ncı yüzyıllarda İtalyan mimarlar tarafından inşa edilmişti... Benim okuduğum fotoğrafçılık değildi, fotoğrafı alıp baskıya hazırlamaktı... Farklı baskı makinelerine hazırlamaktı... Dijitaldir şimdi, o zaman öyle değildi... O dönemde iki Kıbrıslıtürk’le tanıştım. Doğu Almanya’da farklı yerlerde öğrenim görüyorlardı ama sık sık buluşma fırsatımız oluyordu. PEO veya AKEL tarafından sanırım, tam emin değilim, Doğu Almanya’ya gönderilmişlerdi – aşırı milliyetçilerden korunabilmeleri için oraya gönderilmişlerdi... Bir tanesi Hüseyin’di, bir tanesi de Ahmet’ti... Larnaka’dandı ve benden birkaç yaş büyüktü Ahmet. Ne okuyorlardı? Hatırlamıyorum. Aşırı milliyetçilerden korunabilmeleri için Doğu Almanya’ya gönderilmiş olduklarını biliyorum... Ahmet’in babası, 1974’teki darbeden sonra, EOKA-B tarafından öldürülmüştü, bunu da biliyorum. Larnaka-Pervolya yöresinde... Bu konuda daha fazla bilgi edinebilirim...

 

SORU: Belki Türkiye’deki öğrenci hareketindeydiler ve canları tehlikede olduğu için Doğu Almanya’ya gönderildiler...

YORGOS OLİMPİOS: Bilmiyorum... Bu iki Kıbrıslıtürk’ten birisi bir trafik kazasında Doğu Almanya’da yaşamını yitirdi ama Ahmet miydi yoksa Hüseyin mi, emin değilim...

 

SORU: Çünkü Kıbrıslıtürk gençler, Türkiye’de her zaman ilerici hareketlerin parçası oldular, barış, demokrasi, insan hakları, emekçilerin hakları için mücadelede hep ön saflarda yer aldılar ve bunun için de çok ağır bedeller ödediler...Hatta bazıları Türkiye’den kaçmak zorunda kaldı, aksi halde öldürüleceklerdi... Hayatları tehlikedeydi... Hangi yıldı sizin hatırladığınız?

YORGOS OLİMPİOS: Ben Eylül 1969’da gittim Doğu Almanya’ya, onlar birkaç yıldır zaten oradaydılar, çok iyi Almanca konuşuyorlardı... 1964-65 yıllarında gitmiş olmalıydılar oraya. Öğrenimimi tamamladıktan sonra Kıbrıs’a döndüm ve Zavallis Matbaacılık’ta çalışmaya başladım, şimdi POLİTİS gazetesinin bulunduğu binadaydı Zavallis Matbaası. 1971’den 1977’ye kadar burada çalıştım. Artık bu alanda gelecek olmadığını anlamıştım çünkü matbaa sahiplerinin kullanmakta olduğu prosedürler, geleneksel yöntemlerdi ve yatırımlarını da bu geleneksel teknolojiye yapıyorlardı.

Doğu Almanya’da stajımı 3 binden fazla çalışanı olan bir firmada yapmıştım, pek çok kamera vardı orada... Daha o günlerde bugünün bilgisayarlarını andıran teknolojiler kullanmaya başlamışlardı... Teknolojiyi İngiltere’den ithal etmekteydiler.

Bu teknoloji İngiltere’de kullanılmaya başladığında, çalışanlar greve gitmiş, pek çok işletme kapanmış ve sonuçta Avustralya’dan Murdoch sektörü devralmıştı. O dönemden bahsediyorum yani...

 

SORU: 1974’te neler olmuştu? Neler hatırlıyorsunuz?

YORGOS OLİMPİOS: 1974’te ben Kaymaklı’daydım, babam 1960’ta vefat etmişti. Kardeşim, eşi ve çocuğu Neapolis’te (Yenişehir) yaşıyordu.

Makarios’a karşı darbe yapıldığı zaman, Kaymaklı’dan ayrılıp Pallaryotissa’da bir akrabamın evine sığınmıştım, kendimi koruyabilmek için... Çünkü Sampson ve EOKA-B beni tutuklayabilirdi. Evime gidip beni aradıklarını da biliyorum, işgalden iki gün önce, Perşembe günü evime gidip tutuklamak üzere beni aradıklarını da öğrendim... Evime Cuma gün döndüm çünkü ertesi günü Türkiye’nin Kıbrıs’ı işgal edeceği kesindi... Erkek kardeşim, 11.00’de benim evime gelmişti, işgalden birkaç saat önce. Yetkililer Girne’deki askeri karargaha gitmesini bildiren bir belge göndermişler kendisine. Ona “Sakın oraya gitme, ailenle kal, arabanı da götürme Girne’ye... Çünkü yarın sabah Türkiye Kıbrıs’ı işgal edecek” dedim.

Kardeşim bana “Türkiye’nin Kıbrıs’ı işgal edeceğini sanmam, sadece askeri manevra yapıyorlar” demişti. Ve arabayı alıp Girne’ye gitmişti, sözümü dinlemeyerek...

 

SORU: Siz nasıl olup da böyle bir tahminde bulunmuştunuz?

YORGOS OLİMPİOS: Ben siyasi bilince sahiptim, bir de bu mantıki birşeydi. Yunan askeri yetkililerinin, Kıbrıslırum Ulusal Muhafız Gücü aracılığıyla askeri bir eylemi varsaydı, normal prosedür, Türkiye’nin de böyle bir askeri hareket yapmasıydı, mantıki bir varsayımdı bu yani...

Kardeşim gittikten sonra Girne’den Lefkoşa’ya dönebilmek için 11 gün harcayacaktı, önce Girne’nin Batısı’na gidecekti, Vasilya, Lapta, Karava’ya, sonra Lefkoşa’ya gelebilecekti. Kardeşimin adı Savvas’tır, Ledra Street’te (Uzunyol) dondurma satıyor...

Ben kişi olarak gidip askere katıldım, bizi oradan oraya gönderdiler, sonuçta bizi Larnaka Sokağı’ndaki polis merkezinde topladılar. 300-400 kişilik bir gruptuk. Silahsızdık tamamen, hiçbirşeyimiz yoktu. Üç gece yarım inşaatlarda kaldık, bu yarım inşaatlar arasında AKEL’in şimdiki binası da vardı... Ben orada üç gece kaldım.

Bu arada evime çok kısa bir ziyaret yapmıştım, kardeşimin ve ailesinin Neapolis’ten dönüp dönmediğine bakmak üzere...

300-400 kişilik grubumuzda silahlı olan iki ya da üç kişi vardı, bunlar da EOKA-B’cilerdi. Kafalarında EOKA-B beresi vardı.

O kısacık ev ziyaretimden döndükten sonra, EOKA-B’cilerden birisinin kolunun kırık olduğunu farkettim. “Buna ne oldu?” diye sorduğumda, “Küçük bir silahla geçmekte olan Türk savaş uçaklarına ateş açtı!” demişlerdi. Orada bulunanlar, bunun ateş açmasıyla birlikte savaş uçağının bunu farkedip orayı bombalayabileceğini, bunun herkes için büyük bir tehlike oluşturduğunu anlamışlar ve bu EOKA-B’ciyi durdurmak ve elindeki silahı almak için üstüne atlamışlar, yere düşürmüşler ve bunun da kolu işte böyle kırılmış!

O dönemden çok tuhaf hikayeler vardır...

EOKA-B, 1969’da Leymosun’da örgütlenen “Milli Cephe”nin devamıydı. Bu bizzat Makarios tarafından örgütlenmiş bir şey değildi ancak şimdi benim için açık olan şudur ki Makarios bu fikirden hoşlanmıştı, yani “ENOSİS” hazırlığı yapacak, bunun için çalışacak bir örgütlenme olması fikrinden hoşlanmıştı... Makarios her zaman herşeyi kontrol etmeye çalışırdı. Ancak her durumda, hiçbirşeyi de kontrol edemedi sonuçta... Benim görüşüme göre, eğer bir çocuğa bir bidon benzin ve oynamak için bir kutu da kibrit verirsam, sonuçta bu büyük bir yangına neden olursa, sorumluluk o çocuğa ait değildir.

40 yıldır Rum tarafında bir tartışma vardır, Makarios mu daha iyiydi, Grivas mı diye... Bana göre ikisi da aynıdır. Yalnızca kullandıkları yöntemler farklıydı. Aptal Grivas’la akrabalığımız vardır, kan yoluyla değil, evlilik yoluyla... Dayımın karısı Grivas’ın birinci yeğenidir. Kardeşi de Lefkoşa’da doktor idi, aile doktorumuzdu bu adam. Mihalis Grivas, doktordu, Grivas’tan tamamen farklı bir insandı, çok kibar, çok iyi bir insandı, Grivas’la alakası yoktu.

Bir general olarak Grivas, Kıbrıslıtürkler’i denize dökme yöntemini seçmişti. Oysa Makarios, Kıbrıslıtürkler’i gemilere ve uçaklara bindirerek Kıbrıs’tan uzaklaştırma yöntemini seçmişti. Ama sonuçta her ikisinin da amacı Kıbrıs’ı, Kıbrıslıtürkler’den temizlemekti.

 

SORU: Sizce Kıbrıslıtürkler, onlar için niçin “sorun”du? Neden bu kadar büyük bir “sorun” teşkil ediyordu Kıbrıslıtürkler? Kafalarından geçen neydi?

YORGOS OLİMPİOS: 1925’te Kıbrıs Komünist Partisi, Lefkoşa’da insanları örgütlemeye başladıkları zaman, Lefkoşa’daki merkezleri babamın Arasta’daki dükkanı idi (şimdiki Çıraklı binası). AKEL, Kıbrıs’ta komünist hareketin 80nci yıldönümünü kutladığı zaman gazetede bir belge yayımladılar, bu belge, Lefkoşa’daki merkezin komitesiydi, babamın dükkanıydı adres, 1925’ten bir belgeydi bu. Babam komitenin sekreteriydi... Skelleas ilk Genel Sekreteri’di Kıbrıs Komünist Partisi’nin 1926’da, onun adı 15nci sıradaydı...

Babam bir komünistti... Köyüne giderken, Lurucina’dan geçerdi arkadaşlarıyla, Ramazan ve Bayram’da Kıbrıslıtürkler namaza durdukları zaman, onlara taş atarlarmış... Bu adanın gerçek tarihini öğrenmek zorundayız, ben tarihimizin belirli bölümlerini örtbas etmek istemiyorum. Bu 1910’larda, 1920’lerde oluyordu... 1948 ile 1952 yılları arasına bakalım...

Arasta’da 73 yaşında bir Kıbrıslıtürk’le tanıştım, sandalyeciydi...

Ona “Sandalye yapmayı nereden öğrendiydin? Babamın dükkanında mı öğrendiydin?” diye sordum.

Gülmeye başladı ve “Hayır” dedi, “Yorgos Kalamaras’tan öğrendim sandalye yapmayı...”

“Kalamaras?” mı dedim.

“Evet” dedi, “Atina’dan geldiydi Kıbrıs’a...”

Ona tekrar sordum:

“Babamla komşuydunuz, sandalye yapmayı babamdan öğrenmedin mi?” diye tekrar sordum.

“Hayır” dedi bana, “çünkü baban yanında Kıbrıslıtürk çırak çalıştırmazdı...”

Babam bir komünistti, aktif bir üyesiydi Kıbrıs Komünist Partisi’nin fakat Kıbrıslıtürkler’i yanında çalıştırmıyordu!

Bu Kıbrıslıtürk’ün yanından ayrıldıktan sonra Pantelis Varnavas’ı ziyaret ettim. Onu tanıyorsun...

 

SORU: 25 yıl kadar önce onunla geniş bir röportaj yaptıydım, maden greviyle ilgili...

YORGOS OLİMPİOS: Şimdi 90 yaşın üstündedir, 93 yaşında falandır. Onu babam gibi severim, ailece çok yakınız ona... Pantelis Varnavas’a bunu anlattım... Onunla bu konuyu tartıştık... Sonuçta vardığımız sonuç, Kıbrıslıtürkler’le Kıbrıslırumlar arasında örgütsel bağlamda iyi ilişkilerin kurulduğu yıllar olarak 1934 ve 1948 yılları, Lefke’deki madenlerlerdeki ortak mücadelelerdi... Bunun dışında Kıbrıslıtürkler’le Kıbrıslırumlar’ın ilişkilerinin iyi mi, kötü mü olduğu, tamamen kişisel ilişkilere bağlıydı, iyi de olabilirdi o şahsa göre, şu şahsa göre kötü de olabilirdi bu ilişkiler. Ve şunu da söylemek lazımdır: İyi ilişkiler komünistler tarafından yaratıldı, öteki görüşlerden insanlar arasında iyi ilişkiler yoktu demek yanlıştır. Bu tümüyle o insanların kişisel duruşlarına, karakterlerine, ilişkilerine bağlıydı.

Ancak babamın davranışını açıklamamız lazım... Yunanistan’da iç savaş vardı, Ziartides, dağlarda bulunan Zahariadis’i ziyaret etmişti o günlerde, Kıbrıs’ın geleceğini tartışmaya gitmişti... Zahariadis de Yugoslavya sınırından birkaç kilometre uzakta olmasına rağmen, iç savaşın karmaşası içinde kendi rüyaları içinde bulunan bir adamdı...

O dönem İngilizler’in önerileri vardı, daha fazla haklar öngören önerilerdi bunlar, bir dönem sonra da Kıbrıs’a bağımsızlık tanınması öngörülüyordu. O dönem AKEL de bu önerileri kabul etme eğilimindeydi.

Zahariadis, Kıbrıs’tan giden heyete “Birkaç haftaya kadar Atina’yı alıyoruz, şimdi bu durumda kalkıp da İngilizler’in önerilerini mi kabul edeceğiz?” demişti! “ENOSİS için mücadele etmeniz lazım” demişti Zahariadis!

 

SORU: O dönemin komünist Kıbrıslıtürkleri’nden duyduğumuz kadarıyla “Çünkü Yunanistan komünist olacak ve ENOSİS yapacak olan Kıbrıs da komünist olacak” diyorlardı...

YORGOS OLİMPİOS: Kıbrıs’ın komünistleri, Yunanistan’ın komünist devletiyle birleşecekti! Ziartidis böylece Kıbrıs’a döndü ve o dönem ENOSİS için ilk organize kampanyaları başlattı komünistler, Kilise’den önce başlattılar bu kampanyayı! Kilise bundan ancak birkaç ay sonra başlatmıştı böyle bir kampanyayı. Solcular ile sağcılar arasında bir yarış vardı, kim daha milliyetçi olacak diye! Bu da babamın tavrını açıklıyor...

Arasta’daki emektar sandalyeci babamın çok iyi bir adam olduğunu, komşularıyla çok iyi geçindiğini, Kıbrıslıtürkler’le çok iyi geçindiğini anlattı bana. Ve ben de hatırlıyorum ki babam milliyetçi değildi o yaşlarda... Buna rağmen yanında Kıbrıslıtürk çalıştırmamıştı... Tuhaf bunlar, değil mi?

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1349 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler