1. YAZARLAR

  2. Sevgül Uludağ

  3. Lurucina’nın İngiliz nişanlı muhtarı Ali Rauf Bey…
Sevgül Uludağ

Sevgül Uludağ

0090 542853 8436/00357 99 966518
Yazarın Tüm Yazıları >

Lurucina’nın İngiliz nişanlı muhtarı Ali Rauf Bey…

A+A-

LURUCİNA’DAN HATIRALAR…

 

 

a1-112.jpg

Artun Gökşan Lurucinalı’nın “LURUCİNALIYIK” sosyal medya sayfasında yayımlanan bu fotoğraf, Lurucina’nın İngiliz nişanlı eski muhtarı Ali Rauf Bey’le ilgili hatıraların canlanmasına neden oluyor…

“ALİ RAUF BEY (Muhdar): Lurucina’nın İngiliz “Nişanlı” yetkili Muhdarı, Hasan Şiradi ile birlikte. (Fotoğrafı Fatma Gürşan gönderdi)” diye yazan Artun Gökşan Lurucinalı’nın sayfasına insanlar hatırladıklarıyla katkıda bulunuyor…

Ali Rauf Bey’in ailesi, köyde ilk bakkal dükkanını açan aileymiş… Ali Rauf’un babası da muhtar imiş ve “Yeromuhtaro” olarak bilinmekteymiş… O yaşlanınca, İngiliz sömürge idaresi Ali Rauf Bey’i, muhtar olarak seçmiş…

Ali Rauf Bey, köye yol, su, elektrik gibi hizmetlerin getirilmesine öncülük etmiş, Sultan Barbaros’un anlattığına göre… Kendi cebinden harcama yaparak, pek çok hizmetin verilmesini sağlamış…

Ortaokulun yapıldığı arazi de ona aitmiş ve Eğitim Bakanlığı’na bağışlayarak buraya okul yapılmasını sağlamış… Sultan Barbaros, “Bazı zenginleri dolaşarak, fakir öğrencilere burs çıkardı, tabii ki yaptıkları saymakla bitmez” diyor…

Ali Rauf Bey’e İngilizler bir de “nişan” takdim etmişler – bu “nişan”, fotoğraftaki resimde, göğsünde görülebiliyor… Bu “nişan”ı alanlar için kapılar kolaylıkla açılır, işleri halletmeleri kolaylaşırmış…

Kemal Aktunç ise bir hatırasını aktarıyor:

“1964 yılında Dali’den Lurucina’ya göç ettiğimizde Ali Bey, içinde su motoru olan bahçesini bizim kullanmamız için babama devretmişti. Karşılığında ise sadece “Ürettiğiniz ürünlerden biraz da bana verirsiniz” demişti. Babam, onun payını benimle evine gönderirdi. Ali Bey ise giden sebzelerin çok azını kendisine ayırır, kalanını da birkaç parçaya bölerek yine benimle bazı yoksul ve yaşlı insanlara gönderirdi…”

Mehmet Mahmut ise şöyle anlatıyor:

“Her nedense Ali Rauf, araba sahibi olmadı ve araba kullanmayı da öğrenmedi. Eşi Cemal Hanım, İskeleli (Larnakalı) idi, bu yüzden midir, Larnaka’ya çok giderdi.

Anti parantez söyleyeyim bu arada, bizim köyü de içine kapanık bilmemize rağmen, epey denecek gelin vardı İskele’den!

Biz yaz aylarını hanlara giden yol güzergahında, mesela Limburga’da ve Davut eniştemin guyunun bulunduğu Drahona’da geçirirdik. 1960’tan itibaren yani kendimizi bildik bileli… O yolda otostopla hanlara, oradan da Lambiro ile, Duran ile, kimi bulursa yani, İskele’ye gittiğini bilirdik veya söylerlerdi Ali Bey’in…

Daima başında şapkasıyla, elinde bastonu ile ve gat geyimliydi.

Seneler sonra Londra’da bir Rum anlattıydı bana… 1967-68 olmalı, hanların olduğu yerde binmiş grammiye (sefer yapan otobüse yani).

“Ben onu tanıdım” dedi Rum “ve seslendim ona! “Nasılsın” falan deyerek…. Gözlerinden yaş akmaktaydı…

“Nasıl olayım” diye cevaplamış Ali Bey, “en sonunda beni da dövdüler!”

“Bu olaydan sonra da hayır etmedi Ali Rauf!” diye bitirdi sözlerini Hackney Cypriot Centre’de 98 yılında tanıdığım Rum şahıs…

“Bonkör” tanınan biriydi; herkese değilse bile çoğuna yapılacak bir iş için çağırma hakkını görürdü kendisinde; ama kime bir iş yaptırırsa, muhakkak öderdi diye bilirim.

Bana da 12-13 yaşımda “Gel be çocuk bu torbaları, dükkana içeri goy!” diye çağırdı bir gün. Bizim mahallemiz gavelerin içindeydi, yani onun dükkanının karşısında.

Gittim, şöförün getirip dükkanın sekisine endirdiği 4 torba falandı, içeri sürükledim. Bir iki ufak tefek iş daha söyledi, yaptım. Bir veya iki şilin verdi bana. Yani o günlerde biri çağırsa, yardım istese, hem o günlerin insan ilişkileri, hem geçer kültürü, hem da adam yerine konmayı hissetmek dolayısı ile, bir karşılık beklemeden yapardık zaten isteneni…

Hasan Siradi’ye (“Shiradi”, “dul” anlamındadır) Ya onların annesi ya da neneleri genç yaşta dul kalmış küçük çocukları ile ve hatta gaynatası malı ve parayı adaletsiz dağıtmış. Onlara az veya hiç pay vermemiş ama evlatları çalışarak geri almışlar dedelerinin veya babalarının dağılan malını diye anlatanlar vardı. Neysa daha iyi bilenler varsa, yazsın, konumuz muhabbet… Evet, Hasan Siradi’ye gelince, çalışkan bir insandı. Küçükler okulunun (biz aşağıdaki okul da derdik) arkasındaki araziler, harmanlar, bir hayle tarım makineleri ve saban ve tepsiler ile doluydu. Başka yerde görmediğim aletler; bunların bazıları yarı otomatik makinelerdi. Mesela hayvanlarla çekilen iki veya üç tekerlek üzerinde giden, biçme makinası vardı. Tekerlekler dönünce bıçaklar gidip gelmeye başlardı, aynı kumbayda olduğu gibi. Biçilen kalemleri yani ekinleri belli bir aralıkta yana kaldırılan platformdan yere dökerlerdi ve arkadan gelen işçiler da bunları demet yapardı.

Çok farklı tarım makineleri görürdüm orada. Çok meraklıydım teknolojiye anlaşılan ve durur, çalışma sistemlerini anlamaya çalışırdım okuldan sonra… Bunların çoğu Hasan Siradi (Yeniçeri) ve kardeşine aitti galiba… Sonunda bütün bu güzel aletler, müzelere yerleştirilmesi gereken aletler, demir hurcacıları tarafından götürüldü… Hasan dayıyı ben pantolonlu hatırlarım ve her zaman yüzünde gülümseme olan, rahat duran bir insan; ki evlatları da öyledir; özellikle da Osman Genç (o da Yeniçeri tabii)… Bu fotoğrafta onu dizlikli görünce ve tabii traktör gaşası ve üzerindeki aletler, bisiklet, insanlar, kolaylıkla arka plandaki işçiler (ırgatlar) diyebileceğimiz fotoğraf ve tabii kalantor duruşu ile bir Büyük ki o da Ali Rauf Bey’dir (idareci, komiser, ağa olabilecek bir tip) tamamlayınca sahneyi, nereye götürür bizi/sizi? Hafızalarımızda yer etmiş popüler filmlere, film kahramanlarına değil mi?... Şener Şen değilse, Kemal Sunal filmine! Neden Türkiye’ye uzandım birden, Lurucina’yı konuşurken?... Çünkü bizim romanlarımız, aklıda kalacak, iz yapacak şekilde anlatmadı bunları daha!... Ve bir da, biz hala daha başımızı (aklımızı yani) Rumluk-Türklük meselelerinden kaldıramadık ki yukarı…”

s2-146.jpg

Kıbrıs’ın İngiliz Valisi Sir John Harding, Lurucina’yı ziyaret ediyor… Efsanevi öğretmen Orhan Seyfi Arı ona eşlik ediyor…

“LURUCİNALIYIK” sosyal medya sayfasında Artun Gökşan Lurucinalı’nın yayımladığı iki önemli fotoğraf daha var ki bunlar da efsanevi öğretmen Orhan Seyfi Arı’yı gösteriyor – bu fotoğraflardan birisinde eşi ve iki oğluyla görülürken, bir diğerinde de Kıbrıs’ın İngiliz Valisi Sir John Harding’in Lurucina ziyaretinde ona eşlik ederken görülüyor. Bu sonuncu fotoğrafı İsmail Veli arkadaşımız göndermiş Artun Gökşan Lurucinalı’ya… Fotoğrafta, İngiliz valisi ve Orhan Seyfi Arı’yla görülen çocuk, Soner Arifler arkadaşımız…

Soner Arifler, bu fotoğrafla ilgili olarak şöyle yazıyor:

“Bu fotoğraf, köydeki evimin önündeki ortaokul olarak hizmet veren binada 1956-1957 öğretim yılında çekilmişti. Resimde gördüğünüz, köyümüzü ziyarete gelen, Vali, Sir John Harding, yanında rahmetli Orhan Arı, gülümseyerek, beni vali ile konuşturmak istemişti. Ben ayağa kalkmayınca dişlerini sıkarak, biraz da kızgın ama kısık bir sesle "Ayağa kalk Soneeer!" diye uyarınca mecburi ayağa kalkıp Vali ile İngilizce olarak 1-2 kısa cümle ile o zor anları geçiştirdim. Orhan Arı İngilizce ve Yunanca dersleri öğretmenimizdi. Fotoğrafı, bana, çok yıllar önce rahmetli Orhan Arı’nın oğlu Eren Arı göndermişti. An itibarı ile bilgisayarımda bulamadım. Teşekkürler sevgili Ismail Veli. Eren Arı’nın bir ara vefat ettiği haberini almıştım.”

Engin Arı ise bu fotoğrafın yıllardır evinde duvarda asılı olduğunu anlatıyor…  Engin Arı, bu fotoğrafla ilgili olarak şöyle diyor:

“Bu resim benim evinde duvarda asılıdır yıllardır. Resimin altında yazanlara göre Vali Sir John Harding ve yıl da 1957’dir. Orada ayaktaki çocuğunda değerli hocam Soner Bey olduğunu hem rahmetli babam, hem de rahmetli Eren abim söylemişlerdi.”

Yusuf Toz arkadaşımız ise fotoğrafın üst köşesinde Kubilay Usta ve Canbulat’ın da görülebildiğine dikkati çekiyor…

Sevgi Bedeoğlu, Orhan Seyfi Arı’yla ilgili olarak “Köyümüze gelen en unutulmaz müdür… Kapı kapı öğrenci topladı, ben bir öğretmen olmayı ona borçluyum! Allah rahmet eylesin” diye yazıyor.

Orhan Seyfi Arı’nın ailesiyle birlikte görüldüğü fotoğrafla ilgili olarak Artun Gökşan Lurucinalı, şöyle yazıyor:

“LURUCİNA’DAKİ ARI AİLESİ: Ortaokul Müdürü Orhan Seyfi Arı, eşi Suzan Arı ve oğulları Eren ile Ersin. (Fotoğrafı İsmail Veli gönderdi)”

Nazife Tozzi Gürşan, Orhan Seyfi Arı’yla ilgili olarak şöyle yazıyor:

“Allah rahmet eylesin, benim de öğretmenim idi. Okul müdürü idi. İngilizce, Türkçe ve Rumca derslerine girerdi…

Biz bir olay yaşamıştık orta 1’de… EOKA devri başlamıştı… Rumca dersinde bazı öğrenciler kitaplarını getirmedi, isyan bayrağı çekildi, getirenler de çıkarmadılar. Orhan Bey, gayet ciddi sınıfa girdi.

“Hani kitaplarınız?” diye sordu. Asi öğrenciler “Biz artık Rumca okumak istemiyoruz” dediler.

“Niye?” diye sordu hoca.

“Rumlar, Türkleri öldürüyorlar, onun için…” dediler.

Bir kızdı!

“Bre siz Maarif Dairesi misiniz ki dersler hakkında karar verdiniz? Bugün cezalısınız” dedi.

Hatta o gün Cuma günü idi, camiye o kadar önem verdiği halde, yine de o gün kimsenin camiye gitmesine izin vermedi, kaçıp gidenleri de cezalandırdı…

Benim bildiğim üç oğlu vardı: Eren, Ersin, Erdin… Köyden ayrıldıktan sonra Engin isimli bir oğlu daha olmuş. Duyduğuma göre büyük oğlu Eren, rahmetlik olmuş. Nurlar içinde uyusun, mekanı cennet olsun…”

Şerife Bozkurt ise “Rahmetlik Orhan Seyfi Arı benim öğretmenimdi, ayrıca okul müdürüydü. Bize Rumca dersi verirdi. Nur içinde yatsın, çok emeği geçti Akıncılar’a” diye yazıyor.

İsmail Veli ise “Orhan bey 1953-59 yıllarında Lurucina’da öğretmenlik etti. 1955’te köyde üçüncü oğulları oldu” diye yazıyor…

Engin Arı ise kendi sosyal medya sayfasında, bu fotoğrafı paylaşan Lurucinalılar’la ilgili olarak şöyle yazıyor:

“Lurucina (Akıncılar) köyü insanı ne kadar vefalı, kadirşinas ve sevgi dolu insanlar. Rahmetli babam Orhan Seyfi Arı köylerinde ortaokul müdürü olarak görev yaptığı 1950’li yıllardan itibaren hiç iribatlarını kesemediler. Ne babam onlarla ve köy ile, ne de köylü onunla. Bizi aileleri bildiler, biz de orayı köyümüz, köy insanını en yakınlarımızdan bildik. Bugün “Lurucinalılar” grubunda gün boyunca konu babamdı. Rahmetli babam, annem ve  büyük abimin (Eren) hayatta olmamalarına rağmen Lurucinalılar tarafından yaşatıldıklarını ve onların yıllarca süren yürekten sevgisini görmek bizi çok duygulandırdı. Nezaket gösterip beni de gruba davet ettiler. Sevgili köylülerim sizi çok seviyoruz. İyi ki varsınız. Teşekkürlerimizle.”

Işıklarda olsun Orhan Seyfi Arı bey ve oğlucuğu Eren Arı…

 

 

 

 

Bu yazı toplam 1260 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar