1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. LURİCİNA
LURİCİNA

LURİCİNA

Stella Aciman: 1974 öncesi, Kıbrıs’ın en büyük ve kalabalık Türk Köyü… Geçmişin Luricina’sı, bu günün Akıncılar’ı. Her Kıbrıslı’nın yolu eminim bir defa olsa bile bu köyden geçmiştir

A+A-

 

 

Stella Aciman

 

1974 öncesi, Kıbrıs’ın en büyük ve kalabalık Türk Köyü… Geçmişin Luricina’sı, bu günün Akıncılar’ı. Her Kıbrıslı’nın yolu eminim bir defa olsa bile bu köyden geçmiştir. Benim için de; bu Ada’da gezdiğim diğer köylerin arasında farklı bir yeri vardır Luricina’nın. O yüzden salt etkinliklerde değil; diğer zamanlarda da oraya gider, köyün içinde dolaşır, meydandaki restoranda kebap yer, Engin Savim’in organik bal ürettiği arı çiftliğini gezer, yerli halkla sohbet ederim. 1 Mayıs Salı günü Luricina’da EVVEL ZAMAN ETKİNLİĞİ’nin ikincisi vardı ve ben yine yollardaydım. Sizlere bu köyün tarihini, geçmişini anlatmak değil niyetim çünkü bu tereciye tere satmak olur. Ama geçmişi KKTC’de çok eski olmayan biri olarak sizlere benim Luricina’mı anlatabilirim. Haydi, gelin gezimize köy kahvesinden başlayalım.  Hasır sandalyeleri ile tipik bir köy kahvesi… Müdavimleri bir masanın başına oturmuşlar, sohbet ediyorlar ve bakla, zeytin, ekmek yiyorlar. Tarladan yeni toplanmış baklaların kokusunu alıyorsunuz. Yaşlı delikanlılardan kahvenin sahibi Bahattin Bey hemen yerinden kalkıyor ve güler yüzüyle bana, ‘hadi buyurun bakla, zeytin yiyelim’ diyor, iskemlesini veriyor.

 

 

 

 

Bahattin Kansu (Köy Kahvesi sahibi)

“Asker kontrolü bizi köyden uzaklaştırdı”

 

Burada mı doğdunuz?

Evet, doğma büyüme Luricina’lıyım.

Kaç yıldır bu kahvedesiniz?

28 yıldır bu kahveyi ben çalıştırırım.

Peki, bu bina kaç yıldır var?

En az 150 yıllıktır.

Festivallerden memnun musunuz, ilgi nasıl?

Belediye Başkanımız ve muhtarımız sağ olsunlar, güzel festivaller yaparlar. Bayağı gelenler oluyor tabii ama 1974 Barış Harekatı’ndan sonra maalesef köylülerimiz buradan ayrılmak zorunda kaldılar.

Ekonomik sorunlardan dolayı mı göçler oldu?

Pek tabii ama bazılarının işleri başka yerlerdeydi. 1974’ ten sonra bizim buradan çıkışımız asker kontrolündeydi. Adam sabah beşte işine gitmek zorundaydı ama çıkamazdı. O yüzden buradan ayrılmak zorunda kaldılar.

Luricina halkı geçimini nasıl sağlıyor?

Köylümüz hayvancılık ve çiftçilikle uğraşır. Köyümüzün insanı çok çalışkandır ve işlerine sadıktır.

Köyde genç nüfus var mı?

Genç nüfus vardır ama evlenmezler bekar kaldılar. 20-25 kişimiz vardır, yaşı kırklara yaklaşan ama evlenmezler maalesef.

 

-----------------------------------------------------------------------------------

 

Ve kahvenin diğer konukları…

“Köyüme döndüm”

 

 

Celal Kavaz

Kaç yıldır İngiltere’de yaşıyorsunuz?

60 yıldır yaşarım. İngiltere’de yaşayan çok Luricinalı vardır. Artık emekli oldum ve köyüme dönüyorum. Babamın ve dedemin evlerini tamir ediyorum.

 

Kemal Özsoydan

Ben Lefkoşa’da yaşarım ama hafta sonları köyüme gelirim. Burada evim var. Çocuklarım işlerinden dolayı Lefkoşa’da yaşar.

 

İsmail Akandere

Ben çoluk çocuk hep burada kaldım. Çiftçilik ve şoförlük yaparım. Arpa ve buğday yetiştiririm.

 

 

 

Luricina’nın sandalyecisi

 

İhtiyar delikanlılarla yaptığım sohbetten sonra köyün tek sandalyecisi Ege Mehmet’in yanına gidiyorum. Meydanın bir köşesinde sergilediği, Kıbrıs’ın hasır sandalye tarihini anlatan her biri farklı yapım sandalyeleri izlerken, 1925 yılından 1960 yılına kadar Kıbrıs’ta yapılan bu hasır sandalyelerin ne kadar farklı modelleri varmış meğerse diye düşünüyordum.

 

Bu zanaatı kimden öğrendiniz?

Küçük yaşlarda başladım sandalye yapmaya ve kendi çabalarımla öğrendim.

Tek başınıza mı çalışıyorsunuz?

Evet, kendi ellerimle yapıyorum ve satıyorum. 10 yaşındaki yeğenime de öğretiyorum.

Ana maddesi nedir hasır sandalyenin?

Saz… Sazları kestikten sonra güneşin altına seriyoruz, çevirerek kurutuyoruz. Belirli bir kıvama geldikten sonra yararız ve işlemeye başlarız.

Bir sandalye yapımı için ne kadar saz kullanıyorsunuz?

Bir sandalyeye bir buçuk kilo saz gider.

İskeletine hangi ağacı kullanıyorsunuz?

Gürgen ağacı kullanıyorum.

İlgi var mı hasır sandalyelere?

İlgi var ama ekonomi bozuk olduğu için çok fazla satış olmuyor. Bir de plastik sanayinin tecavüzüne uğradığımız günden beri işler kesat gitmeye başladı.

Günde kaç sandalye yapıyorsunuz?

İki sandalye yaparım. Kıbrıs’ın kültürünü dünyaya tanıtmaya çalışıyoruz.

 

 

 

Evvel Zaman Etkinliği

 

Luricinalı Ege Mehmet’in yanından ayrılırken aklım hala, ustanın ‘asla satmam’ dediği, restorasyonunu uzun uğraşlar sonucu yaptığı; her biri okaliptüs, ardıç, alıç, zangalak-gürgen ağacı karışımından yapılan eski sandalyelerin güzelliğinde kalmıştı.

Artık köy meydanında kalabalığa karışmanın zamanı gelmişti. Gençlik Lokali’nin önünde kurulmuş koca mangalın üzerinde dumanları tüten kebaplardan yemeden olur mu hiç?

Elimde, içi kebapla doldurulmuş pideyle meydanın bir köşesine iliştim ve herkes gibi ben de Arda Gündüz’ü dinlemeye başladım. Bir ara aşka gelen Arda’nın yeri göğü inleterek söylediği şarkının ‘ evine dön Ayşe tatil bitti. Ayşe tatil bitti, haydi evine Ayşe’ sözleri ise hayli manidardı.

Her festivalde olduğu gibi Luricina’da da yerel tatlar stantlarda yerlerini almıştı. Bu festivallerin en hoşuma giden yanı da bu. Ev yapımı ürünlerden kaçabilmeniz mümkün olamıyor ve dönüş zamanı bir bakıyorsunuz; elinizdeki poşetlerin içi hellim, macun, zeytin gibi yiyeceklerle dolmuş.

Köy meydanının girişinde kalan büyük avlulu evin önünde oturan, sohbet ederken önlerinden geçenlerle de konuşmayı ihmal etmeyen, onların selamını alan iki yaşlı kadın dikkatimi çekiyor ve yanlarına gidiyorum. Beni, sanki kırk yıllık tanışları gibi karşılıyorlar ve yanlarına oturmamı istiyorlar. Önce onlar beni sorguya çekiyorlar, anlatıyorum… ‘Uzaklardan geldim’ diyorum. ‘Benim geldiğim yerde artık kimse birbirini tanımaz oldu’ diyorum… Tuhaf tuhaf yüzüme bakıyorlar. ‘ Hadi şimdi siz anlatın’ diyorum…

 

Bahire Kubilay

Ben 12 yaşında geldim bu köye. Altı tane çocuğum var, hepsini de okuttuk. Eşim çok faal bir insandı ve köyü için çok çalışırdı. Liselerde tiyatro kulübü kurmuştu. Çok güzel bir köydü bir zamanlar burası. İnsanları birbirine çok bağlıydı. Kocam rahatsızlandıktan sonra giriş-çıkışların zorluğunu yaşadığımız için 1974 sonrası Akdoğan’a gitmek zorunda kaldık.

Evlendiğimde evim yoktu. Evimizi kocamla sırtımızda taş, toprak taşıyarak yaptık. Şimdi gelince evimi görür, hasta olurum. Şu an içinde bir akrabamız kalır ama ne dersen de bir hayat geçti o evin içinde. O yüzden buraya sık gelmek istemem ama yine de köy çekiyor işte. Çünkü eltim ve çok arkadaşlarım var burada. Velhasıl yavaş yavaş alışacağız daha sık gelmeye…

 

Nafiya Cannur

Ben burada doğdum ve hep burada yaşadım. Eski Luricina çok iyiydi, insanlar birbirlerini çok severdi… Kalabalıktı. Az sayıda da olsa Rumlar da vardı, onlarla da ahbaplık yapardık, iyi insanlardı. Dört erkek bir kız çocuğum var. Hepsi bir yerlere dağıldı… Ekmek parası için tabii…

 

 

 

 

 

Kıbrıs ‘ta yapılan tüm festivallere gitmeye çalışırım. O festivallerin çoğuna KKTC’nin her yerinden insanlar gelir ama Lurucina çok farklıdır çünkü Lurucina’ya çoğunlukla Lurucinalılar gelir. Yılda bir kez olsa bile, o köy hala kendinden kopamayan insanlarını bir araya getirmeyi başarır. Meydanda toplanan insanların birbirlerine olan özlemlerinin, sevgilerinin havaya yayılan enerjisi sizi de içine hemen alır ve kendinizi o köye ait hissettirir.

Bakın, köyün muhtarı Sultan Barbaros hayatını adadığı köyünü nasıl anlatıyor… Son söz köyüne yürekten, sevgiyle bağlı bu kadının olsun.

 


Sultan Barbaros (Köy Muhtarı)

 

“5000 kişiydik, 270 kaldık”

 

Kaç senedir muhtarlık yapıyorsunuz?

Bu sene 2 yılı doldurdum.

Nasıl gidiyor, böyle bir köyde muhtarlık yapmak kolay mı?

İyi gidiyor ama bizim özel bir konumumuz var. Birinci derece askeri bölge sayılıyoruz. Asker bize izin verdiği sürece adım atabiliyoruz. Bu zinciri kırmaya çalışıyoruz çünkü bizim köyümüz savaşta düşmedi kendi kendini koruyan bir köydü. Çok akıllı idarecileri vardı ve 1974’e kadar getirdiler. 1974’ten sonrasını getiremediler. Köyü dağıttılar. Şimdi köyü toparlayacağız diyemiyorum ama uğraşılarımız var. Uzakta olan köylülerimizin buraya haftada bir gelmeleri bile bizler için büyük mutluluk oluyor. Evlerini açmaları onların yüzlerini görmemiz… çünkü Luricina insanı çok güzeldir. Bugün köylülerimi burada görmekten dolayı çok mutlu oldum. Burası bir tür buluşma yeri gibi oldu.

Bu köy çok mu göç verdi?

Evet, 5000 nüfustan 270 kişiye düştük.

270 kişinin arasında kaç tane genç var?

16-26 yaş arası 26 gencimiz var. Çoğunluk yaşlıdır… 70 yaş ve üzeri diyebilirim.

Bu 26 genç nasıl kaldı burada?

Şimdiki gençler artık burada kalmak istemiyorlar. Biz onları tutmak istiyoruz fakat haliyle onların ilgi alanları farklı. Onları kazanmaya, ilgi alanları yaratmaya çalışıyoruz.

Okul var mı?

Küçük bir ilkokulumuz var. Orada da 12 çocuk okuyor. Seneye açılır mı bilemiyorum.

Köydeki ekonomik durum nasıl?  

Burada yaşayanların ekonomik durumları iyidir. Köyde yoksul insan yoktur diyebilirim.

Yabancı yerleşimcilere açık mı?

Gerçek şu ki; yabancının girdiği yerde olaylar da olur. Ben kendi köylümün gelip buraya yerleşmesini istiyorum. Yani geleceklerse topraklarına evlerine sahip çıksınlar.

Peki, bunun için bir uğraşınız var mı, dönenler var mı?

Var tabii, ben şahsen uğraşıyorum. Dönenler var ama yaşlılar… 60 yaş üzeri. Ama bu da mutluluk veriyor çünkü gelirken çocuklarını da getiriyorlar.

Meydanda restore edilen evleri devlet yardımıyla mı yaptınız? 

Belediye başkanının ve Luricina Yaşıyor Derneği’nin çabalarıyla restore edildiler. Ben Kıbrıs’ta böyle güzel, düzenli başka bir köy meydanının olduğunu sanmıyorum.

Bu sene iki toplumun katıldığı pikniği yapamadınız…

Evet, yapamadık çünkü izin vermediler.

Rumlar geliyor mu köye?

Gelmiyor… İşte bunun için çabalıyoruz, çünkü bizim buraya bir kapı açılırsa köyün canlanacağına inanıyorum. Etrafımızda üç tane Rum köyü var ve hepsinin toplamı 15000 kişiyi bulur. Bunların yüz kişisi her gün köyü ziyaret etse bizim için çok iyi bir durumdur.

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1340 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler