1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. 'Lübnan'da savaş sırasında hep banyo küvetinde uyuyordum'
Lübnanda savaş sırasında hep banyo küvetinde uyuyordum

'Lübnan'da savaş sırasında hep banyo küvetinde uyuyordum'

Kayıplar Komitesi’nin üçüncü üyesi olarak görev yapmakta olan Christoph Girod, savaş bölgelerinde geçen hayatıyla ve Kayıplar Komitesi’ndeki çalışmalarıyla ilgili olarak sorularımızı yanıtladı. Onunla röportajımızın devamı şöyle: SORU: G

A+A-

***  Kayıplar Komitesi üçüncü üyesi, Birleşmiş Milletler Temsilcisi Christoph Girod anlatıyor...

 

“Lübnan’da savaş sırasında hep banyo küvetinde uyuyordum...”

 

 

Kayıplar Komitesi’nin üçüncü üyesi olarak görev yapmakta olan  Christoph Girod, savaş bölgelerinde geçen hayatıyla ve Kayıplar Komitesi’ndeki çalışmalarıyla ilgili olarak sorularımızı yanıtladı. Onunla röportajımızın devamı  şöyle:

 

SORU: Gazze’den sonra nereye gittiniz?

CHRISTOPH GİROD: Gazze’den sonra Lübnan’a geçtim... Lübnan’ın güneyiyle ilgili bir alt büronun sorumluluğunu üstlenmiştim.  Hatırlarsınız, o günlerde İsrail hala Lübnan’ın güneyini işgal etmekteydi, oraya gittiğim zaman Amal vardı orada, sonra bu bir Amal-Hizbullah savaşına dönüşmüştü... Sonra da bu Michel Aoun-Hafız Esad savaşına dönüşmüştü... Savaş Michel Aoun ile Hafız Esad arasında bir savaşa dönüşünce, ben de Beyrut’a gitmiştim. 1990’ın sonlarında nihayet bombalamalar durmuştu.

Ancak tam bir savaştı Lübnan’daki – hatırlıyorum, banyo odasında uyuyordum çünkü Beyrut’ta penceresi olmayan tek yer orasıydı benim için... Sürekli bombardıman yapıldığı ve sürekli ateş açıldığı için de bir tür “güvenlik” içinde uyuyabileceğim tek yer banyoydu. Banyo küvetinde yatıp kalkıyordum... Bazan sığınaklara gidiyorduk tabii ancak her gün, her gece sığınaklara gidemezdiniz ki... Çok gergin günlerdi bunlar. Ancak yine de inanılmaz bir deneyimdi. Lübnan’ı çok sevmiştim...

 

SORU: Lübnan’ın nesini sevmiştiniz?

CHRISTOPH GİROD: Lübnanlılar’ı sevdim...

 

SORU: Nasıl insanlardır Lübnanlılar?

CHRISTOPH GİROD: Birkaç kelimeyle tarif etmek zor... Ancak çok misafirperverlerdir... Lübnan’ı çok sevdim çünkü bana çok şey öğretti... “İntifada”nın bir savaş olmadığını söylemiyorum ama Lübnan’daki tam bir geleneksel savaştı, bombardımanlarıyla, karşılıklı ateş açmalarıyla, katliamlarıyla... Bir savaşta ne olup bitiyorsa, hepsi de gerçekleşiyordu Lübnan’da. Benim için inanılmaz birşeydi. Çünkü mesela Afganistan’dayken ben, savaş Afganistan’daydı, oysa ben Pakistan-Afganistan sınırındaydım. Gazze’de işgal vardı, “İntifada” da farklıydı biraz. Ama Lübnan’da gerçek bir savaş vardı ve belki de ilk kez bir savaşın tam ortasındaydım. Benim için bu bir öğrenme süreciydi ve Lübnan’da çok şey öğrendim. İnsanların savşata nasıl davrandıklarını öğreniyordum mesela.

Ancak tüm bunların ötesinde Lübnan’ı seviyorum, Lübnanlılar’ı seviyorum. Lübnanlılar çok misafirperver insanlardır, sizi anında öldürebilecek olsalar dahi, yine de seviyorum Lübnanlılar’ı... Ömrüm boyunca Lübnan’ı hatırlayacağım... İki yıl önce Lübnan’a gittim ve tekrar çok sevdim Lübnan’ı...

 

SORU: Lübnan’dan sonra neler yaptınız?

CHRISTOPH GİROD: Lübnan’da iki rehin alma durumu vardı – ben de Uluslararası Kızılhaç Örgütü’nün oluşturduğu rehinlerin serbest kalmasını sağlayacak timin içindeydim. Bu yüzden pek çok kez Cenevre-Beyrut, Cenevre-Şam arası seyahat ediyordum.

 

SORU: Kimlerdi rehin alanlar?

CHRISTOPH GİROD: Filistinli fraksiyonlardı bunlar ve bir başka fraksiyon tarafından tutuluyorlardı.

 

SORU: Rehineler kimlerdi?

CHRISTOPH GİROD: Protez uzmanıydı bu iki kişi – Sayda’da bir atölyemiz vardı ve savaşta yaralanıp kolunu, bacağını kayıp etmiş olanlara protez takılıyordu bu yerde. Uluslararası Kızılhaç Örgütü çalışanıydı bu iki uzman. On ay kadar sonra serbest bırakıldılar. O zaman Körfez Savaşı’nın bulunduğu bölgeye gittim... Çünkü bu arada 1991 yılında Saddam Hüseyin, Kuveyt’i işgal etmişti. Cenevre’de bununla ilgili olarak oluşturulan görev ekibine katıldım, böylece Kuveyt işgalinin başlangıcından, Kuveyt’in özgürleşmesine kadar geçen süreçte, Uluslararası Kızılhaç Örgütü’nün bu bölgedeki faaliyetlerini koordine ediyordum. Sonra da Kuveyt’e misyon başkanı olarak gönderilmiştim...

Irak, Kuveyt’ten çekilirken hatırlayacaksınız Saddam Hüseyin petrol kuyularını ateşe vermişti... Ben oraya vardığımda hiçbirşey göremiyorduk, her yer karanlıktı, dumandan... Uçakla gitmiştik Kuveyt’e ve uçağın inişini gerçekleştirecek enstrümanlar olmadığı için, pilot alanı görüp öyle inmek zorundaydı! Sürekli havada tur atıyorduk, pilot nereye inebileceğini kestirmeye çalışıyordu! Oradaki müttefik güçlere konuşuyordu, “Biz buradayız”, “Sizi duyuyoruz ama göremiyoruz!” diyorlardı! Sonuçta bir sorun olmaksızın inebilmiştik.

Kuveyt’te sürekli şemsiyeyle dolaşmak zorundaydık çünkü sürekli başımıza petrol yağıyordu! Petrol kuyuları yanmaktaydı, bu yüzden gökyüzünden başımıza petrol yağıyordu! Dokandığı yerden asla çıkarılamazdı bu petrol – bu yüzden şemsiyeyle dolaşarak kendimizi korumaya çalışıyorduk. Çok dikkatli yürüyorduk – arabada mesela viperler gökyüzünden başımıza yağan petrolü temizleyemiyordu çünkü yapışkandı petrol!

Iraklılar, Kuveyt’te ne buldularsa alıp gitmişlerdi! Bütün mağazaları soymuşlardı, yol kenarlarındaki bütün tabelaları söküp götürmüşlerdi, halıları, kapıları, pencereleri söküp götürmüşlerdi... Hiçbirşey kalmamıştı... Boş raflardan başka hiçbirşey kalmamıştı mağazalarda! Trafik ışıklarını bile söküp götürmüşlerdi! Hiçbirşey bırakmamışlardı geride, herşeyi ama herşeyi sökerek Irak’a götürmüşlerdi! Geride hiçbirşey bırakmamışlardı!

Kuveyt’te bazı Filistinliler kalmıştı, Kuveytliler de geriye dönmeye başlıyordu – o zaman “intikam” duyguları ortaya çıkmaya başlamıştı – bu yüzden bölgedeki insan hakları durumu kötüleşiyordu – bu yüzden Filistinliler’in hapishanesini ziyaret ediyorduk. Sabah uyanıyorduk ve köprülerde, yollarda bazı Filistinliler’in asılmış olduğunu görüyorduk... Çok kötüydü...

Orada da altı ay kaldım – bu deneyim de benim için çok ilginçti. Çünkü ilk kez ABD, Fransa, İngiltere’nin büyük ordularıyla çalışıyordum...

Sonra bir gün artık Uluslararası Kızılhaç Örgütü’nde çalışmamın yettiğini düşündüm. Ve ayrıldım...

O zaman henüz bilmiyordum, şimdiki gibi bilinmiyordu bunlar henüz ama bende Post-Travmatik Stress Bozukluğu başgöstermişti... O kadar aşırı stres altında bulunursunuz ki, davranışlarınız tuhaflaşmaya başlar. Herhalde bunu bilmeksizin Uluslararası Kızılhaç Örgütü’nden ayrılmak istememin nedeni buydu... Ayrıldım...

 

SORU: Bundan biraz söz eder misiniz?

CHRISTOPH GİROD: Mesela bir kapı çarpsa yerimden fırlıyordum, sanki de bir bomba düşmüş gibi hissediyordum! Herşeyden kuşku duyuyordum... Geceleri düzgün uyuyamıyordum. Bir depresyonun tüm belirtileri vardı bende ama tam bir depresyon da değildi bu. Kendimle ne yapacağımı bilemiyordum... Artık Uluslararası Kızılhaç Örgütü’nde çalışmak istemediğimi biliyordum ama ne yapmak istediğimi de bilmiyordum.

Bir İsviçre gazetesinde çalışmaya başladım, altı ay kadar sürdü bu, sonra oradan da ayrıldım çünkü tam olarak ne istediğimi kestiremiyordum.

Kahire’ye gidip bazı arkadaşlarımla buluştum, seyahat ettim, bir yılımı hiçbirşey yapmayarak geçirdim. Ondan sonra Uluslararası Kızılhaç Örgütü tekrar bana gelerek bana Körfez Savaşı’yla ilgili bir kitap yazmamı önerdi. Bu kitabı yazmaya giriştim. Bu kitap da tekrar dikkatimi toplamamı sağladı... Kitap, Körfez Savaşı esnasında Uluslararası Kızılhaç Örgütü’nün faaliyetleriyle ilgiliydi... Kitabı yazarken, bir yandan da terapiye gidiyordum, post-travmatik stress bozukluğumu gidermek için... Kitap yayımlandı... Ancak bu kolay olmamıştı. Anlaşmamız şöyleydi: Ben kitabı yazacaktım fakat Uluslararası Kızılhaç Örgütü’nün yazacağım bu kitabı sansür etme hakkı olmayacaktı – benim onayım olmaksızın da kitabı yayımlayamayacaktı. Sonuçta anlaşmak zorundaydık. Uluslararası Kızılhaç’taki bazı kişilerin yazdıklarımla ilgili sorunları vardı – yayımlamak istemiyorlardı ama başkaları vardı ve onlar da bu kitabın yayımlanmasını istiyordu. Bir süre bir şey olmadı... Ama sonuçta kitap yayımlandı...

Uluslararası Kızılhaç Örgütü’nün Avrupa’dan sorumlu operasyonlar bölümüne geçmiştim bu kez. 1992-93’tü, Yugoslavya’da savaş başlamıştı... Ben Cenevre’den operasyonların sorumlusu idim. 4-5 yıl boyunca böyle çalıştım. Çok ilginçti bu da. Eski Yugoslavya’da her yere gidiyordum – çok seyahat ediyordum, daha çok Bosna’ya gidiyordum çünkü sonuçta en uzun süren savaş, Bosna savaşı olmuştu. Ancak her yere gittim. Zagreb’e falan...

 

SORU: Bu savaş nasıldı?

CHRISTOPH GİROD: Korkutucuydu...

 

SORU: Lübnan’daki savaştan farkı neydi?

CHRISTOPH GİROD: Çünkü Yugoslavya’da yaşamıyordum ben. Eğer bir yerde yaşıyorsanız farklıdır, eğer dışarıdan gidiyorsanız oraya farklıdır. Bombardıman oluyor ve siz hiçbirşey bilmiyorsunuz. Hissedemiyorsunuz ve bu da savaşı daha ürkütücü kılıyor. Saraybosna’dasınız ve etrafınıza bombalar yağıyor ancak bunların nereden geldiğini bilmiyorsunuz, cephelerin tam olarak nerelerde olduğunu bilmiyorsunuz, size anlatsalar da bilmiyorsunuz çünkü orada yaşamıyorsunuz. Oysa Beyrut’ta kimin tam olarak nerede mevzilenmiş olduğunu çok iyi biliyordum, Michel Aoun tam olarak nereden karşılık verecekti, mevzileri neredeydi, bunu biliyordum, herşeyi biliyordum. Bu bağlamda, daha rahatsınız demiyorum ancak bir şekilde daha rahat hissedersiniz çünkü tam olarak neler olup bittiğinin farkındasınız, orada yaşıyorsunuz çünkü. İnsanlar koşuyorsa neden koştuklarını biliyorsunuz. Oysa dışarıdan, yaşamadığınız bir yerde bir savaşın ortasına gittiğinizde, hiçbirşey bilmiyorsunuz, bu yüzden daha ürkütücü geliyor size savaş... Aynı zamanda şöyle bir şey de var: Mesela bir karar alıyorsunuz ancak gerçekten neler olup bittiğini biliyor musunuz ki bu kararı alıyorsunuz? O zaman karar alırken, orada yaşayan meslektaşlarınızın söylediklerine dayanarak bunu yapıyorsunuz. Bazan diyelim ki oradaki meslektaşlarınız bir karar vermenizi istiyor ancak siz kendi kendinize “Ben gerçekten de karar verebilecek durumda mıyım?” diye düşünüyorsunuz. Benim için bu dıştan idare, yeni bir deneyimdi... Neler biliyorum? Tam olarak rolüm nedir burada? Bildiklerimi nereden biliyorum? “Dıştan” gelen birisi olarak yani...

 

SORU: Yugoslavya’da neyle uğraşıyordunuz, oraları ziyaret ettiğiniz zaman?

CHRISTOPH GİROD: Herşeyle... İç yönetim, siyasi partilerle, orduyla, askerlerle, savaşçılarla buluşmak... Hapishaneleri ziyaretler... Oradaki Uluslararası Kızılhaç Örgütü’ne örgütlenebilmesi için yardımcı olmak gibi... Kendi aramızda çok tartışmalar oluyordu, yapacağımız şeyleri nasıl yapacaktık? Engeller nelerdi? Kendi insanlarımızın güvenliği için neler yapılmalıydı? Parçalanmış ailelerin bir araya getirilmesi, hapishanelere ziyaretler, esir değiş-tokuşu, yardımlar, Saraybosna’ya gıda yardımı, oraya gaz akışını sağlayacak boru hatlarının tamiri bile vardı yaptığımız işler arasında!

Mesela “Tohum programı”mız vardı Saraybosna için... Saraybosna kuşatma altındayken, yeterince gıda bulunamıyordu, tohum dağıtıyorduk ve herkes bu tohumları balkonlarında büyütüyorlardı, asflatı söküp yola ekip bu tohumları büyütüyorlardı. Patates ekiyorlardı, lahana ekiyorlardı... Daha çok hızlı büyüyen ve dayanıklı sebzeleri büyütüyorlardı, biz tohumları dağıtıyorduk halka, onlar da ekip büyütüyordu. Lahana, lahana, lahana... Bunlar benim lahana yıllarımdı, lahanayı hatırlıyorum, hayatımda hiç yemediğim kadar çok lahana yiyordum... Her yemekte lahana yiyordum, savaş bir anlamda buydu da...

Bu da çok ilginç bir deneyimdi benim için...

1991’de “kayıplar” konusuyla Körfez’de bir komisyon kurduğumuz zaman ilgilenmeye başlamıştım – bir tarafta Müttefikler vardı, ABD, Fransa, İngiltere, Suudi Arabistan ve Kuveyt, öteki tarafta da Irak vardı – savaşta “kayıp” olanları bulmak üzere bilgi değiş tokuşu yapıyorduk. Bu ulusal bir savaş değildi, bu uluslararası bir komisyondu.

Bosna’da da savaşın sonlarında böylesi bir komisyon oluşturduk – biz kurduk bu komisyonu ancak Amerikalılar, bu komisyona Uluslararası Kızılhaç Örgütü’nün başkanlık etmemesi gerektiğine karar vermiş ve bunun uluslararası bir komisyon olmasını istemişlerdi. Amerikalılar’a göre bu komisyon yalnızca Bosna’nın “kayıpları”yla değil, aynı zamanda Hırvatistan, Sırbistan ve diğer ülkelerin de “kayıpları”yla ilgilenmeliydi. Böylece ICMP’yi  (International Commission on Missing Persons – Kayıp Şahıslarla ilgili Uluslararası Komisyon) oluşturdular – Clinton bunu G7 zirvesinde duyurdu.  Çalışıyor bu komisyon... Hala çalışıyor... Ve iyi de çalışıyor, çok iyi çalışıyor... Demek istediğim, “kayıplar” konusuyla ilk kez bu kadar yakından ilgileniyordum.

Mesela Lübnan’da da çok “kayıp” vardır fakat orada hiçbir şey olmuyor...

 

SORU: 19 bin “kayıp” insan var Lübnan’da...

CHRISTOPH GİROD: Ne yazık ki politika, bu konunun ele alınmasına izin vermiyor. Oysa çok büyük bir sorundur bu Lübnan’da.

 

 

 

DEVAM EDECEK 

Bu haber toplam 773 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler