1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Lokmanla geçen şen günlerim
Lokmanla geçen şen günlerim

Lokmanla geçen şen günlerim

Rıdvan Arifoğlu: Bu yazıda daha çok Hafız Cemal’ın 1936’da çıkarmaya başladığı Lokman Hekim dergisine değinmek istiyorum

A+A-

 

Rıdvan Arifoğlu

rarifoglu@yahoo.com

 

 

Başlık Sina Akyol’un bir kitabının ismidir.  Bu kitaptan bir parça:

(İNCE SORU)

“-Lokman oğlu!..

Lokman oğlu!..

Nedir yoksul

çağda seni

böyle mutlu

kılan şarkı?”

 

(İDİL YANIT)

“-Dağla rüzgâr!

Dağla rüzgâr!

Bir de belki

şen bayraklı

gezgin sesim!”

 

Sina Akyol’un şiirinden değil, Hafız Cemal Lokmanhekim’den bahsedeceğim.  Şiirin devamı biraz karamsar olsa da bu ilk kısım Hafız Cemal’ın yazı tarzına pek güzel uyar.  Olumsuzluklara, hayal kırıklıklarına rağmen neşeli bir adam...

         Hafız Cemal’la ilgili bilgiyi çeşitli kaynaklardan bulabilirsiniz:  Kıbrıs’ın Yetiştirdiği Değerler (Ahmet An), Kıbrıs’ta Masum Millet Olayı (Harid Fedai), Batmayan Eğitim Güneşlerimiz (Ali Nesim), kendi yazdığı ve Harid Fedai tarafında günümüz Türkçe’sine aktarılan Dr. Hafız Cemal Lokmanhekim: Anı-Yaşantı...

         Bu yazıda daha çok Hafız Cemal’ın 1936’da çıkarmaya başladığı Lokman Hekim dergisine değinmek istiyorum.  Uzun zamandır ancak 25-30 sayısını toplayabildim.  Önceleri aylık, daha sonra iki haftada bir çıktı.  İki haftada bir çıkan sayıların kapağında, “On beş günde bir çıkar, her şeyi apaçık yazar” ibaresini görüyoruz.  Lokman Hekim dışında 1954’te çıkan Nevsali Afıyet’in birinci cildi ve ciltlenmiş olarak çıkardığı bazı kitapçıklar var.  Mesela Ademi İktidar, Bel Gevşeklişi ve İlaçları’nın ilk 5 kitabı, mesela Lokman Hekim’in “Sakın ha!” dediği 31 Çekmenin Belaları kitapçığı, veya Abaza Çeken Gençleri ve Kızları bu beladan Nasıl Kurtarmalı? adlı kitapçık...  Bunlar 1940’lı ve ‘50’li yıllarda çıktı.

          Çocuklar Kıbrıs’ta onun arkasından “Yuh deli doktor!” diye bağırırlarmış. Ahmet An’ın kitabından Dr. Küçük’ün 1974’te Halkın Sesi’nde yazdığı şu satırları okuyalım:  “Ve birkaç gün sonra, okulda öğrencilere haber vermeden, kurduğu okulun önünden bir atlı araba içinde bitkin bir halde geçerek, yaşlı gözlerle uzaktan veda etmiş, ayrılmıştı.”

         Hafız Cemal bir ara Jön Türkler’e katılıp kovuşturmaya uğramış.  Lokman Hekim dergisinin künyesindeyse “Siyasi değildir” diye yazıyor.  Atatürk ilk sayıdan başlanarak pekçok sayıda epeyce övülür. Derginin ilk sayıları hep aynı kapakla çıkmıştır:  Kollarını iki yana açıp güneşe bakan genç bir adam resmi görülüyor.

         Derginin sabit bölümleri vardır.  Her sayıda “Lokman Hekim’in Öğütleri” başlığında bilgiler verilir.  Doktorların klinik adresleri, “Hekim gelinceye kadar ne yapmalı?” gibi bölümler, şiirler vardır.  “Hayatta şen olmalı” gibi başlıklarla fıkralara da yer verilir.  Kendi yazdığı şiirler dergideki diğer şiirler gibi berbattır.

         Lokman Hekim dergisi sağlık dışındaki konulara da sık sık değinir.  Hafız Cemal’ın Avrupa izlenimleri veya madenler, para, ticaret hakkındaki görüşler bunlardan bazılarıdır.  Dönemin genel-geçer görüşleri, kalıplaşmış ifadeleri çoktur. Mesela Hafız Cemal, pek sorgulamadan alışverişte pazarlık etmenin kötü olduğunu söyler, bunun sorumlusu olarak “yahudiler”i görür.  Tekrarlamalar, başlıklar dahil olmak üzere, çoktur.  “İnsanı büyük adam eden mekteptir, mektep!”, ya da “İnsana ağız lazım ağız” diye farklı doktorlardan yazılar koyar.  “Portakallar bitiyor! Yemeye bakınız yemeye!” diye halkı portakal yemeye çağırır. Ayrıca 2012 itibariyle çöpler konusunda Lefkoşa Belediyesi’nin çok yararlanacağı bilgiler de vardır Lokman Hekim dergisinde.

         Hafız Cemal yazılarında Kıbrıs’tan sıkça bahseder. Bazen bütün bir yazıyı sadece Kıbrıs’la ilgili yazar. Kıbrıs’taki doktorların da yazıları görülür. 6. sayıda Dr. M. İhsan Ali’nin Kıbrıs’ta akciğer vereminin yayılmasıyla ilgili yazısı bunlardan biridir. Bu sayıda derginin Kıbrıs’taki bayiliğini alan Ahmed Hulusi Beye teşekkürlerini sunar. Yazının başlığı “Ah!  Güzel ada!  Mübarek ada!  Yeşil ada, gül ada, yasemin ada!”  şeklindedir.  “Cennetten kopmuş bir yeşil zümrüd gibi rengin, saf havası ile, berrak sularile, güzel ve zeki insanlarile bir pırlanta gibi parlak ve billurin, bedii manzaralarile, Venüs’ü yaratan mavi denizlerile, en lezzetli yiyecekleri ve meyvalarile dünyada mevcud bütün adaların şirin bir gelini, cevherin bir kraliçesi olan Kıbrıs’ımızda Lokman Hekim’in vekilliğini, bayiliğini, mutemedliğini lutfen kabul eden Lefkoşa’da Birlikci Ahmed Hulusi Beye teşekkür ederiz.”

         Hafız Cemal “mübarek” sözcüğünü genellikle meyveler için kullanır.  “Ah mübarek Kayısı!”, “Ah mübarek çilek!  Kokulu çilek!” veya “Mübarek Mandalina” bunlardan bazılarıdır.  Herhalde Hafız Cemal şimdi hastahanelerde devletin insanlardan haraç kestiğini görse politikacılara, “Bakın işte, o mübarek dutlardan, ahududulardan yemediğiniz için beyninizde oksitlenmeler oldu!” diyecekti, ya da 1936’da Kıbrıs’ta görülen menenjite karşı yapılan aşılardan önerecekti.

         Lokman Hekim dergisinin ilginç bir sayısı, Kızılay kurumunun o zamana kadarki 60 yıllık tarihinin anlatıldığı 18. sayıdır.  Bu sayıda Kızılay’da doktorken yaşadıklarından, çektiği fotoğraflardan da örnekler gösterir. Kızılay tarihi için önemli bir kaynak niteliğindedir. Bu sayıda, başka sayılarda görülebileceği gibi, Hafız Cemal’ın çeşitli kılıklarda çekilmiş fotoğrafları da vardır.

         145. sayıda Hafız Cemal kendi hayatıyla ilgili bir duyuru yapar. “Lokman Hekimin Çok Heyecanlı Hayat Tarihi”ni gelecek sayıdan itibaren anlatacağını yazar. 146. sayıda “Lokman Hekim’in Çocukluk Hayatı” başlığıyla dediğini yapar, bir buçuk sayfayı buna ayırır ama sonraki üç sayıda başka bilgi vermez.  Hafız Cemal hayatını daha sonra anlatmaya devam etmişse, bu konuda araştırma yapacak biri (mesela üniversitelerden birileri!) 149. sayıdan sonraki sayılara da bakmalıdır.

         Hafız Cemal İslam kurallarına uymak için bazı durumlarda yanlış bilgiler verir. Tıpta şimdi bilinen şeyleri o zaman bu kurallar doğrultusunda değerlendirmiştir. Yine de bunda aşırıya kaçmaz.  Mesela ‘Çıplak Kolları Daha Ziyade Cazibedar Göstermek İster Misiniz’ gibi yazılarına çok rastlanır.

         1938’deki 24. sayısında Lokman Hekim dergisini yaymak-okutmak için çok uğraştığını yazar.  Dergiyi ücretsiz de dağıttığını bildirir. Dağıtırken şöyle öğüt verdiğini anlatır:  “Herhalde Aşık Kerem’den, Aşık Garip’ten, Ferhad ile Şirin’den, Leyla ile Mecnun’dan daha faydalıdır.” Şiir yazan birinin bu yapıtları küçümsemesi de ilginçtir.

Muhtemelen yanılıyor olmakla beraber, Metin Eloğlu’nun Lokman Hekimin Sev Dediği şiiri bana bu cümleye karşı yazılmış gibi geliyor.  Şuruplar, sebzeler, meyveler, merhemler...  Lokman hekimlerden alınabilecek belki ilk tavsiye “Sev!” olmalı. Her defasında üçer kaşık, tam gün aralarda, yemekten önce ve sonra, yatarken, sabah sabah, teoride ve pratikte, her daim...

         Hafız Cemal’ın büyük saygıyla sürekli ismini zikrettiği kişi Besim Ömer Bey’dir.  Onun için, “en büyük profesörlerimizin üstadı azamı doktor” demektedir.  Hafız Cemal’a, “Lokmanhekim” soyadını almasını Besim Ömer söylemiştir.  Nevsali Afıyet, Yeni Sağlamlık Hazineleri’nde bundan bahseder.  Besim Ömer’in ona söylediği şudur:  “Bu soyadı çok büyük mâna ifade eder, Kelam-ı Kadimde, hadisi şeriflerde Lokman adı hürmetle çok anılır.  Anadolu’da birçok Lokman Hekim makamları vardır.  Halkın ziyaret ve saygı gösterdikleri yerlerdir.  Bu cihetle mademki bu mübarek soyadını aldınız ve bu namda bir de mecmua neşretmiye başladınız, çok çalışınız ki eski zamanın değil, asrımızın en son Lokman Hekimi olasınız.  Ve bu namı daha fazla yükseltesiniz.”  Hafız Cemal aynı yazıda Besim Ömer’le birlikte Hüseyin Remzi Bey’i de anar.  Onların “memleketimizde ilk defa olarak eski zaman halkının anlayacakları tarzda sıhhi makaleler yazan” iki büyük üstat olduğunu yazar. 

         Erkeklerde iktidarsızlık sorununa çok fazla değinen Hafız Cemal, cinsel ilişkiden bahsederken “meni bombardumanı” lafını söylemezse rahat edemez.  Vücudun çeşitli bölümlerini makinelere, motorlara, fabrikalara veya türbinlere benzetir.  Uyarı ve korkutma her zaman kalemine doldurduğu mermilerdir.  “Görgüsüz, aç gözlü, cahil olan bazı gençlerin başına neler gelecek?” diye kıyamet tellallığı yapar.  “Arapların korkunç ve uzun malları ile zuhura gelen ölümler!”den dem vurup Mısır’dan, Kıbrıs’tan örnekler verir.  Bu “mal”ların en büyüklerini Mısır’da ve Filistin’de doktorluk yaparken görmüş.  Bu arada bir şeyden daha bahsediyor:  “Hele Mısır’da bazılarının abdest alırken havuz kenarlarındaki çeşmelerde mallarını uzatarak ‘nargile gibi’ yıkadıklarını çok görmüştüm!  İşte bu ‘okkalı mal!’ların oldukça ve kolayca girip çıkmalarını sağlamak için oralardaki kadınların pek büyük, kalın ve sarkık olan edep yerlerindeki dudaklarını sünnet ederler.”  Yorum size kalmış.  Gene Ademi İktidar, Bel Gevşekliği ve İlaçları kitapçıklarından birinde “Bazı Erkeklerin Kadınlara Yaptıkları Tehlikeli Bir İş!”i anlatır:  “Erkekler (...) kadının gebe kalmaması için sıhhi olmıyan pek fena bir iş yapıyorlar. Cinsi münasebet yani ‘cima işi!’ olanca kuvvet ve şiddetile devam ederken en heyecanlı, en şehvetli ‘saniye’ zamanında eski tabirle ‘Hazinei giranbahayı ismet!’ içine ‘fit-fit’ sesile meninin bombardıman yapılması lazım geldiği esnada ‘zürriyet avadanlığı’nı ferç’ten dışarı çıkarıyor.” 

Keşke buraya hepsini alabilsem. Belki bu dergilerin, kitapçıkların bazıları tekrar basılır.  Bunların başka farklı sayılarını bulmalıyız.  Türkiye’de bu dergileri bazı bilgili sahaf arkadaşlara sorduğumda onlar bana istihzayla gülerek “Bulursan bana da getir!” diyorlar.  Ne diye getireyim, diyorum, bulunca Kıbrıs’a götürüyorum.  Keşke kütüphanelerde bütün sayıları olsa.  Hafız Cemal’ın açıksözlülüğü epeyce ilgimizi çekerdi.  Hayalardan mı bahsediyor, en son sıkılıp, “Yahu işte halk ‘taşak’ diyor, biz de öyle diyelim,” gibi bir cümle kurar.  Halk doktoru olarak halkın kullandığı sözcükleri kullanmaktan kendini alamaz.

Derviş Manizade, Kıbrıs Bülteni dergisinin 31.5.1967 tarihli sayısında Hafız Cemal’ın mezarı başında yaptığı konuşmayı da aktarır.  “En yaşlı Kıbrıs’lının ardından” diyerek onun 110 yıl yaşadığını söyler.  Kıbrıs, dün bugün yarın adlı kitabında da 116 yıl yaşadığını yazar.  Mezarı başındaki konuşmasından bir parça şudur:  “Eski efsanelerin Lokman Hekimi hayalette yaşayadursun, bu zamanın Lokman Hekimi, idealin ve milliyetçiliğin hayattaki ve hakikatteki bir mükemmel örneği olarak, Türklük, insanlık ve hekimlik adına gözleri yaşartıp, göğüsleri kabartacak bir varlık olarak, hatıralarımızda ebediyen yaşayacaktır.. Nur içinde yatsın.”  Ahmet An’ın kitabında belirttiği gibi Hafız Cemal 1878-1967 yılları arasında yaşamışsa 89 yaşında ölmüş demektir.  Burada dikkat çeken şey, Derviş Manizade’nin “bu zamanın Lokman Hekimi”nden bahsetmesine rağmen eski geleneği sürdürmeye çalışmasıdır.  Lokman Peygamber 999 yıl yaşamış.  Şimdiki lokman hekimlerin, şu Maranki’lerin, Saraç’ların, Saraçoğlu’ların doğdukları tarihler artık bellidir, ama eski zamanlarda böyle olmadığı için, özellikle lokman hekimler sözkonusu olduğu için, biraz abartıya kaçmak caizdir. Neticede bir lokman hekimin yapacağı en son şey (?) erken ölmektir.

 

                                                       

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1704 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler