1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. LEYMOSUNLULAR PİKNİĞİNDEYDİM...
LEYMOSUNLULAR PİKNİĞİNDEYDİM...

LEYMOSUNLULAR PİKNİĞİNDEYDİM...

Limasollular ya da nam-ı değer Leymosunlular Pikniğindeydim, dün... Her şeyden önce bu fikri ortaya atan ve hayat bulmasında katkı sağlayan herkesin eline, yüreğine sağlık. Müthiş bir kalabalık ve müthiş bir samimiyet içinde geçti piknik. Organizasyonu

A+A-

 

 

Limasollular ya da nam-ı değer Leymosunlular Pikniğindeydim, dün...

Her şeyden önce bu fikri ortaya atan ve hayat bulmasında katkı sağlayan herkesin eline, yüreğine sağlık.

Müthiş bir kalabalık ve müthiş bir samimiyet içinde geçti piknik. Organizasyonu yapanlar, belli ki gerçekten çok çalışmış, her şeyi en ince ayrıntısına kadar da düşünmüş.

 

Mutlaka gözden kaçanlar ya da ilk pikniğin acemiliği vardı ama ortamın verdiği güzellik her şeyin ötesindeydi.

Herkese çöp poşetleri dağıtılmasını, anketlerle fikir sorulmasını ve stantlardaki lezzeti özellikle tebrik etmek gerekiyor.

Ben Limasollu değilim.

Savaş sonrası doğan, göçmen olma travması yaşamayan bir ailede büyüdüm.

Eşimin ailesi Limasollu...Savaş sonrasında Kuzey'e, Limasolluların ortak olarak taşındıkları Girne'ye yerleşmişler.

Limasol günlerinin anılarını, çocukluk ve ilk gençlik yıllarını defalarca dinleyecek kadar uzun zamandır ailedeyim. Ve o eski günlerin tadının ne kadar özlendiğini görecek kadar da yakın.

Komşuluk ilişkilerinin ne kadar yakın olduğunu birçok kişiden dinlemişimdir, örneğin. Denize olan tutkularını ve ilk gençlik yıllarında turistlerle olan misafirperver ilişkilerini kayınvalidem anlata anlata bitiremez.

Festivallerinin ne kadar renkli geçtiğini, oynadıkları oyunları...

Örneğin dün belki birçok kişi çok yakından biliyordur, ben ilk kez bu sohbetler vesilesiyle öğrendim, kulah tatlısını. Bir dondurma külahını anımsatan, içi krema dolu tatlıyı sanırım Limasollular hala yapıyor. Gerçekten de farklı bir lezzet.

Sadece bizim ailede değil, ilginçtir sıkı sıkıya bağlı ayrı bir topluluk gibi tanıdığım bütün Limasollularda vardır sanırım bu aidiyet duygusu.

Kendine özgü gelenekleri ve taşıdıkları özellikleri ayrıca kutsamalarını çoğunlukla şaşkınlıkla izlemişimdir.

Üstelik bu duygu ve aidiyet hali sadece o zamanları yaşayan kuışaklarda değildir. Sonraki kuşaklara da aynı bağlılıkla taşınmıştır.

Nitekim dünkü piknikte de son derece farkedilir bir kalabalık oluşturuyordu bizim kuşak.

Limasolu aslında hiç yaşamamış ama geride bırakılanın hasretini gönüllü olarak üstlenmiş bir kuşak.

Dünkü pikniğe katılanların ortak bir noktası daha vardı. Hemen herkesten duyduğum o tek cümle;

"Bu kadar çok Kıbrıslıyı bir arada görmek çok güzel."

Limasolluları değil sadece, belki gündelik hayat içinde kaybedilen o tanıdık yüzler ve ifadeleri bir arada görmek duygusunu da yaşadı dün bu etkinliğe katılanlar. Kıbrısı anlatan şekilde yakıldı mangallar. Şişlerin yanında şeftaliler ve kızarmış zeytinle hellim çoğu mangalda vardı. Ve yemek sonrası kömürde pişen kahve ikram etti, gelip geçen tanıdıklar birbirine.

40 yıl sonra ilk kez görüşüp kucaklaşabilmenin tadını yaşadı. Birçok anı film şeridi gibi geçti hepsinin gözlerinden.

Böyle küçük gruplara bölünmenin ve böylesi ayrı bir kutsanmış aidiyet hali yaratma çabasının ne kadar iyi olduğundan emin değilim. Ama toplumlar kimlik oluşturabildikleri kadar mutlu olurlar.O kimlikle birarada kalırlar.

Yıllarca ağır bir kimlik travması yaşayan Kıbrıslı Türkler ise, her hallerinde, ister Limasollu, ister Baflı, ister Lefkoşalı olsun, bütün bunların ötesinde ortak kültür ve alışkanlıklarını kaybediyor olmanın travmasını yaşıyorlar bugünlerde.

Bu hal geçmişe ve geleneklere daha fazla bir bağlılığı beraberinde getiriyor. Belki de hiç olmadığımız kadar çok Kıbrıslı olmamızı dayatıyor.

Son yıllarda hemen her şeyin bir festivalini yaparak, her ortak noktayı bir araya getirerek tutunmaya çalışıyoruz, bu duyguya.

Bu tutunma halleri kendi içinde farklı ayrımcılıklara ve ötekileştirmelere de neden oluyor. Sokaktan gelen sesler değişirken, yollardaki tanıdık simalar eksilirken, tutunamadığımız her şeyin sorumluluğunu yeni gelenlere yüklüyoruz, farkında olmadan.

Dünkü piknik, her ağacın altında toplanan bir mahalle ve sokaktan öte, o kültürün yetiştirdiği spor takımından, restorantına, tatlısından şarkısına kadar birçok farklı değeri de birlikte taşıyordu.

Uzun zamandır, tanıdık yüzler birer birer kaybolurken, köşedeki bakkalın yerini bir simitçi alıyor çünkü. Kapanan fırınının yerine Adana sofrası kuruluyor. Biz kendimize ait saydığımızı hayatımızdan uzaklaştırırken gündelik hayatımızın içine daha farklı şeyler yerleşiyor.

Örneğin ben dün ilk kez Boğaz Piknik alanında piknik yaptım.

Yıllarca devam eden ve ne yazık ki hala süren yanlış politikalar kendi doğallığında bir ayrışma yarattı. Şehir merkezleri terkedilirken terkettiğimiz eski hayatımızın ardından ağladık. Kapanan bakkalı hatırlamazken, simitle kahvaltı yapıp, tantuniyle güne devam etmenin doğallığında farklı öfkeler geliştirdik.

Şimdilerde bu geçmişe özlem ayrı bir melankolik hal yaratıyor hepimizde. Mikro milliyetçiliğe kadar götüren, öfkeyi besleyen ince bir çizginin tam ağzında duruyoruz.

Dileyelim ki, yıllar içindeki yanlış politikaların acısını yanlış şekillerde çıkarmaya çalışmayalım.

Ve dileyelim ki, kültürümüzü geleneklerimizi daha güzel duygularla hatırlayalım. Daha çok birlikte olup daha çok güzel günleri birlikte isteyelim.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 892 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler