1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. LEFKOŞA’NİN ORTAÇAĞ SURLARI VE GİRİŞ KAPILARI
LEFKOŞA’NİN ORTAÇAĞ SURLARI VE GİRİŞ KAPILARI

LEFKOŞA’NİN ORTAÇAĞ SURLARI VE GİRİŞ KAPILARI

Lefkoşa, Roma Döneminden (M.Ö 30 – M.S 150) başlayıp Erken Hıristiyanlık dönemine rastlayan M.S IV. yüzyıla kadar köyü andıran küçük bir yerleşim birimiydi.

A+A-

 

 

ERKEN HRİSTİYANLIK VE BİZANS DÖNEMİ KALESİ

 

Lefkoşa, Roma Döneminden (M.Ö 30 – M.S 150) başlayıp Erken Hıristiyanlık dönemine rastlayan M.S IV. yüzyıla kadar köyü andıran küçük bir yerleşim birimiydi. Bu dönemde Kanlıdere’nin (Pedieos/Pithkias) güney kenarında ise gelişmekte olan kentin dört kapılı bir kalesi vardı.

M.S 647/49 - 965 yılları arasında 24 kez tekrarlanan Arap akınları sırasında Kıbrıs’ın başkenti olan Constantia (eski Salamis) yakılıp yıkıldığından, adanın idari ve askeri merkezinin daha güvenli olan iç bölgelere taşınması gertiğinden, M.S XI. yüzyılda adanın başkentinin Lefkoşa olmasına karar verilir. O sıralarda şimdiki Baf Kapısı’nın yanındaki Casteliotissa kilisesinin bulunduğu yerde bir Bizans kalesi vardı. Bu kale, İngiltere kralı Aslan Yürekli Richard’ın adayı Templer Şövalyeleri’nin Baş Efendisi Robert de Sable’ye 100.000 Bezant’a (altın Bizans sikkesi) sattığı M.S 1192 yılında da vardı. Şövalyeler “Nicossie” adıyla bilinen Lefkoşa’ya yerleşince Richard’a ödedikleri parayı çıkarabilmek için halktan vergi toplamaya kalkışırlar. Bu nedenle ayaklanan halk şövalyelerin sığındıkları ‘Templer Kalesi’ni 4.Nisan.1192 tarihinde kuşatırlar. Şövalyeler düştükleri zor durumdan kurtulabilmek için kaleden çıkış yapıp Lefkoşa sokaklarında birçok kişiyi kılıçtan geçirirler. Bu kale günümüze kadar gelmemiş olmakla birlikte, Kral naibi Alice’nin bakır mühründe resmedildiğinden şekli hakkında bilgi edinilmektedir.

 

LÜZİNYAN KALESİ VE SURLARI

 

Halkın ayaklanmasından sonra Kıbrıs’ı daha fazla ellerinde tutamayacaklarını anlayan Templer Şövalyeleri adayı Richard’a geri iade ederler. Ada bu sefer de Kudüs’teki topraklarını yitiren Guy de Lusignan’a satılır.  Lefkoşa bu dönemde (M.S 1192 – 1489) bir gelişim sürecine girer. Bir yandan yeni inşaatlarla güzelleştirilirken, bir yandan da eski Bizans kalesi yıkılarak yerine yeni bir ‘iç kale’ (Sitadel) inşa edilir.

Kral Henry II döneminde (M.S 1285-1324) Lefkoşa’nın çevresine 9 mil (yaklaşık 13 km) uzunluğunda surlar inşa edilmeye başlanır. F. Amadi’nin 1438 tarihli ‘Chronicle’ adlı kitabında, kentin kuzey surlarının 1360 yılına doğru kral Peter I döneminde yapıldığını yazar. Ceneviz İdaresi döneminde (1373) Lefkoşa surları düşman saldırılarına karşı direnemeyecek durumdaydı. Bu nedenle 1382 yılında taştan yapılan sur duvarları yükseltilir, bazı yerlerine ise yuvarlak kuleler yapılmak suretiyle savunması güçlendirilir. Ayrıca surların dışına susuz bir hendek kazılır, surlara rampalar, okçular için seğirdim yolları, mazgallar ve güneydeki St. Paraskevi kapısının yanına Margarita adı verilen bir kule de inşa edilir. Surların yapımında kullanılan taşlar şimdiki Hilton Hotel’in güneyindeki Ayia Paraskevi bölgesinde bulunan taş ocaklarından getirilir. İnşa edilen surlara yapılan beş giriş kapısına St. Dominic, Trakhonas, St. Andrew (Ayios Andreas), Çarşı (Vergi Kapısı ve Aşağı Kapı) ve St. Paraskevi (Yukarı Kapı) adları verilir. O sıralarda Kanlıdere şimdiki Baf kapısının bulunduğu yerden kente girmekte, Mağusa Kapısı’nın olduğu yerden ise üç kol halinde kentin dışına çıkmaktaydı.

 

VENEDİK SURLARI

 

Venedik döneminde (M.S 1489-1571) Kıbrıs’ta toplanan vergilerin üçte ikisi Venedik'e gönderilirken, üçte biri de adanın askeri giderlerine harcanmaktaydı. Bu nedenle Venedikliler 1567 yılına kadar Lefkoşa’nın Lüzinyan surlarını kullanmışlardı. 1562 yılında Kıbrıs’a askeri vali olarak gönderilen Bernardo Sagredo’nun ilk kez Lüzinyan dönemine ait Girne Kapısı’nı tamir ettiği tahmininde bulunulmuştur. 1564 yılında Venedik’e dönen Bernardo Sagredo, adanın tahkimatıyla ilgili olarak “En Yüce Venedik Cumhuriyeti” (“Most Serene Republic of Venice”) Senyörüne sunduğu kapsamlı raporda, adanın sadece Mağusa surlarıyla savunulamayacağına, Kıbrıs’ın başkentinin savunmasının da güçlendirilmesi gereğine vurgu yapar.  Bunun üzerine, Osmanlı tehdidi de dikkate alınarak, mimar Ascanio Savorgnano Kıbrıs’a gönderilir. Ancak Ascanio Lefkoşa’nın tahkim edilmesini gereksiz bulur.

Osmanlıların adayı işgal etme olasılığının yüksek olduğu 1567 yılında Francesco Barbaro Kıbrıs’a iki yıllığına askeri vali olarak tayin edilir. 7.3.1567 tarihinde onunla birlikte baş mühendis Giulio Savorgnano da Kıbrıs’a gelir. Lefkoşa’nın savunmasıyla ilgili olarak Savorgnano’nun Venedik Senyör’üne sunduğu raporda, tahkimatın eskidiği, yarısından fazlasının da harap olması nedeniyle dönemin modern toplarına karşı dayanıksız olduğu görüşüne yer verir. Özellikle de kalenin geniş bir alana yayılmış durumda olması nedeniyle düşman birliklerinin çevredeki tepelere yerleşerek surları top atışlarıyla kolayca vurabileceği bilgileri de raporda yer alır. Rapordaki diğer önemli bilgiler arasında, Pedieos deresinin şehrin dışına çıkartılması, Peter I döneminde yaptırılan 9 mil uzunluğundaki eski Lüzinyan surlarının tamamen yıkılıp yerine St. Sophia Katedrali merkez olmak üzere 3 mil uzunluğunda daire şeklinde yeni bir tahkimat duvarının yapılacağı, inşaatın 8 ayda tamamlanacağı, her gün münavebe usulüyle çalışan 5000-6000 ödenekli işçiye ihtiyaç olacağı ve yıldız şeklindeki kaleye 11 burç ile 3 kapının yapılacağı kaydedilmiştir. Böylece Venedik Senatosu ile Lefkoşa asilleri Savargnano’nun çizdiği planı onaylarlar. 1.6.1567 Pazar günü toplanan rahipler, mimarlar, mühendisler ve Lefkoşa halkı Barbaro burcunda başlayacak olan tahkimat inşaatının takdis törenine katılırlar.

Planı süratle uygulamaya koyan Venedikliler, yeni kent alanının dışında kalan tüm binaları yıkıp oradaki ağaçları keserler. Surların içiyle dışında bulunan 1800 ev, saray, Kral Jacques'in kraliyet sarayı, 2 Manastır (Dominic Manastırı ve St. George Mangana Rum Ortodoks Manastırı) ve değişik mezheplere ait yaklaşık 80 kilise de yıkılarak taşları surların yapımında inşaat malzemesi olarak kullanılır. O sırada 10.000’den fazla insan evsiz kalır. Savunmanın güçlendirilmesi amacıyla sur duvarları ile 2000 kişi kapasiteli burçların gerileri kalın bir toprak yığınıyla güçlendirilir, surların üst kısmına askerlerin hareket etmeleri için seğirdim yolları inşa edilir ve surların dışına ise 80 metre genişliğinde bir hendeğin kazılmasına başlanır. 1.Haziran.1567 tarihinde öğle saat 12.15’de başlayan sur inşaatı Ocak.1568 tarihine kadar sürer. O sıralarda her burçta asillerin emrinde 500-800 işçi çalışmaktaydı. Ancak Savargnano’nun Aralık.1568 tarihinde senyörün kendisini bu görevden affetmesini istediğinde proje henüz tamamlanmamıştı.

Bir askeri mühendis olan ve son dört asır boyunca Avrupa’da uygulanan toprak tahkimatların mucidi sayılan Giulio Savargnano’nun ünü, Lefkoşa tahkimatını planlamış olmasına dayanmaktadır. Savorgnano ayrıca ayni planı, 1593 yılında İtalya’nın kuzeydoğusundaki Slovenia sınırında bulunan Palmanova kentine de uygulamıştır. İnşa edilen Lefkoşa surları ile tahkimatı, Avrupa Rönesans dönemi askeri mimarisinin ilk örneği (proto tipi) olarak görülmektedir. Bu dönemin tahkimat şeklinin en büyük özelliklerinden biri, tahkimatın taştan değil de topraktan yapılması ve şehir kapılarının daha etkili bir şekilde savunulabilmesi için kulelerin yanlarına inşa edilmeleriydi. Tahkimat duvarlarının topraktan yapılma nedeni ise, top atışlarında taş duvarlar gibi yıkılmamasındandı.  

1567'de küçültülen kente Porta Giuliana (Mağusa kapısı), Porta Del Proveditore (Vali Kapısı/Girne kapısı) ve Porta di San Domenico (Baf kapısı) adları verilen üç giriş kapısı yapılırken, surların yapımına mali katkı sağlayan Venedikli asiller ile komutanların adlarını taşıyan 11 burç da yapılır. Bu burçların adları ise şöyle: Barbaro (Musalla), Quirini (Cephane), Mula (Zehra/Zahra), Roccas (Kaytaz Ağa), Tripoli (Mezarlık/Değirmen), D’Avila (Kara İsmail), Konstanza (Bayraktar), Podocataro (Sazlı), Garaffa (Altun), Flatro (Kandil Söndüren/Zeytinli) ve Loredano (Suyutlu/Derviş/Cevizli).

Osmanlı döneminde Lefkoşa giriş kapılarının şehre bakan cephelerine II. Sultan Mahmud’un (1808-1839) 1921 tarihli tuğrası monte edilirken, bazılarının üst başına ek yapılar da inşa edilmiştir. 

 

OSMANLI DÖNEMİNDE LEFKOŞA SURLARI VE GİRİŞ KAPILARI

 

1865-1875 yılları arasında Kıbrıs’ta Amerikan konsolosu olarak görev yapan Louis Palma di Cesnola, Lefkoşa’nın ana giriş kapılarının güneş battıktan sonra kapandığını ve validen özel izin almadan hiç kimsenin şehre girmesine veya şehirden çıkmasına izin verilmediğini kaydetmiştir. Yine “Our Home in Cyprus” adlı kitabın yazarı olan Esma Scott-Stevenson, 1878 yılında eşi Yüzbaşı Andrew ile bir gece yemeği dönüşünde Baf kapısını kapalı bulduklarını, kapı bekçisini uyandırana kadar eşinin bağırıp çağırdığını ve kapıyı tekmeleyip taşladığını kaydetmiştir.

Çok eskiden geceleri sadece Lefkoşa’da oturanların, yabancı tüccarların ve ziyaretçilerin surlar içinde kalmalarına izin verilirdi. Gündelik işler için köylerden gelenlerin gün batımından önce, emniyet bakımından, Lefkoşa’yı terk etmeleri gerekirdi. Ayrıca kapı bekçilerinin Cuma namazlarını kılabilmek için ana giriş kapılarının iki saat süreyle kapalı tutulduğu bilgileri de edinilmektedir. Osmanlı döneminde sadece Müslümanlar atlarına binili olarak şehre girebilirlerdi. Gayri Müslimler ise şehre girmeden önce atlarından inerler, şehre girdikten sonra da tekrar atlarına binebilirlerdi.

 

GİRNE KAPISI

 

1567 yılında Lefkoşa surları inşa edilirken mimar Giulio Savorgnano’ya en çok desteği Kıbrıs’ın askeri valisi Francesco Barbaro verdiğinden, inşaatı ilk tamamlanan bu kapıya “Porta de Provaditore” (“Vali Kapısı”) adı verilirken, doğudaki burca da onun soyadı (Barbaro) verilmiştir. Lefkoşa-Girne arasındaki yolculuklar bu kapıdan başlayıp bu kapıda son bulduğundan ilerleyen yıllarda “Girne Kapısı” adıyla bilinir olmuştur.

Rumların 1821 yılında başlattıkları ayaklanmalara karşı bir önlem olarak kapı tamir edilmiş ve üst başına kubbeli bir de bekçi odası inşa edilmiştir. Yeni inşa edilen odanın güney cephesine ayni tarihi taşıyan II. Sultan Mahmud’un tuğrası bulunan bir mermer levha monte edilmiş, kuzey cephesine ise Mevlevi dervişlerinden Hattat Şeyh Feyzullah (Feyzi) Dede’nin H.1236 (1820/21) tarihli yazıtı monte edilmiştir. Celi-Sülüs ile Reyhan stilindeki yazıtın ilk satırı Kuran-ı Kerimin 61.suresinin (Saf Suresi’nin) 13. ayetinden alınmış olup Türkçe okunuşu şöyledir: “Ya Muhamed, inananlara Allahtan yardım ve yakında bir zafer geleceğini müjdele”. Saf Suresi’nden olmayan ikici satırın okunuşu ise şöyledir: “Her kapıyı açmaya muktedir olan, bizim için de hayırlı bir kapı aç”

Şehre giriş çıkışı sağlayan orijinal kapı, motorlu araçların geçişine kolaylık sağlamak amacıyla, “Amenity Committee of Nicosia” adlı komitenin 1931 yılında aldığı kararla iki yanındaki basamaklı rampalar yıkılmak suretiyle yerlerine birer geçit (yol) açılmıştır. Ancak Osmanlı döneminde Venedik tünelinin üst başına taş ve çamur kullanılarak yapılan kubbeli odanın duvarlarının güçsüz olması, alttaki tonoz üst örtülü tünele aşırı baskı yapması ve iki yanındaki surların kesilmesiyle desteksiz kalması nedenleriyle yıkılma tehlikesi bulunmaktaydı. Bu nedenle kapıda bir restorasyon değil de bir yenileme çalışması gerçekleştirilmiştir. Çalışmalar sırasında yaklaşık 15 metre uzunluğunda olan tonoz üst örtülü tünel kısaltılarak 5 metreye düşürülmüş, alt ile üstteki kubbeli odanın çevresi ile köşeleri inşa edilen kalın duvarlarla desteklenmiş, yıkılan kemerli güney cephesinin bir benzeri geriye çekilen kapı geçidinin cephesine yeniden inşa edilmiş ve bunun da gerisine üstteki kubbeli odaya ulaşımı sağlayan merdiven ayakları yapılmıştır. Kapının güney cephesine ise daha önce burada var olan II. Sultan Mahmut’un (1808-1839) mermer tuğrasının yanı sıra, düzenleme sırasında burada bulunan 1562 yılına ait Latince bir tamirat kitabesi de kemerin merkezine monte edilmiştir. Ayrıca kapının iki yanına birer geçit açma çalışmalarının 3.6.1865 – 20.1.1936 tarihleri arasında saltanat süren İngiltere Kralı George V (George Frederick Ernest Albert) döneminde gerçekleştirilmesi nedeniyle kapının güney cephesinin sol yanına “VGRI” harfleri ve kapı kemerinin sağ yanına ise bu çalışmanın yapılış yılı (1931) monte edilmiştir.

Osmanlı döneminde Girne kapısı ile çevresinde İngiltere Kralı III. George dönemine ait (1760-1821) İngiliz topları bulunmaktaydı. Bu toplar, Akka şehrini Napolyon’a karşı korurken kaledeki Osmanlı birliklerini desteklemek amacıyla İngiltere’den Sidney Smith tarafından deniz yoluyla Akka’ya götürülmüş ve muhtemelen kubbeli bekçi odasının inşa edildiği 1821 yılında Kıbrıs’a getirilip kapının çevresine yerleştirilmişlerdir.

İngilizler’in Lefkoşa’ya geldikleri 1878 yılında onlara bu kapı, burada bekçi olarak görev yapan Horoz Ali (Ali Osman Horoz Ali Ağa) tarafından açılmıştı. 1826 - 6.1.1946 tarihleri arasında yaşayan Horoz Ali’nin 121 yaşında vefat ettiği kaydedilmektedir.

Önceleri Samanbahça’da olan Hayvan Pazarı 30.6.1917 tarihinden sonra Girne kapısının dışındaki surlar altına, salhane ise ‘Larda’ olarak bilinen şimdiki Karayolları Dairesi’nin bulunduğu yere taşınmıştır. Bu salhanede kesilip mühürlenen kasaplık hayvanlar kasap çıraklarının taşıdıkları uzun sırıklara geçirilirler ve ancak Girne kapısında görevli bekçiler tarafından denetlendikten sonra zamanın Belediye Pazarı’na götürülürlerdi.

 

BAF KAPISI

 

Baf Kapısı adıyla bilinen “Porta di San Domenico” kapısı, adını bir zamanlar orada bulunan St. Dominic manastırından almıştır. Baf kazası köylerine ulaşımlar bu kapıdan sağlandığından daha sonraları ‘Baf Kapısı’ adıyla bilinir olmuştur.

Osmanlı döneminde kapının üst başında Kaymakamın konutu ile askeri bir kışla vardı. Kapı geçidinin iki yanındaki birer rampayla surların üst başına çıkılırdı. O sıralarda Baf kapısı güneş battıktan sonra kilitlenir, kilitler kışla komutanına teslim edilir ve kapılar ancak ertesi gün güneş doğunca açılırdı. Daha sonra kışla ile kaymakamın konutu yıkılıp yerine 1958 yılına kadar Kıbrıs Genel Polis merkezi olarak kullanılan şimdiki bina inşa edilmiştir.

17.7.1878 tarihinde Kıbrıs’ın devri teslim işlemlerini Vali konağında tamamlayan İngiliz Amirali Lord John Hay, bu kapıda düzenlenen törenle İngiliz bayrağını göndere çekmişti. 1879 yılında ise orijinal kapının kuzey bitişine bir geçit açılmış ve bu geçidin kuzey duvarına rölyef bir bezeme ile VR 1879 kaydı monte edilmiştir.

 

 

MAĞUSA KAPISI

 

Kont Giulio (Giuliano) Savargnano tarafından yapıldığından kapıya Porta Giuliano adı verilmiştir. (Fotoğraf 9) Girit Heraclion’daki Kandia’da Savargnano tarafından yapılan Zorzi kapısının bir kopyasıdır. Birbirlerine benzeyen Girne ile Baf kapıları halk tarafından kullanılırken, onlardan daha büyük ve daha uzun olan (149 ayak / 45.4 metre) bu kapı da askeri amaçlarla kullanılmaktaydı. İngiliz Sömürge döneminde trafiğe kapatılmıştır.

Bir zamanlar kapının şehre bakan cephesinde, yolcular ile hayvanların su ihtiyacını karşılamak amacıyla suyu 24 saat akan bir çeşme bulunmaktaydı. Lefkoşa Belediyesi tarafından restore edilip kültürel amaçlarla kullanılmaya başlanıştır. Gerçekleştirilen restorasyon çalışmaları 14.4.1984 tarihinde Europa Nostra madalyasıyla ödüllendirilmiştir.

 

LEFKOŞA’NIN SURLAR DIŞINA TAŞMASI VE SURLARA YENİ AÇILAN KAPILAR

 

        1881 yılında Lord Kitchener’in çizdiği Lefkoşa planında konutlar sadece surlar içinde olmasına karşın, bu tarihten sonra surlar dışına da konutların inşa edilmesine başlanmıştır. Bu nedenle surlar içiyle dışı arasında ulaşımın sağlanması, ayrıca Lefkoşa’ya gelen deve katarları, otobüs ve yayaların surlar içine girebilmeleri gerekmekteydi.  Lefkoşa’ya ilk otobüs seferleri 1929 yılında Michalakis Efthyvoulou (Lakis)’e ait Asfalia Motor Car Co Şirketi tarafından gerçekleştirilmiş olup seferler ilkin surlar dışındaki tren istasyonuna yapılırdı. Ancak bu otobüsler Girne kapısı tünelinden geçemediklerinden damlarının kesilmesi gerekmiştir. İlkin 1879 yılında Baf Kapısı’nın kuzey yanına bir geçit açılır. Robert Biddulph’un Kıbrıs Yüksek Komiseri olarak görev yaptığı (1897-1886) 1882 yılında Uzun Yol’un sonuna Triptiotis geçidi açılırken,1931 yılında ise Girne Kapısının iki yanına birer geçit daha açılır.

Lefkoşa’nın planlanıp imar edilmesi amacıyla oluşturulan “Amenity Committee”, 1931 yılında, Lefkoşa’ya giriş çıkışları kolaylaştırmak için surlara altı adet geçidin daha açılması kararı alır. Lefkoşa surlarında bugüne kadar açılan 11 kapı geçidi şunlardır: (1) Baf Kapısı ve geçidi (2) Aghalma Solomou geçidi (3) Eleftheria (eski Metaksas/Triptiotis) geçidi (4) Gefira Dorou Loizou (Eleftheriou Venizelou Meydanı) geçidi (5) Makariou II Meydanı (Gologasi/Andonios) geçidi (6) Mağusa Kapısı (7) King George II (Georgou II) geçidi (8) Yeni Kapı (Kaymaklı) geçidi (9) Çağlayan geçidi (10) Girne Kapısı ve geçidi  (11) Köşklüçiftlik geçidi.

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 3622 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler