1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Lefkonuk’ta bir kuyu...
Lefkonuk’ta bir kuyu...

Lefkonuk’ta bir kuyu...

Geçtiğimiz Pazartesi günü Kayıplar Komitesi yetkilileri Murat Soysal, Ksenofon Kallis ve Okan Oktay’la birlikte Lefkonuk (Geçitkale) köyüne gidiyoruz, bir okurumla buluşmaya... Okurum, bana bir mesaj göndermiş ve evinin yanında kapalı bir kuyu bulu

A+A-

 

 

Geçtiğimiz Pazartesi günü Kayıplar Komitesi yetkilileri Murat Soysal, Ksenofon Kallis ve Okan Oktay’la birlikte Lefkonuk (Geçitkale) köyüne gidiyoruz, bir okurumla buluşmaya...

Okurum, bana bir mesaj göndermiş ve evinin yanında kapalı bir kuyu bulunduğunu, bu kuyuya bir “kayıp” Kıbrıslırum’un 1974’te gömülmüş olduğu yönünde duyumlar aldığını anlatmış ve “Size bu kuyunun yerini gösterebilirim” demişti.

Bu iyi yürekli insanı bulmaya gidiyoruz Lefkonuk köyüne...

Lefkonuk, aslında babamın köyü... Akatu’da (Tatlısu) 12 Kıbrıslıtürk aileden biri olan babamın ailesinin Akatu’dan Lefkonuk’a göç etmelerinin nedeni, Akatu’ya bir cami yaptıran dedemin bu yüzden iflas etmesiydi... Henüz Akatu’dayken Evkaf yetkililerinden İrfan Bey bir gün köyü ziyaret etmiş, köylüler toplanmışlar ve şikayetlerini dile getirmeye başlamışlar. “Köyde cami yok, bayramda namaz kılmaya başka köylere gitmek zorunda kalıyoruz” demişler. Evkaf yetkilisi İrfan Bey da rahmetlik Sami dedeme dönerek, “Sami efendi, sen bu camiyi bu köye yaptır, cami bitinca Lefkoşa’ya, Evkaf’a gel, masrafın neysa ödeyceyik” demiş.

Rahmetli anneciğimin anlattığına göre, rahmetli Sami dedem, Dr. Küçük’ün babası Mehmet efendiyle çok ahbapmış, birlikte iş yaparmışlar. Köyleri gezerek cambazlık ederler, hayvan alıp satarlarmış...

Sami dedem, bazı tarlalarını vekalete vererek caminin inşaatına başlamış. Fakat borçlandığı para yetmemiş, birkaç tarla daha vekalet verip camiyi tamamlamış.

Sonra ettiği masrafı almak üzere Lefkoşa’ya, Evkaf’a gelmiş. İrfan efendiyi aramış...

“İrfan efendi 15 gün önce ömür bıraktı” demişler dedeme.

Dedem çok üzülmüş.

“Peki ya benim yaptırdığım cami nedeniyle Evkaf’tan alacağım ne olacak?” demiş.

“Kağıt yaptınız mı?” demiş.

Dedem da “Yapmadık ama köylü şahittir. Köylülerimizin önünde bana camiyi yaptır, masrafın neysa Evkaf ödeyecek dedi” demiş. Fakat Evkaf’takiler onu sallamamışlar ve sevgili dedeciğim köyüne dönüp, ne kaldıysa satıp savıp Lefkonuk’a (şimdiki adıyla Geçitkale) göç etmiş... Lefkonuklu “mammu” (ebe) Aredi’nin evinin bitişiğine bir ev inşa etmişler ve Lefkonuk’ta yaşamaya başlamışlar. Aredi ve çocukları, babamları çok severmiş, çok iyi geçinirlermiş... Aredi’nin çocukları halalarımla oynayarak büyümüşler... Aralarından su sızmazmış. O kadar ki Aredi Mammu, babama evleneceği zaman Lefkonuk işi masa örtüsü ve perdeler armağan etmiş, bunları hala saklıyorum, kumaşları çok nazelmiş olsa da, babamın bu köyde kurduğu iyi ilişkilerin bir alameti olarak...

1958’lere kadar babamın ailesi burada yaşamış.

1958’de Kufezli Savvas Meniku’nun AKEL’ci olduğu gerekçesiyle köyün ortasında bazı EOKA’cılar tarafından işkence edilip öldürülmesine görgü şahidi olan İsmail Celal, katiller maskeli olduğu halde onları seslerinden tanımış. İşten eve dönmekteymiş geceleyin ve çocukluk arkadaşı Savvas Meniku’ya köy meydanında bu şekilde işkence yapılmasına karşı çıkacak cesareti göstermiş. Katiller ona “Evine git, bu işe karışma” demişler. Ve aradan birkaç ay geçmeden, İsmail Celal’a da pusu kurarak aynı katiller onu da öldürmüşler. Bu öyküyü İsmail Celal’ın oğlu Kazım Ant bize anlatmış ve bu sayfalarda yazmıştık...

İsmail Celal’ın öldürülmesi üzerine gerek babamın ailesi, gerekse tüm diğer Kıbrıslıtürkler köyden temelli ayrılmışlar...

1964 yılında köye seyrüsefer çıkarmak üzere giden Ahmet Mehmet Mono da aynı katiller tarafından öldürülmüş... Bu ekip, Kıbrıslıtürkler’in köye dönmesini istemiyormuş ve o dönemin köy muhtarı Kıbrıslırum’un Lefkonuklu Kıbrıslıtürkler’e “Köye dönün” çağrısını engellemek üzere, 1965’te de şiroyla Kıbrıslıtürkler’e ait evleri yıkmışlar ki dönmek isteyen de dönemesin...

1963’lerde Komikebirli “kayıp” üç Kıbrıslıtürk’ün de bu köyde öldürülmüş olduğu yönünde bir Kıbrıslırum şahidin tanıklığına bu sayfalarda yer vermiştik. Meğer Lefkonuk bu bölgenin “merkezi” imiş ve bu köyde başka “kayıp” Kıbrıslıtürkler’in de gömülmüş olabileceği kuşkuları bulunuyor...

Köye varıyoruz ve okurumu buluyoruz. Sevgili okurumun hanımı bizim için hellimli yapmış, hemen bize kahveyle birlikte sıcak hellimli ikram ediyor. Sonra birlikte okurumuzun sözünü ettiği kuyuyu görmeye gidiyoruz.

Kuyu, köyün ortasında aslında... Bu kuyuya 1974’te savaşta ölmüş olan “kayıp” bir Kıbrıslırum kadının gömülmüş olabileceği söylentileri de varmış. Yaşlı bir kadınmış bu “kayıp” kadın... Ama tüm bunlar tabii ki söylenti. Kuyu kazılmadan buraya gerçekten birisinin gömülüp gömülmediği, kadın mı erkek mi olduğu anlaşılamayacak.

Kuyunun koordinatlarını alıyoruz, civardaki evlerin fotoğraflarını çekiyoruz, kuyunun ağzı kapalı...

Kuyuya bakmak üzere köy muhtarı Hakkı Bey de geliyor ve Kallis’le aralarında Rumca ve İngilizce sohbet etmeye başlıyorlar. Çok iyi Rumca ve İngilizce konuşuyor Hakkı Bey... O bir zamanlar, İngiliz devrinde yetişmiş eski Kıbrıslılar’dan: Üç dili birden konuşabilen, artık giderek yok olan Kıbrıslılar’dan... Babam gibi, annem gibi, ablam ve abim gibi... Ya da Kufezli, Lapatozlu Kıbrıslırumlar gibi: Onların da pek çoğu üç dili konuşabiliyordu...  Ben 1958’de doğduğumda artık bu topraklar zehirlenmeye başlamıştı – bu yüzden ben ve benim gibi bölünmüş Lefkoşa’da doğanlar, Rumca konuşmayı alışamadı... Tıpkı karma olmayan köylerde yaşayan Kıbrıslırumlar’ın Türkçe alışamadığı gibi... Üç dili de konuşabilmek, Kıbrıslılar’ın bir zenginliğiydi – bunu da yitirdik ve şimdi anlaşabilmek için ancak İngilizce konuşuyoruz...

Okurumuza teşekkür ederek Lefkonuk’tan ayrılıyoruz... Böylesi iyi yürekli insanlar sayesinde pek çok “kayıp” ailesi huzura kavuşuyor... Onlar, Kıbrıs’ın gerçek kahramanları, insanlığın bu topraklarda henüz ölmediğinin kanıtları...

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1143 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler