1. HABERLER

  2. DERGİLER

  3. Lefke’ye bir yolculuk
Lefke’ye bir yolculuk

Lefke’ye bir yolculuk

Lefke’ye bir yolculuk

A+A-

 

Tuncer Bağışkan


Geçtiğimiz aylarda peş peşe gelen sağlık sorunları sonrasında Enorasis kulübünün gezi programı çerçevesinde ilkin Atina Akropol Tepesini, daha sonra ise Lefke ile yakın çevresini ziyaret etme olanağı bulabilmiştim. Geçen haftalardaki yazımda Atina Akropolü yolcuğunu anlatmıştım. Bu haftaki yazımda ise yeşilin tüm tonlarını barındıran Lefke’nin tarihi geçmişi üzerinde duracağım.

Bol su kaynağı ile bakır cevherine sahip olan Lefke ile yakın çevresi Neolitik dönemden (M.Ö 8200 – 3900) başlayıp Orta Tunç, Demir Çağı, Bizans, Lüzinyan, Venedik, Osmanlı, Türk, Rum, Ermeni ve İngiliz kültürleriyle yoğrulan bir gelişim süreci izlemiştir. Yerleşim biriminin adıyla ilgili iki ayrı görüş öne sürülmektedir. İlk görüş, Lefkoşa’yı da kuran Mısır Kralı Ptolemaios’un oğlu Lefkos tarafından M.Ö 3’üncü yüzyılda kurulduğu ve bu nedenle kente kurucusunun adının verildiği doğrultusundadır. İkinci rivayete göre, Yunan dilinde kavak anlamına gelen ‘Lefka’ adında bir Hıristiyan kız hastalanınca buraya gelmiş. Bölgenin temiz dağ havası sayesinde sağlığına kavuşmuş. Çok uzun süre burada yaşadıktan sonra ölünce, anısını yaşatmak için yerleşim birimine adı verilmiş.

Lefke’nin geçmişinde önemli yer tutan bakır madenlerinin işletilmesine Orta Tunç devrinde (M.Ö 1900-1625) başlamış, Fenikeliler tarafından işletilmelerine devam edilmiş ve Roma döneminde (M.Ö 30 – M.S 150) de işletildikten sonra kapatılmıştır. Bu ocakların geçmişlerinin aydınlatılması amacıyla 1913 yılında Amerikalılar tarafından Aplıç, Sukuriotissa (Fugasa Tepesi) ve Mavrovini antik maden ocaklarında kısıtlı arkeolojik araştırma ve kazılar yapılmıştır. Ancak bu çalışmalar detaylı bilgiler içerdiğinden bu konuyu CMC konusuyla birlikte bir başka yazımda incelemem gerekecektir.

Lefke çevresinde Helenistik (M.Ö 310 – 30 BC) ve Roma (M.Ö 30 – M.S 150) dönemlerine tarihlenen antik mezarlara rastlanmıştır. Roma döneminde Karavostasi (Xero – Gemikonağı), Mısır’a ulaşımı sağlayan liman kentleri arasında yer almaktaydı.

Bizans devrinde kentte Ay. Yorgi kilisesi vardı. Lüzinyan ile Venedik dönemlerinde kaptanların, Baronların ve Venedikli subayların ikamet ettikleri bir ilçe merkeziydi. 1425 yılındaki Arap akınları sırasında Kraliyet ailesinin önemli bir sığınma yeriydi. Ortaçağda temiz ve basit bir oteli olduğundan, Soli, Vuni, Solya ve Maratasa kiliselerini ziyaret edecek olanlar bu otelde konaklarlardı. Lüzinyan devrinde Lefke’nin bir mahallesi olan Peristeronari’de (Cengizköy) Yafa Kontu’nun bir çiftliği vardı.

Osmanlıların adaya hakim oldukları 1571 yılından hemen sonra buradaki Latinlere ait ev ile arazilere Anadolu’dan taşınan nüfusun bir kısmı yerleştirilir. Daha sonra buraya, adadaki görevleri sona eren Osmanlı memur aileleriyle torunları da yerleşir. Bu dönemde 17 gazilik yerleşim biriminin merkeziydi. Önceleri Türk, Rum ve 1915 yılından itibaren köye yerleşmeye başlayan Ermenilerin birlikte yaşadıkları çok kültürlü bir yerleşim birimiydi. Osmanlı idaresinin 1831 yılındaki nüfus sayımında 2595 olan nüfusunun 1922’si Rum, 673’ü ise Türk idi. 1882 yılında yaklaşık 475 kişilik bir nüfusu vardı.1950’li yıllarda nüfusu yarı yarıya Türk ve Rumlardan oluşmaktaydı. 1960 yılı itibarıyla 3674 kişilik nüfusunun 88’i Rum, 3586’sı ise Türklerden oluşmaktaydı. Ancak Rumlar 1956 yılından itibaren Lefke’yi terk etmeye başlamışlar ve 1963 olaylarından önce de Lefke’yi tamamen terk etmişlerdir. 2006 yılı sayımında nüfusunun 11.071 olduğu belirlemesinde bulunulmuştur.

Lefke Piri Mehmet Paşa Camisi ve mezarlığı
Lefke’nin en eski camisi olup “Piri Paşa Camisi”, “Piri Mehmet Paşa Camisi” ve “Yukarı Cami” adıyla bilinmektedir. İlkin M.S VII. yüzyılda Kıbrıs’a gerçekleştirilen Arap akınları sırasında yapıldığı sanılmaktadır. Rivayete göre eskiden burada Ay. Yorgi Kilisesi vardı. M.S 649-963 yılları arasında Kıbrıs’a gerçekleştirilen İslâm akınları sırasında bu kilise camiye dönüştürülüp kullanılmış. Ancak M.S 1571 yılına kadar bakımsızlıktan yıkılacak duruma gelmiş. Kıbrıs’ın fethine katılan ve Yavuz Sultan Selim ile Kanuni Sultan Süleyman’ın sadrazamlığını yapan Piri Mehmet Paşa’nın torunu olan Ebubekir Bey, Lefke’nin de içinde bulunduğu “Baf Sancağı” yönetimine getirilince, sancağını denetlediği bir gün Lefke’ye de gelmiş. Orada Latin döneminde bakımsızlıktan harap olan eski Ay.Yorgi Kilisesi’ni görünce tamir ederek camiye çevirdikten (ve/veya yerine şimdiki camiyi inşa ettirdikten) sonra camiye dedesi Piri Mehmed Paşa’nın adını vermiş. Bu arada dedesinin adı ile camiyi yaşatmak için 1580 yılında dedesinin adına bir vakıf kurarken, 1580-1584 yıllarında ise caminin karşısına bir Sıbyan okulu ile bir medrese inşa ettirmiş.
Camisi’nin çevresindeki boş arazi çok uzun yıllar mezarlık olarak kullanıldıktan sonra 1970 yılında tamamen dağıtılır. Mezarlıktaki en güzel lahit mezar 1839 yılında vefat eden ve caminin doğu duvarının yanında bulunan Mir-i Miran Vezir Osman Paşa’ya ait olandır. Kıbrıs’taki Osmanlı dönemi taş işçiliğinin en güzel örneklerinden olan bu mezar Osman Paşa’nın eşi tarafından İzmir’de yaptırılıp buraya monte edilmiş ve ilerleyen yıllarda adak amacıyla kullanılmaya başlanmıştır. Üzeri sarmaşık, bitki, arma ve benzeri motiflerle kabartma olarak bezenmiştir. Anlatıldığına göre Tanzimat Fermanı’nın 1839 yılının Kasım ayında ilan edilmesinden önce, Kıbrıs’ta vergi toplama yönteminde yapılacak uygulamalarla ilgili olarak Vezir Osman Paşa görevlendirilmiş. Böylece 1839 yılının Nisan ayında Larnaka’ya ayak basmış. Limanda onu karşılayan çok güzel Rum kızları ona sarı şebboy demetlerinden çiçekler sunup kahve ikram etmişler. Karşılama töreninden sonra Lefkoşa Asmaaltı meydanındaki Miralay (Hacı) Tahir Ağa’nın konağında misafir edilmiş. O günden itibaren Paşa’da bir keyifsizlik baş göstermeye başlamış. Onun, 1821 yılında Kıbrıs’ta Osmanlılar tarafından idam edilen Başpiskopos Kiprianos’un intikamını almak isteyen Kıbrıslı Rumlar tarafından etkisini yavaş gösteren bir zehirle zehirlenmiş olabileceği üzerinde durulmuş. Bu arada, Kıbrıs’a kendisiyle birlikte gelen çok güzel eşine sahip olmak isteyen Miralay Tahir Ağa tarafından zehirlendiği söylentileri de yayılmış. Zamanın doktorları belli bir süre havası temiz, yeşilliği bol, suyu şifalı bir yerde dinlenmesini önermişler. Bunun üzerine Rum hizmetkârlardan oluşturulan dönüşümlü bir ekibin taşıdığı bir taht-ı revanla Lefke’ye götürülmüş ve Binbaşı Emin Efendi’nin (Binbaşı Hacı Emin Ağa) evinde misafir edilmiş. Ancak zehrin etkisinden kurtulamayıp Kıbrıs’a gelişinden 49-50 gün sonra, Mayıs ayında, vefat etmiş ve şimdiki yerine defnedilmiş.

Lefke Orta Cami
Aşağı Cami’nin bir benzeri olup kent merkezinde yer almaktadır. Önceleri burada Osmanlı yönetiminin ilk Baf Sancak Beyi Ebubekir Bey’in oğlu El-Haç Ali Bey’in vakfettiği ve vakfı 1787/88 yılında kurulan bir cami ile okul vardı. Şimdiki cami yıkılan eski caminin yerine 1904 yılında yapılmıştır. Cami girişinde “1322 H” (1904) tarihi, mihrapta ise 1323 H (1905/06) tarihi kayıtlıdır. 

Lefke Aşağı Cami
Lefke’nin aşağı mahallesinde bulunan bu cami “Aşağı Cami” olarak bilindiği gibi “Mahkeme Camisi” ile “Ebu Bekir Camisi” adlarıyla da bilinmektedir. Eskiden mevcut caminin yerinde başka bir cami vardı. Bunun yapım tarihi bilinmiyor olmasına karşın, caminin çevresinde saptanan 1814 yılına ait bir mezar taşına dayanılarak M.S XVIII’inci yüzyılın sonu ile M.S XIX’uncu yüzyılın başlarına tarihlendirilmiştir. Şimdiki cami ise eski caminin yerine 4.11.1901 tarihinde yapıcı ustası Nicolaki Kala tarafından inşa edilip tamamlanmış ve yapımı £148’ya mal olmuştur. Önceleri minaresiz olan camiye son yıllarda şimdiki minare inşa edilmiştir.

Lefke konutları  
Uzun süreden beridir kent nüfusu genellikle mal-mülk sahibi yaşlılardan oluştuğundan, mimari dokusu büyük oranda bozulmadan günümüze kadar gelmiştir. Lefke, dağlık bir bölgede ve bir dere yamacında bulunması itibarıyla mahalleleri oluşturan konutlar araziye uygun olarak inşa edilmiştir. 1900-1938 yılları arasına tarihlenen mevcut en eski konaklarında Osmanlı karakterinin genellikle ağır bastığı izlenimi edinilmektedir. Ancak bazı konutların cephelerindeki antik Yunan mimari elemanları arasında yer alan İon nizamındaki sütünler, aktroterler ve alınlıklar, bu konutların Rum yapıcı ustalarının elinden çıktığına işaret etmektedir. Nitekim Evkaf arşiv belgelerinde, XX’uncu yüzyılın ilk on yılında Lefke çevresindeki camileri yapan Lefkeli yapıcı ustaları arasında Michael Terzi Yanni, Stavri ve inşaatlara malzeme sağlayan Haris Haci Andoni’nin isimleri geçmektedir.
Kıbrıs-Osmanlı mimari geleneğini yansıtan Lefke’nin ayakta kalan yığma kerpiçten yapılan en eski geleneksel konaklarında cumbalar ile konakların içlerindeki kemerler dikkat çekicidir. Konutlar, engemeli bir araziye yapılan daracık ve organik sokaklar boyunca uzanır. Bu evler ya bitişik, ya da ayrık nizamlarda yapılmış olup bir bahçe içinde yer alırlar. İslami gelenekte ev yaşantısı içe dönük olduğundan, konutlar dışa kapalı durumdadır. Bu mimari geleneği en güzel bir şekilde yansıtan konaklar Nekipzade, Salih Suphi ve Hacı Emin sokaklarında halen görülmektedir.
Lefke’nin merkezindeki konutlar bitişik nizamda yapılmışlardır. Küçük parsellere yapılan konutların arkalarında duvarla çevrili küçük bir meyve bahçesi bulunması, Osmanlı’nın mahremiyete verdiği önemin bir gereği olarak görülmektedir. Bu bahçede genellikle ana binaya bitişik mutfak, kiler, tuvalet, hamam, depo ve benzeri servis birimleri bulunmaktadır.

Lefke su kemerleri
Lefke, denize kadar uzanan verimli topraklara ve Trodos Dağlarındaki Maratasa ile Kafises’den gelen bol su kaynaklarına sahip olduğundan, çok eskiden beri tahıl, bahçecilik ve özellikle de narenciye üretimi yapılan bir merkez olma özelliğini yıllarca korumuştur. Eskiden olduğu gibi şimdi bile ‘Lefke Portokalı’nın pazarlarda aranan bir ürün olduğu gayet iyi bilinmektedir.
Osmanlı döneminden bölgede üretilen tahılın öğütülmesini sağlayan değirmen çarklarının dönmesi ve bahçelerin sulanması amacıyla Maratasa ile Kafises’ten sağlanan sular, yapılan su kemerleri ve hendeklerle Lefke’ye taşınmıştır. Baf Sancak Beyi Ebubekir Paşanın oğlu El Haç Ali Efendi tarafından yapılan bu su sistemi 1102 H (1690) yılında oluşturulan Ebubekir Efendi Vakfı’na dahil edilmiştir. 1887 yılında Baddal Ağa tarafından inşa edilen değirmeninin su ihtiyacı da uzun yıllar bu vakfın su arkları ile su kemerlerinden yararlanılarak karşılanmıştır. Sağlanan sular ise tarlalar ile bahçelere nöbet esasına göre para karşılığında dağıtılırdı. Rivayete göre II. Sultan Mahmud döneminde saygıdeğer biri olan Lefkeli Veli Ağa’nın Maratasa Deresi suyunu toplayıp su arklarıyla Lefke’ye dağıtması nedenle “Hafta Başı” (Veli Ağa Haftası) lakabıyla anıldığı anlatılmaktadır.
Şu anda mevcut su arkları tarlalar ile bahçeleri sulamak amacıyla kullanılmakta, Piri Osman Paşa Camisi’nin yanından geçen ark ise ‘Ay. Yorgi’ adıyla bilinmektedir. Lefke’nin su kemerlerinden çok az bir bölümü günümüze gelebilmiştir.

İngiliz Kralı George VI anıtı
Lefke’den geçen ana yolun üzerindeki meydanda silindirik su deposu şeklinde bir anıt bulunmaktadır. Bu anıt İngiltere kralı George VI’nın 12.5.1937 tarihinde taç giymesinin anısına inşa edilmiş ve cephesine İngiltere Kraliyet arması monte edilmiştir. Ayni yıl bu armaların benzerleri Sarayönü Meydanı’ndaki taş kürsüye,Vali Konağı tepesindeki Vali konağı (şimdiki başkanlık sarayı) girişine ve Larnaka çocuk hastanesinin cephesine de monte edilmiştir.

Kaymakamlık, Mahkeme ve Postane binaları
Lefke, İngiliz Sömürge döneminde bölgenin idari merkezi olduğundan buraya idari binalara ihtiyaç duyulmaktaydı. Bu nedenle Lefke’nin Kaymakamlık, mahkeme ve postane binalarının planları mimar P.S. Stavrinides tarafından çizilmiş ve sarı taştan olan iki katlı binalar 1937-1939 yılları arasında Kamu İşleri Dairesi (PWD) tarafından Lefke’nin içinden geçen ana yol üzerine inşa edilmiştir. Posta Dairesi’nin giriş kapısının üst başındaki yüksek kabartma Kıbrıs haritasında Lefke’nin büyük şehirlere bağlantıları belirtilerken, üst başına ise “Post Office” yazısı kaydedilmiştir.
Mahkeme binası giriş kapısının üst başında ise Kıbrıs İngiliz Kolonisinin amblemi olan iki aslan figürü yüksek kabartma olarak yer almaktadır. Bu figürler Normandiya Dükleri ile İngiltere kralı Aslan Yürekli Richard’ın arması olup, bu armanın Kıbrıs’ta kullanılma nedeni, 1878 yılında Kıbrıs’ta başlayan İngiliz Sömürge idaresinin Aslan Yürekli Richard döneminin bir devamı olduğunu vurgulamak içindi. Bu arma ayrıca zamanın Lefkoşa Komiseri için 1939 yılında Silihtar hisarı üzerine yapılan şimdiki Cumhurbaşkanlığı sarayının giriş kapısında ve Kıbrıs’ın İngiliz İdaresine girişinin ellinci yılını kutlamak amacıyla 1928 yılında basılan Kıbrıs pulları ile 45 kuruş değerinde gümüşten darp edilen Kral George V’in sikkeleri üzerinde de bulunmaktadır.  

Acendu Kilisesi, avlusundaki okul bina ve su çeşmesi
Eskiden Rumların oturdukları Acendu mahallesinde bulunan kilise “Banaya Acendu Kilisesi” adıyla bilinmektedir. İngilizcede ‘Agent’ (temsilci) sözcüğünden gelen Acendu sözcüğü, Tanrı’nın bir temsilcisi olan Meryem Ana’nın, Tanrı ile Hıristiyanlar arasında iletişim kurma niteliğini yansıtmaktadır. Kilisenin yanındaki binanın kapı kemerinde bulunan demir şebekede 1915 tarihi kayıtlıdır. Şimdilerde harap ve bakımsız olan kilise binası Rumların köyü tamamen terk ettikleri 1960’lı yılların başlarına kadar kullanıldıktan sonra, kilisedeki ikonların tamamı Petra (Taşköy) Transfigüration Kilisesi’nin kadınlar bölümüne taşınmıştır.
Kilise arazisinin kuzeydoğusundaki Lefke Deresi ile Lağuna Dağı’nın yamaçları arasında, pınar suyu akıtan tonoz üst örtülü, nişli ve yalaklı bir çeşme vardır. Rivayete göre buradaki pınar M.S XV – XVI. yüzyılda Cento isimli bir Venedik komutanı tarafından bulunduğundan pınara ilkin ‘Aegua di Cento’ (Cento’nun suyu) adı verilmiş. Ancak bu ad zamanla halk ağzında Acendu’ya dönüşmüş.

Bu haber toplam 3930 defa okunmuştur
Adres Kıbrıs 129. Sayısı

Adres Kıbrıs 129. Sayısı

Önceki ve Sonraki Haberler