1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Kuzey Kıbrıs’taki Sol Mücadele ve Facebook
Kuzey Kıbrıs’taki Sol Mücadele ve Facebook

Kuzey Kıbrıs’taki Sol Mücadele ve Facebook

Çağrı Coşar: Sevincimizi, üzüntümüzü, başarımızı daha da önemlisi her türlü tepkimizi bu internet araçları ile dile getirip çok kalabalık bir insan grubu ile paylaşabiliyoruz

A+A-

 

 

Çağrı Coşar
cagricosar9@gmail.com

 

 

 

İkinci nesil internet (Web 2.0) araçları olarak bilinen, twitter, facebook veya çeşitli blogların hayatımıza girişi üzerinden çok zaman geçmemesine karşın, günlük hayat rutinimiz içerisinde çok önemli bir yere sahip olduklarını görüyoruz. Sevincimizi, üzüntümüzü, başarımızı daha da önemlisi her türlü tepkimizi  bu internet araçları ile dile getirip çok kalabalık bir insan grubu ile paylaşabiliyoruz.

Web 2.0, teknoloji açısından çok büyük bir değişikliği ifade ediyor. 2000’li yılların başından itibaren, biz kullanıcılar da internet sayfalarına içerik yükleyebiliyoruz. Örneğin, Facebook’ta yaptığımız tüm anlık paylaşımları veya internet gazete sayfalarındaki haberlerin, köşe yazılarının altındaki yorumları, Web 2.0 teknolojisi sayesinde gerçekleştirebiliyoruz. Bu girişle birlikte, gelişen teknoloji üzerine yazılmış bir övgü yazısı okuyacağınızı düşünebilirsiniz. Tam aksine, bu yazı temelde, Web 2.0’nin getirdiği yeniliklerle yol açtığı bazı erozyonlardan bahsetmeyi amaç ediniyor. İkinci nesil internet araçlarının neden olduğu erozyondan birçok alanda bahsedilebilinir. Ancak, bu yazı, kapsamı bakımından, sosyal medya aracı olarak da tanımlanan Facebook’un Kuzey Kıbrıs’daki sol mücadele üzerinde yarattığı erozyondan bahsedecektir.

‘Sol mücadele ve Facebook’ konusunu irdelemek isteyişimin ardındaki sebep, Facebook’un süreç içerisinde, farkettirmeden, sol mücadeleye verdiği zarardır. Bir zarardan bahsederken, Facebook’un bizlere sağladığı olumlu faktörleri kesinlikle yadsıyamayız. Belirtmem gerekir ki, ben de 900 milyon Facebook kullancıcısından biriyim. Dolayısıyle, teknik ve etik olarak Facebook’u temelinden reddetmek gibi bir durumum sözkonusu olmaz. Hatta, daha ileri giderek, çok iyi bir haberleşme aracı olduğuna inananlardanım. İnanmamak mümkün değil, bir dakikadan kısa bir sürede, bizlere binlerce kişiye ulaşma imkanını tanıyor.

Sosyal medyanın gelişmesiyle, medyada genel olarak hakim olan anti-demokratik ortamdan biraz uzaklaştığımızı görüyoruz. Geleneksel medyada sol eğilimli görüşlere yer verilmesi, o kadar sık rastlanan bir durum değil, hele de, sisteme yönelik eleştiriler getirdiğiniz zamanlarda. Hassas veya ‘milli mesele’ konuları kapsamı içinde yer alan bir konuda olağanın dışına çıkacak olursanız, geleneksel medya araçları ile topluma ulaşmanız neredeyse imkansız. Neoliberal politikalara ciddi bir karşı duruşta yine benzer bir sansürle karşı karşıya kalıyorsunuz. Buna ek olarak, ne yazık ki, solun farklı noktalarında yer alan hareketlerin, yayın organları da, zaman zaman bir birine sansür uyguluyor.

 

Tartışmaya, giriş kısmında yer verdiğim iki terimin bu yazıda ne anlamda kullanıldığını söyleyerek başlamak yerinde olur. Sol mücadele ile ilgili olarak, bu yazıda tartışacağım boyut yönteme dairdir. Yani, herhangi bir prensip, ilke veya ideoloji tartışması yapmak bu yazının amacı değildir. Bunun sebebi, içeriğe dair tartışmayı önemsemediğimden değil, bu yazının kapsamından ötürüdür. Sol spektrumun çeşitli fraksiyonlarında farklı farklı mücadele yöntemleri, propaganda teknikleri veya topluma ulaşma şekilleri vardır. Son birkaç yılda sosyal medya diye nitelendirilen Facebook gibi araçların, tüm sol hareketler, aktivistler ve sola eğilimli kişiler tarafından bir platform olarak kullanıldığını görüyoruz. Bunun soldaki tüm farklı fraksiyonlar için geçerli olduğunu düşünüyorum.

Erozyan terimine dönecek olursak, sol mücadelede Facebook ile oluşan bir erozyondan bahsediyorum. Siyasi konularda yazılar yazarken farklı alanlardan veya bilimlerden terimler kullanarak açıklamalar yapmak herzaman benim için argümanları daha iyi anlamam açısından kolaylaştırıcı bir unsur olmuştur. Bu nedenle, bende o furyaya katılarak coğrafya’dan erozyan terimini bu yazı için ödünç alıyorum.  TDK’ya göre erozyon,  aşınma anlamına gelen “yer kabuğunu oluşturan kayaçların, başta akarsular olmak üzere türlü dış etkenlerle yıpratılıp yerinden koparılarak eritilmesi veya bir yerden başka bir yere taşınması olayıdır.” Burada, Facebook’un hayatımıza girişini bizim dışımızda gelişen bir doğal olay olarak nitelendiriyorum. Facebook, elbetteki beşeri faktörler sayesinde ortaya çıkan bir etkendir ancak benim gözümde doğal bir dış etken olarak sol mücadeleyi eriten ve başka bir zemine taşıyan bir etkiye sahiptir.

 

Başta da belirttiğim gibi, sosyal medyanın demokratik bir platform oluşturduğu bir gerçektir. ‘Radikal’ diye nitelendirilen ve basında yer bulamayan görüşlerin, binlerce insana ulaşmasında sol hareketlere büyük kolaylık sağladığını iddia edebiliriz. Teoride, bu algı kulağa çok hoş geliyor, bir tuş ile görüşlerimizi hiçbir sansüre uğramadan toplumla buluşturma şansı. Fakat, pratikte bu durum, düşündüğümüz gibi işlemiyor. Yani, sol hareketi güçlendirmek, yaymak ve ne olduğunu anlatmak için kullandığımız bu platform, ters yönde etki ediyor. Bu argümanı desteklemek için üç noktaya değinmek istiyorum.

 

Birincisi, yöntem olarak, gücünü meydanlardan alan sol mücadelenin, Facebook ile bilgisayar başına hapsolmaya başladığıdır. Sosyal medyayı araç olarak kullanmaktan çok amaç haline getirdiğimizi görüyorum. Gündelik olarak politik tepkilerimizi hemen Facebook’ta paylaşıyoruz. Uzun uzun yazıyoruz ve kızıyoruz. Meydanlarda gerçekleştirilecek bir eylemde toplanması 10 yılda bir mümkün olan sayılara hemen hemen hergün ulaşıyoruz, ortak görüşte buluşuyoruz. Tepki veriyoruz, ancak, evde bilgisayar başında veriyoruz. Ve, görevlerimizi yerine getirdiğimizi varsayıyoruz. Başka bir adım daha atma ihtiyacı duymuyoruz. Çeşitli sol hareketlerin çağırdığı eylemlere katılmıyoruz, böylelikle tepkimiz Facebook sayfalarında kalıyor. Bazı politik içerikli fotoğraf, resim, karikatür veya görüntü’nün altındaki ‘Beğen’ kelimesinin üzerine binler olarak tıklıyoruz ve bu bizim içimizdeki tepkiyi azaltıyor. Politik tepki, dışa vurdukça azalıyor. Biz politik tepkilerimizi Facebook’ta azaltıyoruz. Çünkü görevimizi yerine getirdiğimizi zannediyoruz. Adeta hepimiz birer gerilla oluyoruz, Facebook’ta çatışıyoruz. Uzun uzun anlatmaya çalıştığım bu durum, meydanlarda ve kabul etmeliyizki salonlarda eşzamanlı olarak sürdürülmesi gereken sol mücadeleyi çok başka bir zemine taşıyor. Öyle bir zemin ki, hayal edilemez sayılara ulaşılan ancak hiç bir etki yaratamadan erimeye başlayan bir zemin.

 

İkinci nokta, bilgi ve yazı kalabalığı arasında önemli ve gerekli olan bildiri, görüş veya mesajlarımızın kaybolmasıdır. Çok fazla paylaşım yapmanın veya yazı yazmanın katkı sağlayacağını düşünenler olabilir. Ancak, ben daha seçici olmak gerektiğini düşünenlerdenim. Bana göre, ne kadar çok veya uzun yazdığımız değil, ne kadar basit ve anlaşılır yazdığımız önemlidir. Bu noktada eksiklerimiz olduğunu gözlemliyorum. Gelinen aşamada, hergün birkaç kez paylaşılan bildirilerin, görüşlerin önemi azalmıştır. Gündemi iyi takip eden kişilerin bile artık, Facebook aracılığı ile yapılan paylaşımları görmezden gelmeye başladıklarını görüyorum. Facebook’ta bir yazının içeriğini dahi okumadan, beğenenlerin sayısı oldukça fazladır. Bu sol hareketin hiç de isteyeceği birşey değildir. Bu sol mücadeleyi eriten bir etki yaratıyor. Propaganda yaptığımızı düşündüğümüz bir platformda uzun vadede destekçilerimizi farketmeden kaybediyoruz.

 

Üçüncü nokta ise, solun hastalığı olan, kim daha solcu tartışmaları ile, sol görüş için çok kötü bir imaj çizmemizdir. Ego savaşları zemini olarak Facebook’ta günlerce birbirimizi yiyoruz. İnanılmaz enerjiler harcıyoruz. Saatlerce yazıyoruz. En sonunda hiçbir şey üretmiyoruz. Enerji harcıyoruz ama sonuç almıyoruz. Dilbazlıklarla çıkmaza giren gereksiz tartışmalara giriyoruz. Sonunda en solcu biz oluyoruz! Seviyenin düştüğü ve egonun zarar veren bir biçimde ortaya çıktığı tartışmalarda solun imajını zedeliyoruz. Bunu, arenada savaşan gladyatörler havasında gerçekleştiriyoruz. Bir seyirci grubunun bizi izlediğini düşünerek, karşımızdakine daha da hırslanıyoruz. Tartışma, politik zeminden çıkıyor, üslubumuzu kaybediyoruz. Ve sonuç olarak biz kaybediyoruz.

 

 

Hepimiz öneri sunmayan ve sadece problemin ne olduğunu ortaya koyan yazılardan veya görüşlerden bıkmış durumdayız. Sanırım, yeni şeyler duymaya ihtiyacımız var. Bu ayrı bir tartışma konusu. Ancak, dürüstçe söylemeliyim ki, bu Kuzey Kıbrıs’daki solun sosyal medyayı doğru kullanmadığına yönelik bir tespit yazısıdır. Ama, en azından konu itibariyle, daha önce tartışılmaya açılmayan, yani üzerinde çok fazla tespit yapılmayan bir konudur. Kimilerine göre önem arzetmeyen bir konu da olabilir. Bunun aksine benim kanaatim, bu konu üzerinde düşünmek ve tartışmak gerektiğidir. Elimizde hazır bulunan bir aracı nasıl kullanmamız gerektiği ile ilgili tartışmalıyız. Sol için Facebook kullanım klavuzu gibi bir şey yaratmaktan bahsetmiyorum. Fakat, stratejik olarak, Facebook’u etkin bir araç olarak kullanmalıyız. Ne boyutta ve hangi amaç için kullandığımız durumu çok değiştiriyor.

Sol hareketler, aktivistler veya sola yatkın kişiler olarak, Facebook’un sol üzerinde uzun vadede yaratacağı olumsuzlukları iyi tespit edip davranış biçimlerimizi ona göre ayarlamamız gerekir. Facebook, aslında, politik propaganda yapmak için çok elverişli bir ortamdır. Sol görüşlerin, hiçbir şekilde ulaşma ihtimalinin olmadığı insan gruplarına ulaşma imkanını bize veriyor. Sosyal hayat ve eğlenceye dönük görüntü, fotoğraf veya yazıların arasında politik içerikli paylaşımlarda ‘öcü’ gibi durmuyor. Haberleşme olanakları bakımından bize reddedemeyeceğimiz imkanlar tanıyor. Fakat, solun sosyal medya kullanımında bugün geldiğimiz noktayı sorgulamadan devam etmesi uzun vadede sol harekete büyük kayıplar verecektir. Bir sol örgüt, parti veya aktivist olarak, sol görüşleri tanıtma, yayma ve tartışma konusunda Facebook’u bir araç olarak kullanırken daha dikkatli olmalıyız. Topluma ulaşma, farkındalık yaratma ve eyleme geçirme stratejilerimiz arasında halihazırda yer alan sosyal medyayı nasıl kullanmalıyız sorusunu artık düşünmeye başlamalıyız.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1149 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler