1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Kuzey Kıbrıs Görücüye Çıkıyor ama…
Kuzey Kıbrıs Görücüye Çıkıyor ama…

Kuzey Kıbrıs Görücüye Çıkıyor ama…

Kudret Özersay’ın 5 Şubat 2012 tarihinde Kathimerini gazetesine verdiği mülakat oldukça aydınlatıcı bir mülakat oldu. Türk tarafının mevcut sürece nasıl baktığını ve geleceğe dair ne türden planlar yaptığını şimdi daha iyi biliyoruz. Türk tarafı içi

A+A-

 

 

 

Kudret Özersay’ın 5 Şubat 2012 tarihinde Kathimerini gazetesine verdiği mülakat oldukça aydınlatıcı bir mülakat oldu. Türk tarafının mevcut sürece nasıl baktığını ve geleceğe dair ne türden planlar yaptığını şimdi daha iyi biliyoruz. Türk tarafı için 1 Temmuz 2012 tarihi bir dönüm noktasıdır. O tarihe kadar çözüm olmazsa Türk tarafı Kıbrıs Sorununun federal devlet temelinde çözülmesi fikrini terk edecek ve “kutunun dışına” (federal çözüm dışına) çıkarak başka çözümler arayacak. “Yaratıcı çözümler bulmalıyız” diyen Özersay, yeni görüşme sürecinde nelerin müzakere edileceğini ise şöyle sıralıyor: bölgesel ticaretin güvence altına alınması, doğal gaz sorununun çözülmesi ve Kıbrıs Sorununda “kutu dışı” bir çözümün aranması!

Kudret Özersay, paradigma değişikliğini şu gerekçelere dayandırıyor: Ekonomik, toplumsal, siyasi sorunlar içinde yüzen Kıbrıslı Türklerin daha fazla beklemeye tahammülü yok! 44 yıl boyunca her yöntem denendi ama çözüm olmadı, demek ki federal devlet fikri temelinde çözüm olamıyor. Derviş Eroğlu da 9 Şubat 2012 tarihinde NTV’ye verdiği bir mülakatta “1968’den beri federal çözümün görüşüldüğünü” söylüyor -Sayın Eroğlu tarih konusunda bir hata yapıyor, 1968 görüşmeleri Zürih’i Rumlar lehine iyileştirme temelinde yapılıyordu - ve şöyle devam ediyor: “Bence artık genel sekreter ve BM’nin bazı gerçekleri görmesi zamanı gelmiştir. Bazı ülkelerde federasyonlar dağılıyor bir kısmı Avrupa Birliği üyesi oluyor bir kısmı BM üyesi olabiliyor. Böyle bir zamanda Rumların federasyona karşı çıkmalarına rağmen federasyon peşinde ısrarla BM’nin koşmasının bugüne kadar bir sonuç doğurmadığının ve doğurma ihtimalini gittikçe azaldığını görmeleri lazım ona göre bir strateji belirlenmesi lazım.”

Görüleceği gibi, Türk tarafı artık federal çözüm temelinde müzakere etmek istemiyor. Fakat müzakereleri kesmek niyetinde değil. Bölgesel ticaret, doğal gaz gibi sorunların çözümü ve Kıbrıs Sorununda “kutu dışı” bir anlaşma için müzakereleri sürdürmek istiyor. Kudret Özersay müzakereleri sürdürmenin doğal gaz yüzünden olası bir sıcak çatışma çıkmasını engellemek için de şart olduğunu ileri sürüyor ve böylece Kıbrıslı Rumlara mesaj veriyor.

Bu arada, Özersay’ın söylediklerinden Türk tarafının 1 Temmuz 2012 tarihinden sonra dışa dönük olarak yapacağı manevranın içeriden başlayacağını anlıyoruz: “uygun fırsatı bulduğumuzda Kıbrıs Türk tarafı olarak siyasal, anayasal, ekonomik ve toplumsal yapımızı yeniden-düzenlemeliyiz ve Türkiye ile olan ilişkilerimizi gözden geçirmeye yönelmeliyiz”.

Bu sözlerle “B planı” da açıklanmış oldu. Belli ki, içeride yapılan değişikliklerden sonra Kıbrıslı Türkler “görücüye” çıkacak. Fakat ayrı devlet olarak tanınmak için değil. Kudret Özersay bunun altını ısrarla çiziyor: sadece “ikili ilişkiler kurmak” için… Yani, bir yandan Kıbrıslı Rumlara “sizinle artık federasyon konuşmayız” denecek –üniter devlet konuşacak halleri olmadığına göre bu, “iki devletli konfederasyon konuşuruz” anlamına geliyor-  diğer yandan da dünyaya “bizimle ticaret yapın” denecek!

Bunun hiç de gerçekçi bir çizgi olduğunu düşünmüyorum. Her şeyden önce bu şartlar altında masaya oturacak bir Kıbrıslı Rum lider bulunmayacak. Ayrıca, federal çözüm konusunda Kıbrıs Rum toplumundan kaynaklı zorluklar olsa bile, Türk tarafının uluslararası topluluğu federal çözüm istediğine ve bunun için elinden geleni yaptığına inandırdığını söyleyemeyiz. Öyle olsaydı Banki Moon taraflara durmaksızın «daha fazla cesaret» çağrısı yapar mıydı? Şurası bir gerçektir ki, karşılıklı suçlama oyununda (Blame Game) kazanan taraf olmadı ve siyasette ültimatom verir gibi soyut bir tarihe gönderme yaparak paradigma değiştirilemez. Bu yüzden, “B Planı” olsa olsa çözümsüzlük mahkûmu Kıbrıslı Türklerin “mahkûmiyetini” daha da uzatır.

Unutulmamalıdır ki, Kıbrıs’ta federal bir devletin kurulması Kıbrıslı Türklerin elde ettiği ve uluslararası politikaya kazıdığı bir haktır. Bundan vazgeçtiğiniz anda uzun yıllar daha devletsiz kalma tehlikesi yanında, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin sonsuza kadar bir Kıbrıs Rum devleti olarak kalması söz konusu olur. “Ne olmuş yani” diyenler çıkabilir. Türkiye’ye soralım; güneyinde Yunanistan’ı Orta-Doğu devleti yapacak, belki de Rusya’yı konuşlandıracak bağımsız ve egemen bir Kıbrıs Rum devleti ister mi? O zaman neden “B Planına” yöneliyor sorusu akıllara gelebilir. Güçlü olduğuna inandığı için ve de duygusal davranıp Kıbrıslı Rumlara göstermek için…

Gelgelelim güçten her zaman hak doğmaz. Rasyonel davranıp “ya federasyon ya da federasyon” demekten ve gerekli iradeyi sergilemekten başka çare yok. Meşru olan ve “ortak yarara” dayalı siyaset bunu söylüyor…

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1502 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler