1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. 'Kütüphanenizdeki En Eski Kitap ve Hikayesi!?' (1)
Kütüphanenizdeki En Eski Kitap ve Hikayesi!? (1)

'Kütüphanenizdeki En Eski Kitap ve Hikayesi!?' (1)

Merak ettik sorduk başka bir şey olmadan önce ‘okuyucu’ olanlara: “Kütüphanenizdeki en eski kitap ve hikayesi?” diye… Aşağıda cevaplar… En eski kitaap? Püüüüüü... ‘Dünyanın Ucundaki Fener’ adlı bir kita

A+A-

 

 

Merak ettik sorduk başka bir şey olmadan önce ‘okuyucu’ olanlara: “Kütüphanenizdeki en eski kitap ve hikayesi?” diye… Aşağıda cevaplar…

 

En eski kitaap? Püüüüüü... ‘Dünyanın Ucundaki Fener’ adlı bir kitap… 15 yaşlarında falan okudum. ‘80 Günde Devrialem’ de var. Aynı tarihlerde almıştım, ard arda okuduydum ikisini da. Hala daha saklarım...

Rahmetli annem aldıydı Saydam Berberoğlu’ndan çünkü hep ‘Teksas, Tommiks’ okurdum. Kompozisyon yazamazdım okulda ve annem derdi “kitap okumazsan yazaman”. Ben de derdim “aha Teksas okurum, hem Tommiks”,   “onlar olmaz” dedi ve aldıydı bana bunları. İlk okumak istemedim. Sevmedim. Çok kalındı. Sonra yaz tatilinde bir gün canım sıkıldı. Teksas da yoktu okumadığım o sıralar evde. Aldım elime başladım okuyayım. Sardı beni, beğendim. Hayal etmeye başladım ‘dünyanın ucunu’... Nasıl bir yerdir? Nasıl gidilir? Çocuk aklı işte... Sonra baktım bitirmişim.

1 yıl sonra, Brt’de radyo tiyatrosu vardı o zamanlar. Zaman zaman dinlerdim. Baktım radyo tiyatrosunda ‘Dünyanın Ucundaki Fener’ adlı bir piyes var, “uh,” dedim “bu benim kitap!” Yani işte böyle başladı kitapla arkadaşlığım… (Cemal Yıldırım)

 

1797 Chateaubriand'ın ‘Discours et les Essais sur la Revolution’, Fransız Devrimi'nden sekiz yıl sonra yazılan bu iki ciltlik eser dünyadaki önemli devrimleri anlatır, iki cilt bir arada, döneminin özgün cildinde. 1789'u, öncesini ve sonrasını yaşadıktan sonra döneminin önemli bir entelektüeli olarak, o güne değin devrim konusunda öğrendiklerini kitaplaştıran yazar, yapıtında özellikle ders ve ibret alınması gereken olay ve durumlar üzerinde durmuştur. İstanbul Hukuk Fakültesi'nin ilk mezunlarından olan rahmetli bir büyüğüm, kendisi için yapabilmek onuruna eriştiğim çeviri hizmetleri karşılığında, uzunca bir ithafla, bu maddi ve manevi değeri büyük kitabı 1989 yılında, Fransız Devrimi'nin 200, yılında bana hediye etmişlerdi. (Nazif Bozatlı)

Diyet-Mehmet Ali Birand. Evde hatırladığım ilk kitap budur; nasıl evimize geldigini bizimkilere sordum hatırlamıyorlar, arkasına baktım hani kütüphaneden alınmış da geri verilmemişlerden mi diye, hiçbir kütüphane mührü yok; üveybabamın bize taşınırken getirmiş olması olasıdır. Uzun yıllar evin değişik köşelerini gezmiş olan bu kalın kitapla bakışıp durmuştuk; iticiydi kalınlığı; 18imde okuyasım gelmiş, fakat Türkiye’nin ekonomi ve siyasi politikalarının gaylesi beni tutmadığından olacak usanıp sonunu getirmeden bırakmıştım. Bu kitabın enteresan tarafı iradem dışı eve gelmiş ilk ve son kitap olmasıdır. (Faik Hasan Iraz)

 

Üç yaşındaydım… Babamın kitaplığı vardı. Kitapları okşardım küçük ellerimle, bebeklerimden ziyade onlara dokunurdum… İçlerinden bir tanesi çok ilgimi çekerdi. Turuncu kaplı bir kitaptı bu... Ve yıllar yıllar geçtikten sonra okumayı yazmayı öğrendim... İlk yaptığım iş, bu kitabın adını öğrenmek oldu... Bu kitap, ‘Guguk Kuşu'ydu... Şimdi kütüphanemin en nadide yerinde.... Kemal’in kitabı! (Türegün Tunç)

 

Kütüphanemdeki en eski kitap 1895-1901 yılları arasında çıkan 6 ciltlik ‘Servet-i Fünun’ dergileridir. Dünürüm Erol Tarpaz, kendisine dedesi Nazım Ali İleri'den kalan bu altı ciltlik bulunmaz kaynağı bana hediye etti. (Yıltan Taşçı)

Kütüphanemdeki en eski kitap olmamakla birlikte, aklıma gelen ilk kitap Roger Ikor’un ‘Suçsuzlar Kapısı’.

Üniversitenin ilk yılında aldığım bu kitabı en az 3-5 kez okumama karşılık ne edebi değeri ne de anımsattıkları azalmadı. Milliyet Yayınları tarafından Eylül 1976’da basılan bu kitabı, 6 Nisan 1996 yılında Emek Sineması’nın sokağına kurulan küçük bir sahaftan aldım. Beyoğlu’nu yavaş yavaş keşfetmeye başladığım, her keşifle de büyüsüne iyice bir kapıldığım bu ikinci yarı bahar döneminde, kendimi açlık içerisinde edebiyata, özellikle de romana verdiğimi anımsıyorum. Kıbrıs’ta edebiyata olan ilgimin yoğunlaştığı, edebiyatın ve sözcüklerin çekimine iyice girdiğim lise yıllarında, edebiyata uzak çoğunluğun arasında birbimize destek belirttiğimiz birkaç arkadaşın da azaltamadığı yalnızlık ve açlık duygusu, üniversitenin daha ilk yılında yerini sıralardan kantine, kantinden Beyoğlu’ndaki kafelere uzanan edebiyat sohbetlerine ve okumaya duyulan açlığa bıraktı. Edebiyat sohbetlerinde o kadar fazla yazardan, kitaptan, akımdan bahsediliyordu ki kendimi sürekli olarak geç kalmış hissediyordum. Arkadaşlarımın dillerinden düşürmedikleri edebiyat şatoları ise sahaflardı. Binlerce kitabın yer aldığı bu büyüleyici yerlerin çoğu İstanbul Üniversitesi’nin ana kampüsünün civarındaydı. Diğer adres ile kedili sahafların mekanı Beyoğlu’ydu. Bu sahafları keşfetmek ise 8 yılımı aldı. Hala İstanbul’a her gidişimde yeni bir sahaf dünyası karşısında şaşırmaya devam ediyorum.

Sanatın merkezi Beyoğlu, Nisan aylarını güzelleştiren İstanbul Film Festivali’nin de merkezi hala. 1996 yılında ise festivalin eski mekanı, güzelim Emek Sineması’nda film izlemenin tadı bir başkaydı. Emek Sineması’nın sokağı Nisan aylarında inanılmaz kalabalıklara ev sahipliği yapardı. Herkes sinemadan çıkar, yol boyunca sinema sohbeti yaparak soluğu bir kafede alırdı. Ben de sokağın başında kurulan sokak sahafında, neredeyse tüm kitapları tek tek inceledikten sonra ‘Suçsuzlar Kapısı’nı sokağın tozuyla birlikte kucaklayarak, İETT’nin yıllarca beni taşıyan kadim 30M numaralı otobüsü ile evimin yolunu tuttum. Eve varır varmaz da bitirene dek elimden bırakamadım ‘Suçsuzlar Kapısı’nı. Kitabın içinden çıkan not ise benden önceki konuk okurla aramda bir paylaşım yaratan küçük bir anı olarak kaldı. ‘Suçsuzlar Kapısı’ ile sahaflara açılan kapı da kapanmamak üzere aralandı… (Meryem Ekinci)

 

Evimizin kütüphaneside tarihsel sırasını bilmediğim birçok kitap vardır. Ve hepsini teker teker elime aldığım zaman bana anımsattığı bir anısı mutlaka mevcuttur. Bana, “Kütüphanenizdeki En Eski Kitap ve Hikayesi Ne!?” diye sorduğunda, her ne halsa şu an evimizde bulunan kütüphane değil de çocukluğumda köydeki evimizde kitaplarımızı muhafaza ettiğimiz karton kasa geldi aklıma. Bizim kütüphanemizdi o... Neler yoktu ki içerisinde. Kemalettin Tuğcu’nun bütün hikayeleri… Kerime Nadirler. Foto romanlar... Kasanın en altından yukarıya doğru sıralanırlardı. Yaz tatillerinde okuldan dönen abimin kitapları da valizden çıkıp karton kasa kütüphanesine eklenirdi. Onun eklediği kitaplar arasında ilk dikkatimi çeken ‘1789 FRANSIZ İHTİLALİ’ isimli kalın bir kitaptı. Daha sonra bu kitabın bir kenarı karton kasadaki diğer kitaplar gibi farelerin gazabına uğramış kemirilmişti... Hergün annemin diktiği bez çantaya mutlaka bir kitap koyar tavukları bahçeye ektiğimiz sebzelere yaklaştırmamak için kışılamaya giderdim. O gün Franco Gasparı (aşığıydım) fotoromanımı çantama koydum bahçeye inmeye hazırlanırım. Abim aldığım kitabı gördü. “Bekle,” dedi. kasayı karıştırdı. Kendi kitaplarından Yaşar Kemal'in ‘YUSUFCUK YUSUF’ adlı kitabını bana uzattı. “O çantaya koyduğunu değil bunu oku” dedi. “O maskaralıklar sana hiçbirşey vermez”. “Tamam” dedim. dedim ama çok canım sıkılmıştı. “Ben şimdi ne güzel fotoromanımı okuyup aşkın hayalini kuracaktım. Nerden çıktı bu Yusufcuk!” diye söylene söylene indim bahçeye. O kaçın kurasıydı. Bilmez miydi böyle düşündüğümü! Arkamdan seslendi. “Bak bitirince ne anladığını bana anlatacaksın.” Daha çok canım sıkılmıştı. Ben Yaşar Kemal’in kitabının arasında fotoroman okuyacaktım. Öyle de yaptım. Birkaç gün sonra sordu: “Ne anladın?” “Hiç” dedim. “Bok gibi yazar! Hiçbirşey anlamadım.” “O zaman baştan oku! Anlayana kadar ve anlatabilecek duruma gelene kadar oku sonra da bana anlat!” Kaçarım yoktu. Eşşek gibi okudum. İyi de oldu tabii.  Ha. Birşey daha, ben Fransız İhtilali’nin tarihini o kitabın adından öğrenmiştim. (Leyla Ulubatlı)

 

Basım olarak 1968, Prag'da yayımlanan, Güney'den alıp hala okumadığım ikinci el, kalın, ciltli bir kitap: 'The Works of Lewis Carroll's'. İçinde 'Alice's Adventures in Wonderland' başta olmak üzere Carroll'un öyküleri, şiirleri, vs var.Sayfalar arasına konmuş Times Newspaper, 1976 tarihli bir gazete küpürü bana ilginç gelmişti. Fakat kitabın bende bir hikayesi yok. Tarihi bende eski olan bir kitaptan söz edebilirim daha çok: Anne of the Green Gables'ın Türkçe çevirisi. Yazarı L. M. Montgomery. Ortaokulda, halam, aralarında söz ettiğim kitap ve Jules Verne'in kitaplarının da bulunduğu -ki Jules Verne'e bayılmıştım- beş-altı kitapla bir gün çıkagelmişti; kitapla ciddi anlamda tanışmam o zaman oldu.Hala dönüp dönüp okuyorum. İngiltere'ye gittiğimde İngilizcesi'ni de edinmiştim. Anne Shirley karakteri, bende Elizabeth Bennet ve Jo'dan bile önce gelir. Holden Caulfield'i de aralarına yeni eklediğimi söyleyeyim. (Senem Gökel)

 

Kütüphanemdeki en eski kitap benim için manevi değeri büyük olan bir albüm... Metis Yayınları’ndan çıkmış, 1986 baskılı bir karikatür albümü. Lise yıllarımda da karikatüre ilgim vardı. Gırgır'ın düzenli bir okuyucusuydum. Dahası, karikatür çizmeye gayret ederdim. İşte o yıllarda benim bu sanata ilgimi farkeden bir lise arkadaşım bir yılbaşı hediyesi olarak bana karikatür sanatçısı Behiç Ak'ın ‘Kimkime Dumduma’ adlı eserini hediye etmişti. Sayfalarında Behiç Ak'ın hayata dair mizahı çizgisiyle yorumladığı gülümseten sayfalar... Fakat belki de bu kitabı kaybetmeden saklamamın bilinçaltımdaki en önemli dayanağı kapağın altındaki sayfada gizliydi. Arkadaşımın el yazısı ile bana verdiği bir mesaj: “Geleceğin karikatüristine (!) sevgilerle... Duyşen Değirmenci”. (Serkan Sürek)

 

Kütüphanede, kitaplar arasında kaybolma halleri var ya, bunu sık sık yaşarım. En önemlisi de ‘aradığını’ değil ‘aramadığını’ bulma sorunu!.. Son 5 senenin ‘hayallerinde’ hep, tüm kitapları tek tek çıkararak, numaralandırmak ve bilgisayara kaydetmek vardır!.. Tabii yapmak ne mümkün... Yine de, mutlaka gerekli... Geçenlerde sevgili Tufan (Erhürman) bir sohbette demişti ki: “Artık, bu kitapların tümünü okumaya ömrüm yetmez psikolojine girdim.” Yine de ne mutlu ki, insanların ardından kitapların kalıyor olması. Çok yakın geçmişte dahi ‘kitap yakmaya’ meraklı kafa(tas)lar olduğunu bilsek de, yine de en güzeli, kitaplar biriktirmek, okumak, okumak... En eski kitap için şöyle bir karıştırdım. ‘Nazım'a Bir Güzel Çelengi’, Ataol Behramoğlu'nun, 1990. Tabii, ‘Şeker Portakalı’, Vascencolos, sanırım, pek çok insanın ilk etkilendiklerinden, basımı, 1983. Şolohov'un ‘Uyandırılmış Toprak’... Mehmet Yaşın'ın 1986 basımı ‘IŞIK MERDİVEN'i... Ve Aziz Nesin'in 1988 basımı ‘NAH KALKINIRIZ’ kitabını da sayabilirim. Klasikleri, bu araştırmana dahil etmedim... (Cenk Mutluyakalı)

 

‘Cin Ali’ - malum hikaye! (Uygar Erdim)

 

…Maalesef fazla yardımcı olamayacağım. Çünkü kütüphanemde çok eski kitap maalesef yok... Yalnız şu şekilde katkı koyabilirim... Atalarımızın mezarları başta olmak üzere, tüm maddi manevi değerlerimizi de, (tüm mal varlıklarımızı, kitaplarımızla birlikte, tüm gelenek ve göreneklerimizi) mezarların yanına gömerek kuzeye geldik... (Musa Kayra)

 

En eskisi sanıyorum ‘Vampirle Görüşme’dir... filminden çook etkilenmistim... Benim hikaye maalesef çok zayıf bu konuda...!   Kendim aldım kitabı, Ankara Dost Kitabevi’nden. Ama olayı renklendirebiliriz mesela, son kalan paramla falan gibi.!!!  (Kerim Belet)

 

Yanlış hatırlamıyorsam ilk iki kitabım ‘Don Kişot’ ve ‘Üç Silahşörler'di; tabii ‘Cin Ali’ serisini saymazsak... İlkokul birinci sınıftayken basitleştirilmiş versiyonlarını almıştık bu iki kitabın... Ne yazık ki özel birer hikayeleri yok lakin; tek söyleyebileceğim ikisini de kısa sürede okumuş ve çok beğenmiş olduğumdur... Erken yaşlarda kitap okuma alışkanlığını kazanmamda bu iki kitabın büyük birer rol oynadığını ve bu yüzden de kendimi şanslı saydığımı hiç şüphesiz dile getirebilirim. (Cengiz Erdem)

 

11 yaşında okuduğum Paseidon macerası. Hikaye biraz acı... Ablamın eski eşi eniştem Mustafa almıştı. Galiba doğum günümüzdü Semra ile (ikizim)… Daha sonra ayrıldılar… Sebebi alkoldü... Ve birkaç yıl önce Mustafa eniştem yine alkol yüzünden hayatını kaybetti… Başucunda hep ablamın resmi varmış… (Sevcan Çerkez)

 

“Kütüphanemdeki en eski kitap” deme yerine, “yeniden eskimiş” demek gerekir galiba. Yer değiştirme, iki defa göç edip telef olma, her şeyi geride bırakıp yeniden başlama anlamında, bir delikanlının geride bıraktıklarıyla ilgili. Hayatı, yeniden biriktirmek gibi. Kendi arkeolojiniz, artık yakın tarihinizle ilgili bir başka toplamı yeniden oluşturuyor. Çocukken, neden bilmem, harçlık paralarımı yatırdığım, Hasan Ali Yücel’in hazırlattığı beyaz dizi, kütüphanemin ilk sıra sıra duran kitaplarıydı. Garip bir çekim. Dante'den Shekispir' e kadar. Çok anlamasam bile değerli olduklarını seziyordum. Ama, kolay okuduğum ilk hacimli kitap Daniel de Foe'nun ‘Robinson'uydu ve en eskisi denebilir. Derin bir empati içinde okuduğum bu çok bilinen maceranın bana anlattığı, aslında "umuda yolculuk"tu. Her koşulda hayata tutunmanın karşılığı. Sonradan ben ve benim kuşağımın yaşadığı her şey gibi. Hala ufukta bir gemi görebilme umudu. (Emin Çizenel)

 

 

(devamı haftaya…)

 

 

 

Bu haber toplam 1702 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler