1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Kuşatılmışlık (2)
Kuşatılmışlık (2)

Kuşatılmışlık (2)

Vamık Volkan, 1979 yılında İngilizce olarak yayınlan ve bazı eklerle 2008 yılında Türkçe dilinde yeniden basılan “Kıbrıs: Savaş ve Uyum” başlıklı kitabının girişinde şöyle bir tespitte bulunur: “Son dört yüzyıldır adada yan yana iki etni

A+A-

YAZI DİZİSİ / Prof. Dr. Niyazi Kızılyürek
Kuşatılmışlık (2)


"Kıbrıs okumaları" ne kadar doğru!



Vamık Volkan, 1979 yılında İngilizce olarak yayınlan ve bazı eklerle 2008 yılında Türkçe dilinde yeniden basılan “Kıbrıs: Savaş ve Uyum” başlıklı kitabının girişinde şöyle bir tespitte bulunur: “Son dört yüzyıldır adada yan yana iki etnik grup yaşıyor: Rumlar ve Türkler. Ancak Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kuruluşu onları bir araya getirmedi. Kıbrıs ulusu meydana gelmedi çünkü her grup anakaradaki anavatana bağlı kaldı.”

Vamık Volkan’a göre Kıbrıslı Türkler, özellikle de gençler, bir yandan yabancı propagandanın etkisi altında olduklarından –ki Vamık Beye göre yabancılar bir Kıbrıs ulusu yaratmak istemektedirler ve Kıbrıslılığı güçlendirmek için milyonlarca dolar harcamaktadırlar- diğer yandan da tanınmış bir geniş grup kimliğine ihtiyaç duyduklarından, kendilerini “Kıbrıslı” olarak tanımlamaya eğilimlidirler

“Kuzey Kıbrıs: Gizli Kuşatılmışlık” çalıştaylarında sorunsallaştırılan konular, yanıtı aranan sorular ve ortaya konan “çözüm reçetelerinin” Vamık Volkan’ın “Kıbrıs okumalarının” derin izlerini taşıdığı aşikardır. Çalıştaylar Vamık Volkan’ın “okuma”, “tespit” ve “teşhislerine” göre yönlendiriliyor. Bu nedenle Vamık Volkan’ın Kıbrıs sorununa bakışı, kimlik anlayışı, Kıbrıslı Türklere bakışı vs. gibi konulara daha yakından bakmakta yarar vardır.  


VAMIK VOLKAN’IN KIBRIS SORUNUNA BAKIŞI


Vamık Volkan, 1979 yılında İngilizce olarak yayınlan ve bazı eklerle 2008 yılında Türkçe dilinde yeniden basılan “Kıbrıs: Savaş ve Uyum” başlıklı kitabının girişinde şöyle bir tespitte bulunur: “Son dört yüzyıldır adada yan yana iki etnik grup yaşıyor: Rumlar ve Türkler. Ancak Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kuruluşu onları bir araya getirmedi. Kıbrıs ulusu meydana gelmedi çünkü her grup anakaradaki anavatana bağlı kaldı.” (Vamık Volkan, Kıbrıs: Savaş ve Uyum, s.3) Buradaki değerlendirme hatalarını bir tarafa bırakalım (ör: Osmanlı döneminde Kıbrıs’ta etnik grup değil dini cemaatler yaşıyordu, toplumlar yan yana değil, pek çok yerde iç içe yaşıyorlardı, Kıbrıs Cumhuriyeti bir ulus meydana getirmek amacıyla kurulmadı vs.). Nedenleri Volkan’ın anladığından çok daha farklı olsa da, Kıbrıs’ta bir Kıbrıs ulusu oluşmadığı doğrudur. Ne var ki, Vamık Volkan birilerinin bir “Kıbrıs ulusu” yaratma peşinde koştuğuna inanıyor. “Brookings konferansındaki bir devlet adamının dayanamayıp şöyle patladığını hatırlıyorum: ‘Bu insanların (Kıbrıs’ta yaşayanların) nesi var? Neden bir araya gelip (vurgu orijinal NK) bizim Amerika’da yaptığımız gibi tek bir ulus olamıyorlar?” (Kıbrıs: Savaş ve Uyum, s, 51) Vamık Volkan, kırk sene önce Amerikalı bir siyaset adamının ağzından duyduğu bu sözleri Kıbrıs’ta bir ulus yaratma “tehlikesinin” kanıtı sayıyor ve sık sık bu endişesini dile getiriyor. Örneğin,
15 Haziran 2008 tarihli Zaman gazetesine verdiği bir mülakatta şunları söylüyor: “Amerikan hariciyesinde Kıbrıs meselesi konuşulurken duyardım ben. Ve orada bir şeyin farkına vardım. Bir diplomat geliyor bağırıyor. Diyor ki: "Ne biçim insanlar bu Rumlar ve Türkler. Bunlar niye bizim gibi olmuyorlar?" Biliyorsunuz Amerika’nın doğuşu siz Polonyalısınız, siz Yunanlısınız, ben Türk’üm bir araya geliyoruz, Amerikalı diyoruz kendimize. O modeli istiyorlar. Kıbrıs’ta bir Kıbrıslı milleti yaratmak fikri o zamandan beri vardı. Bu politika üzerinde epey para harcandı. Hâlâ da harcanıyor.  (…) Kıbrıs çok küçük bir yer. Amerikalı bakıyor halkı Kıbrıslı yapalım problem bitsin!” 16 Mart 2009 tarihli Star gazetesine verdiği mülakatta da benzer şeyler söylüyor: “Şu basit gerçeği ifade etmek hiç zor değil: "Kıbrıslı" diye bir Millet yoktur. Kıbrıs’ta yaşayan halk ya Rum’dur ya da Türk’tür. Amerika ve Avrupa, açıkça ifade etmeseler de bir "Kıbrıslı" Milleti ortaya çıkartmak istemektedir.”

 Kıbrıs sorunu ile ilgilenen herkes bilir ki, Kıbrıs’ta bir “Kıbrıs ulusu vardır” diyen kimse olmadığı gibi, “Kıbrıs ulusu” yaratma peşinde koşan biri de yoktur. Vamık Bey, yine de ısrarla yabancı güçlerin, en başta da ABD ve AB’nin, Kıbrıs ulusu yaratmak için çalıştıklarını, bu uğurda para harcadıklarını ileri sürüyor. Oysa gerek ABD’nin ve AB’nin desteklediği Annan Planı’nda, gerekse BM’nin bugüne kadar ortaya koyduğu bütün çözüm parametrelerinde adada yaşayan iki ayrı ulusal toplumdan yola çıkılıyor ve toplumların kimlikleri yadsınmadan, eşitlik temelinde federal bir siyasi çatı altında bir araya gelmeleri öngörülüyor (Annan Planı’ndan bir ulus yaratma projesi olarak bahsetmek için insanın ulus fikri konusunda tamamen fikirsiz olmak gerek).

Öyle anlaşılıyor ki, Vamık Volkan federal çözüme karşı çıkıyor ve bulunacak çözümde ulusal komünitelerin birbirinden tamamen ayrı olmalarını istiyor. Nitekim 16 Mart 2009 tarihli Star gazetesine verdiği mülakatta aynen şöyle diyor. Yunanistan’la Türkiye arasında bir hudut olduğu gibi Kıbrıs’ta da Rumlar ve Türkler arasında bir hudut olmalıdır. Kıbrıs küçük bir yer olduğu için bu hudut "delikli peynir" gibi olabilir.“ Bir başka mülakatında benzer görüşleri tekrarlıyor: “Bu senin tarafın, bu benim tarafım. Bu senin kimliğin, bu benim kimliğim. Sen Rum’sun, ben Türk’üm. Ama aynı adada yaşıyoruz. Sen bu tarafta yaşıyorsun. Ben burada yaşıyorum. Aramızda bir hudut olsun. Ama hudut delikli peynir gibi olsun. Deliklerden gidersin, istediğin zaman merhaba dersin. Beraber yemek yersin. Ama evine dönersin. Delikli peynir stratejisi geliştirecek bir politika lazım.” (Zaman gazetesi, 15 Haziran 2008)

Açıkça görülmektedir ki, Vamık Volkan iki toplumu birbirinden “hudutla” ayırmayı düşünüyor, yani, ayrı egemenliğe dayalı iki ayrı devlet modeli öneriyor. Federal bir devlet çatısı altında yaşama fikrine karşı çıkıyor ve Türk tezi olan federasyonu neredeyse “milli Rum” görüşü olarak  takdim ediyor: “federasyon olup da Rumlar hepimizi tekrar bir araya sokmak isterlerse, o zaman kan dökülecek. Bu nedenle iki etnik grubun yan yana yaşaması için bir şey bulunacak.” (Aksam Gazetesi, 19 Şubat 2011)


TEMEL AYRILIĞI BULMAK

Vamık Volkan’ın bulunmasını istediği “şeyi”, yani bir tür temelli ayrılığı, tersten de olsa Tassos Papdopoullos’un sağlayacağına inandığı anlaşılıyor. Bu yüzden, Papadopullos’un 2008 yılında seçimleri kazanmayışına üzülmüşe benziyor. Tassos Papadopullos 2008 yılında seçimleri kazansaydı BM Kıbrıs’tan el ayak çekecek, “bu da  adanın kalıcı bölünmesinin uluslararası kabul görmesi anlamına gelecekti.” (Kıbrıs: Savaş ve Uyum, s.217) “Çözüm yanlısı” görünen Dimitris Hristofyas’ın iktidara gelmesi, bu planı aksattığı için hayıflanan Vamık Bey, başka korkulara da kapıldı. “Eski Kıbrıslılık kavramının canlanmasından da korkuyorum” diyor. (Kıbrıs: Savaş ve Uyum, s.217)  

 Görüleceği gibi, Vamık Volkan kalıcı bölünmeye inanıyor. Yani, Türk milliyetçiliğinin klasik Taksim tezini benimsiyor. Milliyetçi görüşlerini haklı çıkarmak için de olmayan ve olmasını kimsenin savunmadığı bir “Kıbrıs ulusu” hayaleti keşfediyor. Bunun üstünden de kendi milliyetçi eğilimlerini kamufle etmeye çalışıyor.

            

KİMLİK SORUNUNA BAKIŞI


Vamık Volkan’a göre Kıbrıslı Türkler, özellikle de gençler, bir yandan yabancı propagandanın etkisi altında olduklarından –ki Vamık Beye göre yabancılar bir Kıbrıs ulusu yaratmak istemektedirler ve Kıbrıslılığı güçlendirmek için milyonlarca dolar harcamaktadırlar- diğer yandan da tanınmış bir geniş grup kimliğine ihtiyaç duyduklarından, kendilerini “Kıbrıslı” olarak tanımlamaya eğilimlidirler. Bu da “kimlik karmaşasına” yol açtığı gibi, Kıbrıslı Rumların işine gelen bir durum yaratmaktadır. Herkes kendini “Kıbrıslı” olarak tanımlarsa, o zaman adayı Kıbrıslı Rumlar yönetecek ve Kıbrıslı Türkler “azınlık statüsü”ne düşeceklerdir. (Kıbrıs: Savaş ve Uyum, s.209) Vamık Volkan, hangi görüşten olursa olsun, hangi kimlik beyanında bulunursa bulunsun, hiç bir Kıbrıslı Türk’ün azınlık statüsünü kabul etmediğini bilmiyor veya bilmezlikten geliyor. Fakat başka cümlelerine baktığımızda “Kıbrıslılık” fobisinin gerçek nedenleri daha iyi anlaşılıyor. Vamık Bey şöyle diyor: “Bu Kıbrıslı işi ortaya çıktı. Eskiden Türk’sün ama Kars’ta yaşıyorsun. Türk’sün ama İstanbul’da yaşıyorsun. Türk’sün ama Lefkoşa’da yaşıyorsun. Şimdi Lefkoşa’da yaşayan Türk Kıbrıslı diyorlar. Kıbrıslı Türk değil. Gazetelerde bile böyle yazılıyor artık. (…) Türk Kıbrıslıyım dediğinde, Kıbrıslı olmak daha önemli. Bu Kıbrıslı olma baskısı yavaş yavaş girdi. ” (Zaman Gazetesi, 15 Haziran 2008)


HA KARS HA KIBRIS ANLAYIŞI

Görüleceği gibi, Vamık Bey, Türkçülük ideolojisine dayalı organik bir ulus anlayışından yola çıkarak, “ha Kars’ta yaşıyorsun, ha “Kıbrıs’ta ne fark eder” demeye getiriyor.

Vamık Volkan, “kimlik karmaşasının” bir nedenini de yabancıların benimsediği Kıbrıs Rum tarih anlayışının- Kıbrıs sorunu 1974’te başlamıştır tezi- Kıbrıslı Türkler arasında da yaygınlık kazanmasında görüyor. Şöyle diyor: “Tuhaf olan (vurgu orijinal NK) bu algının Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ndeki genç kuşaklar arasında da yayılmış olmasıdır.” (Savaş ve Uyum, s. 206) Bu anlayıştan yola çıkan Vamık Volkan, 2007 yılında Kıbrıs Türk tarih kitaplarının değiştirilmesini eleştiriyor. Kıbrıslı Türklerin tarihlerinin bir bölümünü “kendilerinin sildiklerinin somut kanıtları olduğunu” ileri süren Volkan, 30 Mart 2007 tarihli Milliyet gazetesinde yayınlanan bir makaleye dayanarak Avrupa Birliğinin “Kıbrıslı Rumlarla Kıbrıslı Türkler arasındaki barışın gelişmesi için 69.000 dolar verdiğini”, yeni kitapların “1974 harekatına değinmediğini” ve “Denktaş’ın fotoğrafına yer vermediğini” söyleyerek, şöyle devam ediyor: “Benim için (…) onun adını (Denktaş’ın NK) silmek tarihi silmekle eş anlamlıdır”. (Kıbrıs: Savaş ve Uyum, s. 206)

Oysa, dünyanın her yerinde tarih kitaplarının değiştirilmesinin kaçınılmaz olduğunu Vamık Volkan herkesten daha iyi bilmeliydi. Çatışma-çözümcü yöntemin önemli parçalarından biri de tarih kitaplarında başkalarını ötekileştiren, milliyetçi önyargıları güçlendiren bölümlerin gözden geçirilmesidir. Ayrıca, sabit bir “geçmiş” olmadığını, geçmişin sürekli olarak yeniden okunduğunu ve yazıldığını günümüzde herkes biliyor. Tabii milliyetçi saplantı içinde olmayanlar. Örneğin Kıbrıs Rum toplumunda tarih kitaplarının değiştirilmesine en çok karşı çıkanların başında Başpiskopis Hrisostomos II gelmektedir. O da Vamık Bey gibi, “geçmişin silinmemesinde” ısrar ediyor. 

         Bazı gençlerle yaptığı görüşmelerde sonra “şaşkınlığa uğradığını” belirten Vamık Volkan, şaşkınlığının nedenini şöyle anlatıyor: “Görüştüğüm gençlerin tümü de dedeleri ve ninelerinin yakın geçmişinden habersiz görünüyordu. (…) 250 Kıbrıslı Türk ailenin, çocuklarını Rum tarafında Kıbrıslı Türklerin yaşadığı ağır ve kronik travmanın anlatılmadığı ortaokul ya da liselere gönderdiklerini öğrendim. 10-20 kadar Türk çocuğunun da Kıbrıs Rum kesimindeki ilkokullara gönderildiğini öğrendim. (…) Bazı ebeveynler çocuklarının sınırı geçip Rum kesimine girdikten sonra aşağılanmalara maruz kalacaklarının bilincindeydi ancak buna rağmen çocuklarını oraya göndermeye devam ediyorlardı.” (Kıbrıs: Savaş ve Uyum s.207)

Görüleceği gibi, Vamık Volkan iki toplum arasında ilişkilerin gelişmesinden ve karşılıklı etkileşimden rahatsız oluyor.


 

 

--------------------------------------
YARIN: "Türklerle Türklerin Anlaşması" ve SON SÖZ yerine
--------------------------------------

 

 

 

 

Bu haber toplam 2093 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler