1. YAZARLAR

  2. Sevgül Uludağ

  3. Kurumsallaşmış ırkçılık mı yoksa düpedüz ırkçılık mı?
Sevgül Uludağ

Sevgül Uludağ

0090 542853 8436/00357 99 966518
Yazarın Tüm Yazıları >

Kurumsallaşmış ırkçılık mı yoksa düpedüz ırkçılık mı?

A+A-

Paris Demetriadis

Dünyanın en saygın devlet adamlarından birinin ölümünün ardından herkesin söyleyecek bir sözü vardı. Nobel Barış Ödülü sahibi Nelson Mandela insanlığın modern tarihinin en önemli figürlerinden biri ve söylendiği gibi, ‘gerçek bir tarih devi’ydi.
Etnik temelde hala bölünmüş olan bir ülkede, uzlaşma, affetme ve ırkçılıkla mücadele ile özdeşleşen bir adamın ölümü tabii ki sessizlikle karşılanamazdı. Her tipte insan onun geride bıraktıkları ile ilgili görüşlerini ortaya koydu.
Tabii ilk önce, ‘savaşmayın, sevişin’ modundaki apolitik romantikler onu, kendi açık, duygusal, hayalci ama soyut düşüncelerinin bir ilham kaynağı olarak andılar. Siyasi liderler tipik başsağlığı mesajlarını gönderdiler. Buraya kadar hiçbir sorun yok. Beni rahatsız eden Mandela’nın adının, Kıbrıs’ta iki-bölgeli, iki-toplumlu bir federasyonu, ırkçılığın kurumsallaştırılması olarak etiketleyen olağan şüpheliler tarafından istismar edilmesiydi.
Bu çok üzücü. Güney Afrika’daki apartheid düzeninin Kıbrıs’ta federe bir çözümle kıyaslanması çok büyük bir talihsizlik. Nelson Mandela, hayatını tüm insanların eşitliği için mücadeleye adamış olan bir adamdı ve ülkesine dünyadaki en ilerici anayasalardan birisini kazandırma şansına nail olmuştu. Onu, Kıbrıs’ta federasyona karşı öne sürmek neredeyse küfürdür ve Kıbrıs’taki bölünmeyle ilgili çok basit bir yaklaşım ortaya çıkarmaktadır.
Apartheid, ayırımcılığı temel alan ve siyahların yasalar nezdinde beyazlardan aşağı sayıldığı siyasi bir sistemdi. Oysa tam tersine, Kıbrıs’ta iki-bölgeli, iki-toplumlu bir federasyonda tüm vatandaşların eşit siyasi hakları olacak ve amaç ise çoğunluğun azınlık üzerinde ve azınlığın da çoğunluk üzerinde hakimiyet kuramaması.
Olayın yasal kısmını bir tarafa bırakalım ve insani boyutuna bakalım. İki-bölgeli, iki toplumlu federasyona karşı katı bir tutum sergileyen çoğu kişinin, farklılıklara yaklaşımı nedir? Bunlar, Kıbrıslı Türklerle anayasal düzende bir arada var olma fikrini kabul etmiş ve benimsemiş insanlar mıdır? Geçmişlerinde hep insan hakları için mücadele etmiş insanlar mıdırlar da Mandela’yı ilham kaynakları olarak gösteriyorlar? Ait oldukları ırkın üstün olduğuna inanıyorlar mı, inanmıyorlar mı? Bu kişilerin göçmenlerle ilgili düşünceleri nedir? Ya engellilerle? Peki ya LGBT (Lezbiyenler, Geyler, Biseksüeller ve Transseksüeller) hakları ile ilgili?
Bir başka deyişle, onları korkutan kurumsallaşmış ırkçılık mıdır yoksa Kıbrıslı Türklerle kurumsallaşmış siyasi eşitlik midir? Karşı oldukları insanları etnik kökenlerine göre ayıran bir siyasi sistem midir, yoksa Rumların üstün olmayacağı bir siyasi sitem mi? Eğer bu sorulara verdikleri cevaplar bu kişilerin insan haklarına (Rumların insan haklarına değil) saygıyı amaçladığını kanıtlarsa ben pes ederim. Demek ki bugüne kadar her şeyi yanlış anlamışım.
*Bu yazı ilk olarak Cyprus Weekly gazetesinde yayınlanmıştır.
(LemonCY.eu – Paris Dimitriadis – 26.12.2013)

Bu yazı toplam 1513 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar