1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Kürtler, Türkler ve Özerklik Tartışmalarına Kıbrıs'tan Bakmak
Kürtler, Türkler ve Özerklik Tartışmalarına Kıbrıstan Bakmak

Kürtler, Türkler ve Özerklik Tartışmalarına Kıbrıs'tan Bakmak

Son günlerde Esad rejiminin çökmekle karşı karşıya olduğu daha sık konuşulur oldu. Türkiye uzun zamandan beri tavrını muhalif Suriyelilerden yana koyduğu için Esad’ın gidecek olmasından memnun. Fakat Esad-sonrası Suriye konusunda tedirgin olduğu dik

A+A-

 

 

Son günlerde Esad rejiminin çökmekle karşı karşıya olduğu daha sık konuşulur oldu. Türkiye uzun zamandan beri tavrını muhalif Suriyelilerden yana koyduğu için Esad’ın gidecek olmasından memnun. Fakat Esad-sonrası Suriye konusunda tedirgin olduğu dikkatlerden kaçmıyor. Özellikle Suriye’de yaşayan Kürtlerin özerk bir bölgeye kavuşma imkanı Türkiye’yi ciddi biçimde rahatsız ediyor. Bu yüzden, yetkili ağızlardan sık sık Suriye’nin “siyasi birliği” ve “toprak bütünlüğünün” önemine dair açıklamalar yapılıyor.

Ülkesi bir çanak gibi ikiye bölünmüş Kıbrıs’tan birinin Türk yetkililerin bir ülkenin siyasi birliği ile toprak bütünlüğünü korumak için can havli ile uğraştıklarını görünce, özerkliğe karşı çıktıklarını duyunca, ister istemez aklına bazı düşünceler gelir. Örneğin, benim aklıma öncelikle şunlar gelir: Makarios 1962 ve 1963 yıllarında Kıbrıslı Türklerin ayrı belediyelere sahip olmalarına itiraz etmeseydi İki Toplumlu Kıbrıs Cumhuriyeti belki de hala yaşıyor olacaktı. Ayrıca, 1960’lı yılların sonunda ve 1970’lerin başında yerel özerklik uygulamasına karşı çıkmasaydı, Kıbrıs belki de 1974 yazını yaşamayacaktı. Yani, özerklik siyasi birliğe karşı bir tehdit değil, tam tersine, özerkliğin reddedilmesi bir tehdit oluşturuyor. Tarihin tanıklığı bu yöndedir. Çok-etnili toplumlarda, yerine göre, kültürel veya idari özerkliğin kabul edilmesi siyasi birliğin korunması için elzemdir.

Düşündükçe aklıma başka şeyler de geliyor: Türkiye Suriye Kürtlerinin özerkliğine itiraz ediyor. Türkiye’de yaşayan Kürtlerin özerklik taleplerini gündemine almak istemiyor. Özerklik talebini ülkenin siyasi birliğine karşı bir tehdit olarak algılıyor ama Kıbrıs’ta coğrafi ayrılık politikası uyguluyor!

Evet, Türkiye’nin siyaset yapıcıları kendi anladıkları anlamda “Türkiye’nin milli çıkarları” söz konusu olduğunda özerklik kelimesini duymak bile istemezken, Kıbrıs’ta özerkliğin çok ötesine giden ve ülke bütünlüğünü doğrudan hedef alan “coğrafi bölünme” temelinde siyaset yapmayı mubah sayıyorlar. Bunu dünyanın “en doğal” şeyiymiş gibi sunuyorlar.

O çok bildik savunmacı argümanını duyar gibiyim: “Kıbrıs başka. Orada iki toplumun birlikte yaşaması mümkün değil!”.

Bu argümanın geçerli olup olmadığını ya da başka yerlerde barış içinde bir arada yaşamanın Kıbrıs’tan daha kolay olup olmadığını tartışmayacağım. Fakat bazı noktaların altını çizmekte yarar görüyorum: Türkiye Kıbrıs’ta özerklik ve federalizm talebi ile ortaya çıktığında (Radcliffe Planı 1956) Kıbrıs’ta toplumlararası çatışma filan yoktu. “Coğrafi ayrılık esasına dayalı çözüme” (Taksim) yönelip “iki toplum bir arada yaşayamaz” dediğinde ise (1956 sonu 1957 başı) Kıbrıslı Türklerin can kaybı İngiliz güvenlik güçlerinde para karşılığında görev yapan bir kaç yardımcı-polisle sınırlıydı. Denilebilir ki -Denktaş öyle diyordu-, Taksim Enosise karşı bir tepki olarak gündeme getirildi. İyi güzel de, 1974’ün Temmuz ayında Yunan Cuntasının tankları Makarios’un sarayını basınca, ardından da Türk çıkarma gemileri Girne açıklarında görününce, Enosis tarihe karışıp hayal oldu. Öyle olduğu halde Türkiye on binlerce Kıbrıslı Rum’u evinden barkından eden “coğrafi ayrılık esasına dayalı çözüm” konusunda ısrar etti. Hatta zamanla bir adım daha ileri giderek Kıbrıs coğrafyasını bölen çizginin “milli sınır” olması için uğraştı. İki devletli konfederasyon fikrini TBMM’de onaylatıp devlet-tezi olarak benimsedi.

Kısacası, Kıbrıs’ta yaşayan ve nüfusun %18’ini oluşturan Kıbrıslı Türkler için özerklikten başlayarak, coğrafi ayrılık ve sonunda da ayrı devlet talep edilirken, Suriye’deki Kürtlerin özerkliğine itiraz ediliyor olması veya Türkiye’de yaşayan Kürtlerin, bırakın özerkliğini, ana dilde eğitim hakkına bile karşı çıkılıyor olması, Kıbrıs’tan bakınca tam bir tezat oluşturuyor. İnsanın aklını karıştıran bir çelişkiler yumağı!

Gelgelelim “milli-devlet-aklı” herhalde böyle bir şeydir. “Soydaşına” ayrı devlet kurdurmaya kalkar ama başkalarının, hatta, kendi vatandaşlarının en demokratik haklarına saygı göstermez.

Oysa milliyetçi tutku ile kuvvettin karmasından oluşan bu milli-devlet-aklından kurtularak olaylara başka akıllarla bakılırsa, toplumların demokratik hak ve özgürlüklerine saygı duyulursa, görülecektir ki ne Kürtlerin özerkliği, ne Irak’ın federal bir devlete dönüşmesi, ne de Kıbrıs’ta federal bir devletin kurulması tehdit oluşturmuyor. Tam tersine, ülkenin birliği ile bölgenin huzuru demokratik hak ve özgürlüklere saygılı olmakla korunur veya inşa edilir. Ülkelerin birlik ve bütünlüğünü en çok hak ihlalleri tehdit eder. Makarios 1960’lı yıllarda bunu kavrayabilse ve Kıbrıslı Türklerin haklarını ihlal etmeseydi, bütün taksimci çabalara rağmen, Kıbrıs bölünmeyebilirdi.

Kıbrıs’tan bakınca olaylar ve süreçler böyle görünüyor!

    

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1419 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler