1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Küreselleşme Niçin İlericidir?
Küreselleşme Niçin İlericidir?

Küreselleşme Niçin İlericidir?

Cemal Mert: Ulusalcı, milliyetçi ve ulus-devletçi bir pozisyona sahip olup da küreselleşmeye karşı olanların durumunu benimsemem ama neden böyle düşünmekte olduklarını anlarım

A+A-

 

 

“müşterisi olmayan bir dükkân mı, yöneten sol mu”

 

Cemal Mert
mertcemal@kibrisonline.com

 

Gaile Dergisi’nde ve başka medya organlarında çıkan yazılarımda çok uzun zamandan beridir ki “küreselleşmenin genelde ilerici bir dönüşüm olduğu” konusu ile bağlantılı düşünceler ileri sürmekteyim. Aynı fikirde olmayan başka yazarlar, gerek yazılı ve gerekse sözlü olarak, küreselleşmenin çelişkili yanlarını, küresel kapitalizmin adaletsiz, sömürücü, eşitlikçi olmayan, antidemokratik ve savaşçı yönlerini öne sürerek şiddetle eleştirmektedirler.

Ulusalcı, milliyetçi ve ulus-devletçi bir pozisyona sahip olup da küreselleşmeye karşı olanların durumunu benimsemem ama neden böyle düşünmekte olduklarını anlarım. Onları, kapanmış bir çağın özlemi içinde yaşayan nostaljikler olarak kabul eder, yaşayarak gerçekleri görecekleri güne kadar beklerim. İlerici, solcu, sosyalist, sosyal demokrat ve komünist fikirlere sahip olarak küreselleşmeye karşı olanları, ya da karşı olmadığını söyleyip küreselleşmenin yarattığı sorunların çözümü için ulus-devletçi çözümler, kapanmacı refleksler, yabancı düşmanlığına kadar uzanan tepkiler verenleri anlamakta güçlük çekmekteyim.

Hiç olmazsa popüler deyişle “başka bir küreselleşme mümkün” demeyi daha doğru bir tutum olarak ileri sürmek gerekir. İlericiler, dönüşümün ve değişimin bayraktarlığını yapıp, küreselleşmeye insani bir boyut mu katacaklar, yoksa değişimi sermayenin öncülüğüne bırakıp yalnızca kötülüklerini eleştirmekle mi yetinecekler? Bu noktada, Marx’tan¹ da cesaret alarak daha da ileri bir iddia ileri sürmek isterim: Küreselleşmenin ilerici olduğunu savunmamın yanısıra “küresel kapitalizmin”, ulusal kapitalizmlere oranla ilerici bir karakter taşıdığını düşünüyorum.

Bunu söylemekle küresel kapitalizmi kutsadığım asla düşünülmesin ama mücadele ettiğiniz karşıtınızı bilimsel olarak tanımlamaz ve anlamazsanız, Marx’ın zamanında çok uğraştığı tutucu ve ütopik sosyalistlerden farkınız kalmaz. Şunu öncelikle tespit etmek gerekir ki kapitalizm, küresel boyut kazandıkça, ulus devletlere bölünmüş dünya vatandaşları ve insanlık, ulusal hapishaneler gibi işlev gören ulus devletlerin tahakkümünden yavaş yavaş kurtulup özgürleşme olanağı yakalamaktadırlar.

16. ve 17. Yüzyıllarda, Avrupa merkezli olarak ortaya çıkıp feodal düzeni dönüştüren kapitalist sistem, hükmettiği coğrafyalarda gelişebilmek için çok-uluslu imparatorlukları dağıtmış, ulus-devlet modelini yaratmış, ulusal pazarları denetim altına almıştı. Buna uygun ideoloji, kültür ve kurumları dizayn etmişti. Gelişen ulusal kapitalist devletler, emperyalizm aşamasına geçerlerken, sömürgecilik ve yeni-sömürgecilik yöntemleri ile dünya pazarlarını da denetim altına alıp paylaşmışlardı. Bu uğurda dünya savaşları da dâhil yaşanan savaşların sayısını saymak bile mümkün değildir. Emperyalizm çağında egemen güçler yine de ulus-devletler idi. Ulus-devletler kendi aralarında bazen savaşarak bazen de uluslararası antlaşmalar ile oluşturdukları uluslararası hukuku kullanarak dünya halklarını yönetiyorlardı.

O dönemlerde kapitalizmin yarattığı eşitsizlik, adaletsizlik ve vahşi sömürü karşısında tepki veren sosyalistler ve işçiler, önceleri dağınık olarak sonraları da Marx ve marksizmin bilimsel rehberliği ile kapitalizme karşı mücadele ettiler, devrimler yaptılar, kapitalizmi ıslah etmeye, dönüştürmeye çalıştılar. Dönüştürdüler de...

Öngörüldüğü şekilde henüz topyekün olarak kapitalizm aşılabilmiş değildir. Kapitalizm tarz değiştirerek de olsa kendini yenileyip yaşamaya devam ediyor. 1970’lerden sonra dünya kapitalist sistemi çok değişmiştir. Üretim tarzındaki başat/hegemonik eğilim meta üretiminden maddi olmayan üretime(*) kaymıştır. M. Hardt ve A. Negri² bu dönüşümle birlikte emperyalizmden küresel imparatorluğa geçildiğini ve ulus-devletin artık küresel imparatorluğun bir alt bileşenine dönüştüğünü söylemektedirler. Küresel kapitalizmde, sermaye ve emek arasındaki ulusal devlet bariyerlerinin kalkmakta olduğunu; tarihte ilk kez emek ile sermayenin artık küresel temelde aracısız karşı karşıya gelmekte olduğunu anlatmaktadırlar. Bu gelişmelerin, kapitalizmin aşılması ve demokrasinin gerçek anlamda kurumsallaşması bakımından tehditlerin yanısıra olanaklar da ortaya çıkardığını ifade etmektedirler. Dolayısı ile artık küresel kapitalizm dışında kalmayı öngören stratejilerin geçersiz olduğunu, küreselleşme çağında ancak bir koridor gibi kapitalizmin içinden geçilerek aşılabilceğini; sol stratejinin kapitalizmi aşmak yönünde kurgulanması gerektiğini; bunun için ise küresel yurttaşlık bilinci ile radikal bir demokrasi için mücadele edilmesi gerektiğini ileri sürmektedirler.

Ülkemiz Kıbrıs’ın kuzey yarısında, dünya ekonomisinin dışında yarı-izole yaşamakta olsak da dünyadaki gelişmelerden mutlak olarak uzak kalamıyoruz. Küresel rüzgârlar ülkemize gecikerek de olsa ulaşmış bulunuyor. Statüko, biz Kıbrıslıların, dünyadaki gelişmeleri algılamamıza, uyumlaşmamıza ve olumsuzlıklarına karşı halkımızı koruyucu önlemleri almamıza engel olmaktadır.

İşte Kıbrıslı Türk solculara burada görev düşmektedir. Kuzey Kıbrıs, küreselleşmeye, UBP ve Türkiye’nin hoyrat uygulamaları ile mi yoksa solcuların “başka bir küreselleşme mümkün” politikaları ile mi entegre olacaktır? Kıbrıslı Türk solu, müşterisi olmayan bir dükkân mı olacak, yoksa yöneten sol mu olacak? Karar verilmesi gereken esas soru budur. Gerisi ise  moda deyimle “teferruattır”; ülkeyi beceriksiz UBP ve neoliberalizmin hoyrat ellerine halkımızı teslim etmektir.

Kıbrıslı Türk solu, amasız fakatsız küreselleşmenin bayraktarlığını ele almalı, küresel ekonominin gereklerini yerine getirmede siyasal öncü olmalı, radikal demokrasinin yaşam bulması için mücadele etmeli, küreselleşmenin ortaya çıkardığı olumsuzluklardan halkı korumak için küresel yurttaşlık bilinciyle enternasyonalist geleneğine de bağlı kalarak dayanışmacı duruşunu güçlendirmelidir.


Notlar

(1)Karl Marx, yaşadığı dönemde giriştiği polemiklerde muhataplarına karşı kapitalizmin devrimci ve ilerici yönlerini hararetle savunmuştu. Feodal düzenin yıkılışı, kapitalizmin doğuşu ve burjuva devrimlerinin yarattığı hızlı dönüşümler karşısında paniğe kapılan bazı sosyalistler, aynen şimdi olduğu gibi nostalji içinde gerici özlemleri seslendirmekteydiler.

(2) M. Hardt ve A. Negri, İmparatorluk ve Çokluk (Ayrıntı Yayınları - İstanbul) isimli kitaplarında küreselleşme ve küresel kapitalizmi yaratıcı bir biçimde analiz ediyorlar.

(*)Maddi olmayan üretim kavramı için, Gaile Dergisinde, 7 Nisan 2012’de yayımlanmış olan “Yeni Parti Modeli: HEPİMİZ” başlıklı yazımı okuyabilirsiniz. (http://www.yeniduzen.com/detay.asp?a=42644&z=33). Bu kavramı geliştiren ve “biyopolitik üretim” diye tanımlayan kişi Fransız filozof Michel Foucault’dur.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 891 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler