1. HABERLER

  2. DERGİLER

  3. Kuir Kıbrıs Derneği aktivistleri Faika Deniz Paşa ve Ziba Sertbay ile söyleşi
Kuir Kıbrıs Derneği aktivistleri Faika Deniz Paşa ve Ziba Sertbay ile söyleşi

Kuir Kıbrıs Derneği aktivistleri Faika Deniz Paşa ve Ziba Sertbay ile söyleşi

... biz feminizmi ve LBT hareketini birbirinden ayrı görmüyor, bunları iç içe ve bir birinin devamı olarak kurgu-luyoruz diyebiliriz.

A+A-

 

Özgül Saygun
o.saygun@hotmail.com
 

            Günümüzde artık “Feminizm nedir?” sorusunun cevabı kişiden kişiye, hareketten harekete değişiyor. Fakat hepimizin ortak olduğu bir nokta elbette var, o da kadınlara ve LGBTİ+ bireylere karşı şiddet yükselirken özgürlüğümüze ve mücadelemize daha da sıkı tutunmamız gerektiği. Söyleşimizde Faika’nın da Judith Butler’a referensla söylediği gibi; “özgürlük mücadelesi tek bir kişi için ya da tek bir amaç uğruna yapılmaz hiçbir zaman görmediğimiz bilmediğimiz insanlar adına da siyaset yapabilmeliyiz”. Kuir Kıbrıs Derneği de ülkemizde LGBTİ mücadelesini tek bir alanda değil tüm alanlarda örgütlemeye çalışıyor. Feminizm de bu alanlardan biri.

                Biz de içimizdeki 8 Mart ruhuyla birlikte Faika Deniz Paşa ve Ziba Sertbay ile feminizm, LGBTİ+ hareketi ve kuir bir feminizm tahayyülü üzerine konuştuk.

1.       Kuir Kıbrıs Derneği feminist bir örgüt, Kuir Kıbrıs’ın feminist duruşunu ve görünüşü açıklayabilir misiniz?

                Faika: Feminizm de Kuir Kıbrıs’ın anti-kapitalizm, anti-militarizm ve veganizm gibi birçok değerlerinden bir tanesidir. Nasıl bir feminizm diye de sorarsak Kuir Kıbrıs’ın kuir bir feminizm tahayyülü vardır. Hayatı ve olayları bunun üzerinden yorumlar, feminizme anti-hiyerarşik ve anti-heteroseksist bir pencereden bakar.

                Ziba: Aslında bahsettiğimiz feminizm, feminizm dediğimizde aklımıza gelen kadın-erkek üzerinden kadın haklarını savunmak değil, ikili cinsiyet sistemi üzerinden kadınları güçlendirmek de değil, ikili cinsiyete bir eleştiri getirmek ve bu ikiliğin dışında her türlü ayrımcılığa karşı bir feminizm anlayışı sunmaktır.

 

2.  İkili cinsiyeti eleştiren kuir bir feminizm derken ne demek istiyoruz?

                Faika: Biz birçok feminist hareketin özneleştirdiği kadının istikrarlı ve kalıcı bir kadın olduğuna inanmıyoruz. Bu ‘kadın’ algısı coğrafyadan coğrafyaya, hareketten harekete de değişen bir kadın temsilidir. Ataerki hayatı, davranışları ve tutumları kadın ve erkek üzerinden tanımlayıp erkekliği yüceltirken kadınlığı aşağılayan bir  ideolojidir. Elbette bu oluşturulan cinsiyet hiyerarşisinde altta kalan kadın üzerinden bir çıkış anlaşılırdır, ancak burada politik özne olma durumda elbette oluşan her kimlik gibi bu kimliğin de dışında kalanlar olacaktır. Bu tutum ataerkinin dayandığı ikililiği bir nevi güçlendirmiş olur. Kadın-erkek ikiliğini üzerinden kurgulanan bu algıda, çerçevelenmiş bir kadın tanımıyla, kadınlık sınırlanır, trans kadınlar, trans erkekler, interseksler ve bu ikilem heteroseksizmle de ilişkilendiğinden dolayı, biseksüel ve lezbiyenler, yani bizler ve deneyimlerimiz de dışarıda kalır. Marx’ın da dediği gibi tarihselin şimdiden ibaret olduğundan da yola çıkarak, bu kurulu sistem içerisinde sabitleştirilen kimlik kategorilerine hem hayır, sadece natrans, heteroseksüel kadınlar yok, lezbiyen, biseksüel, trans kadınlar da vardır diyoruz, hem de bunu yaparken bir gün lezbiyen, biseksüel, trans (LBT) kadın kimliklerinin sabitleşme tehlikesini de görüp, aynı zamanda buna da bugünden karşı duruyoruz.

                Ziba: Tüm bunların yanında kurulan hegomonik erkekliğin dışında kalan her şey bizim derdimizdir. Yani erkeklik inşasında en tepede olmayan ve bu erkekliği gerçekleştirmeyen, gerçekleştirmediği için baskı gören erkekler de bizim feminist anlayışımıza dahildir. Bunun yanı sıra heteroseksüel kadınların yaşadığı baskı da elbette ataerkinin bir sonucu olduğu için feminist tahayyülümüz LBT kadınları içerdiği gibi heteroseksüel kadınları da içermektedir.

                Faika: Ve tabii kendi coğrafyamız üzerinden de bunu düşündüğümüzde ikilikler sadece cinsiyet kimliği ve cinsel yönelim üzerinden değil, diğer politik alanlarda da karşımıza çıkıyor. Ana akım siyaset kendini Rum/Türk, Kuzeyli/Güneyli ve Kıbrıslı/Türkiyeli gibi ikilikler üzerinden var ederken kuir feminizmin çoğulculuğu tam da bu noktada bizim için değerli hale geliyor.

 

3. Bu bağlamda Kıbrıs’ın kuzeyinde kadın hakları hareketini ve buna ek olarak LBT kadınların Kıbrıs’taki görünürlüğünü nasıl değerlendiriyorsunuz?               

                Faika: Öncelikle eğer sorunlardan başlayacak olursak en dikkat çekici olan söylemsel sorun, kurbanlaştırma üzerinden oluşan söylemdir. Şöyle ki, “onlar da insan”, “onlar da zorluk çeker” ve “garipler/zavallılar” gibi tezahür eden bir yaklaşım, bir yandan anlaşılır olsa da, çünkü yaşanılan zorluklara dikkat çekmek, empati yapılmasını sağlama noktasında işe yarayabilir, öte yandan bu LBT kadınlar olarak hayatlarımızı tahakküm altında tutan, varlığımızı yok sayan faillere karşı bizleri tüm varlığımızla kurban konumuna indirgemek, güçsüz korunaksız kişi algısını perçinler ve durumu daha fazla “marjinalize” eder. Bu marjinalleştirme de cesaretlendirir, bu da şiddetin daha fazla çoğalmasına neden olur ve hak ihlallerini çoğaltır. Diğer taraftan olumlu bir yerden de baktığımızda LGBTİ mücadelesi içinde yer alan ve kendini kadın olarak tanımlayan bireylerin bir çoğu da hayatının bir noktasında feminist mücadeleye de dahil olmuş kişilerdir, bu yüzden de feminist mücadeleden bahsettiğimizde, en azından kendi coğrafyamıza baktığımızda birbirinden tamamen kopuk iki mücadeleden bahsetmemiş oluyoruz. Bir dayanışma hali her zaman vardır. Ne de olsa birbirimize çok benzer şeyler yaşıyoruz, nerede, ne kadar, ne şekilde acı çektiğimiz değişse de acımız aynı inşadan kaynaklanıyor.

                Ziba: Bir başka sorun da söylemlerde sürekli olarak biyolojik cinsiyetin sabit olduğu ve toplumsal cinsiyetin geçişken olduğu söylemini duymamızdır. Oysa günümüzde biyolojik cinsiyet kavramı da sorgulanmaktadır ve biyolojik cinsiyetin tıp ve hukuk ile bağlantılı olarak şekillenen bir kurgu olduğu üzerine tartışmalar bulunmaktadır. Ancak Faika’nın da dediği gibi olumlu tarafından bakmamız gerekirse biz feminizmi ve LBT hareketini birbirinden ayrı görmüyor, bunları iç içe ve bir birinin devamı olarak kurguluyoruz diyebiliriz.
 

4. 2014 yılında gerçekleşen Ceza Yasası değişikliği Kuir Kıbrıs için ve LGBT hareketi için çok önemliydi. Bu değişiklik LBT kadınlara nasıl yansıdı? Yasa değişikliği öncesinde medyaya birçok şekilde eşcinsel erkek örnekleri yansıyordu, LBT kadınların bu bağlamda görünürlüğü ne oldu?               

                Ziba: Ceza Yasasının yasakladığı aslında öncelikli olarak anal ilişkiydi, bu teorik olarak heteroseksüel ilişkileri de kapsıyor olsa da esas olarak yasakladığı eşcinsel ilişkiydi. Uygulamaya ve basına da bu şekilde yansıyordu.

                Faika: Evet her ne kadar da “doğaya aykırı cinsi münasebet ” maddesi temelde eşcinsel erkek cinselliğini yasaklıyor olsa da, bu madde yürürlükteyken Kıbrıs’ın kuzeyinde lezbiyen çiftlerin de tutuklanıp karakola götürüldüğünü biliyoruz. Tabii ki dava okunmuyordu ancak lezbiyen ve biseksüel kadınların da polis tarafından böyle bir baskıya uğradığı bilgimiz dahilindedir. Çünkü teknik olarak cezalandırılan şey anal ilişki olsa da aslında herkes biliyordu ki orada yasaklanan şey eşcinsellikti. Elbette Ceza Yasasının değiştirilmesinin LBT kadınlar açısından, yasal yaptırımın da ötesinde özgürleştirici bir etkisi oldu. Ceza Yasası değişikliği tüm LGBT bireylere, devlet ve polis karşısında “artık bize bir şey yapamazsınız” özgüvenini verdi diyebiliriz.

 

5. Kadınlar ve LGBT bireyler açısından Ceza Yasasında hala birçok eksik var, bu eksikler nelerdir?            

                Faika: Ceza Yasasında nefret suçları ve nefret söylemi cezalandırılmaya çalışıldı; “cinsiyet, cinsel yönelim, cinsiyet kimliği dolayısıyla bir kişiye veya o cinsiyet, cinsel yönelim, cinsiyet kimliğine sahip olanlara yönelik olarak ondan nefret edilmesini, onun aşağılanmasını veya küçük düşürülmesini sağlamak amacıyla zem ve kadih suç” sayıldı; basın, yayın veya internet medyası dahil olmak üzere sosyal medya aracılığıyla bunun yapılması ağır bir suç olarak da değerlendirildi. Ancak temelde yapılan hata, yasanın nefret söylemini zem ve kadih suçuna bağlayarak düzenlemesidir; yani herhangi ağır bir suç isnadında bulunmakla kapsam kısıtlanmıştır. Örneğin, birine “sen lezbiyen olduğun için hırsızsın” demek suç kapsamına giriyor ancak “sen lezbiyen olduğun için ahlaksızsın” demek girmiyor. Çünkü ahlaksız olmak ceza yasasına göre bir suç teşkil etmiyor.

                Ziba: Evet yasaya göre mesela bunu ortaya atmak değil, kişi özelinde söylemeniz gerekiyor. Oysa toplumda homofobi, transfobi ve bifobi bu şekilde çalışmıyor. Toplum homofobiyi “ibneler ahlaksızdır” gibi bir yerden kurduğu için yasanın nefret söylemi ve nefret suçu kısmının bir yaptırımı maalesef yoktur. Biz de bu bağlamda geçen yıl 27 Ocak’ta Ceza Yasası değişikliği sonrasını ele alarak “Ne Değişti?” adında bir panel yapmıştık ve bu bağlamda da Fazilet Özdenefe mecliste bir konuşma yapmıştı. Bu yıl da LGBT bireylerin yasalar çerçevesinde yaşadığı eksikleri belirlediğimiz bir anket yaptık ve sonuçlarını tartıştığımız bir etkinlik düzenledik.

 

6. Trans geçiş sürecinin yasalarda tanımlanmadığını biliyoruz, yasal çerçevede Trans geçiş süreçleri ve Trans haklarının durumu nedir? Kuir Kıbrıs’ın bu konuda çalışmaları var mı?

                Faika: Bizim ülkemizde cinsiyet tayin süreci ancak genital organlara tıbbi müdahale sonrasında hem isim hem cinsiyet değişimini kapsıyor. Bu birçok açıdan elbette ki sorunludur. Öncelikle birinci etapta biz isim değişikliğinin cinsiyet değişikliği gerekmeksizin bağımsız yapılması gerektiğini ve cinsiyet değişikliğinin de tıbbi müdahale zorunluluğu olmadan yapılmasını savunuyoruz. Burada iki temel sorun var. İlk olarak 2/ 1975 sayılı, Doğum ve Ölümlerin Kaydı ile ilgili Yasa‘nın 33. Maddesinde  bahsedilen “cinsiyetini etkileyen fiziksel değişiklik” ibaresi genital organa tıbbi müdahale olarak yorumlanıyor. Dünya Trans Sağlığı Profesyonelleri Birliği “hiç kimse kimlik tanınması koşulu olarak ameliyat olmak zorunda olmamalıdır” demekte ve endokrinolojik veya cerrahi tıbbi müdahale ön koşullarının, örneğin, hormon tedavisi, ameliyat ve kısırlaştırmanın, Avrupa İnsan Hakları Komiseri tarafından “kişinin fiziksel bütünlüğüne saygıyla düpedüz ters düştüğü” açıkça belirtilmektedir. Bu tür ameliyatlar trans bireyler tarafından çoğu kez arzu edilmekte olmasına karşın, durum ve koşullar farklılaşabilmektedir ve bu göz ardı edilmemelidir. Bu türden ameliyatlar her zaman tıbben mümkün, uygun olmayabilir ya da kişi maddi olarak bunu karşılayamayabilir, tedavi hastanın istek ve gereksinimleriyle uyumlu ya da doktoru tarafından reçete edilmiş olmayabilir. Bu bağlamda biz kişilerin isim değiştirme hakkının cinsiyet değişikliğinden bağımsızlaştırılmasını ve cinsiyet değiştirmede de tamamen kişinin beyanının esas alınmasını talep etmekteyiz. Çünkü bir kişi günlük yaşamında, kimliğini gösterdiğinde karşısındakine açılmak zorunda bırakılmamalıdır ve böylesi bir durum özel hayatın gizliliğiyle birebir ters düşmektedir.

                Ziba: Evet bir taraftan da bu müdahale kişinin birebir günlük yaşamını da etkileyen bir durumdur; örneğin ülkemizde bu durum bir işe başvurma durumunda kişinin karşısına çıkabilir, güneye geçmek istediğinde karşısına çıkabilir, kişi maddi bir durum nedeniyle ya da tamamen sağlık durumu yüzünden ameliyat olamıyorsa ya da olmak istemiyorsa devlet tarafından direkt günlük yaşamına bir müdahale görmektedir. Bunlar da kişinin birçok temel hakkını etkileyen ve hayatını zorlaştıran bir seviyeye ulaşmaktadır.

 

7. Peki bildiğimiz kadarıyla Kıbrıs’ın kuzeyinde henüz hiç cinsiyet değiştirme ameliyatı yapılmadı. Ülkemizde bu ameliyatın yapılması mümkün mü?

                Faika: Teorik olarak kişi, sürecine burada başlayabilir, bizim bildiğimiz kadarıyla psikiyatri ve endokrinoloji sürecine kadar Kıbrıs’ta başlayan süreçler bulunmaktadır. Ancak cinsiyet yeniden tayin ameliyatı genellikle yurt dışında yapılmaktadır. Bunu geçmiş yıllarda sağlık bakanlığı ve hastane yetkilileriyle görüşüp bu süreçlerde sevk mekanizmasının işleyip işlemediğini sorduğumuzda, bize ameliyatın burada yapılabileceğini, sevke gerek olmadığını söylediler. Eğer kişi öyle arzu ediyorsa ve bu ameliyatın yapılmasını istiyorsa bu tıbbi müdahale de diğerleri kadar önemsenmeli ve  sağlık sigortası kapsamında değerlendirilmelidir. Zaten, yargı yetki alanı Kıbrıs‘ın kuzeyini de kapsayan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin de bu doğrultuda kararları bulunmaktadır.

 

8.  Kuir Kıbrıs feminist hareket içerisinde LBT kadınlara yönelik neler yapıyor? 8 Mart çerçevesinde LBT’lere yönelik etkinlikler nelerdir?

                Faika: Trans geçiş süreçleriyle de bağlayacak olursak öncelikle şu anda bir politika belgesi oluşturduk ve yeni görev alan Sağlık Bakanı ve İçişleri Bakanından randevu talep ettik. Kısa vadede yasanın yorumlanması ve uzun vadede değişmesi yönünde görüşlerimizi ileteceğiz. Ayrıca geçtiğimiz aylarda kamu kurumlarına Bilgi Edinme Hakkı bağlamında iki soru sorduk: Birincisi “Çalışanınız cinsiyet kimliği ya da cinsel yönelim temelli ayrımcılığa uğrarsa prosedürleriniz nelerdir?”, ikincisi de “trans geçiş sürecinde olan kişilerin izinleri ve cinsiyet yeniden tayin süreci sonrasında işine devam edip edemeyeceği” yönündeydi. Birçok kuruluştan olumlu yanıt aldık, bu bağlamda en azından birçok kamu kurumundaki prosedürler ve bakış açısı ile ilgili elimizde kaynak olduğunu söylememiz mümkün.

                Ziba: Ayrıca 8 Mart çerçevesinde Kuir Kıbrıs’ın fanzini olan Kuirzin’in 8 Mart Özel Sayısı çıkıyor. Geçtiğimiz hafta İngiltere’de bir televizyon programında drag queenlerin arasında geçen konuşmaları Mağusa’da bir gösterimde izleyip tartıştık ve çok verimli bir etkinlik gerçekleştirdik. Ayrıca 8 Mart kapsamında LBT kadınlar özelinde Quiz Night gecesi düzenlemeyi planlıyoruz. Detayları Facebook’ta Kuir Kıbrıs Derneği sayfasından takip edebilirsiniz.

 

9. 17 Mayıs Organizasyon Komitesi de geçtiğimiz haftalarda üçüncü kez toplandı ve 17 Mayıs Homofobi, Bifobi ve Transfobi Günü’nü organize etme çağrısı yaptı. Komiteden ve 17 Mayıs’ın öneminden biraz bahsedebilir misiniz?

                Ziba: 17 Mayıs Homofobi, Bifobi ve Transfobi Karşıtı Gün 2014 yılından bu yana ülkemizde kutlanıyor. 2016 yılından itibaren de Kuir Kıbrıs Derneği, MAGEM ve Envision Diversity tarafından yapılan Komite oluşturma çağrısıyla birlikte 3 yıldır birçok farklı örgüt ve bağımsız aktivist tarafından organize edilip kutlanmaktadır. Toplantılarımız tüm örgütlere ve bağımsız aktivistlere açıktır. Toplantılar ve aktivite planları Kıbrıs’ta 17 Mayıs Facebook sayfasından ve Kuir Kıbrıs Derneği Facebook sayfasından takip edilebilir. Ayrıca yeni açılmış olan dayanışma telefon hattımızdan da bize ulaşabilir, soru ve sorunlarınızı bizimle paylaşabilirsiniz.  Dayanışma telefon numaramız: 0542 858 5847

 

 

Bu haber toplam 1867 defa okunmuştur
Gaile 450. Sayısı

Gaile 450. Sayısı

Önceki ve Sonraki Haberler