1. HABERLER

  2. DERGİLER

  3. “Küçük Ulus”, Aile ve Haset
“Küçük Ulus”, Aile ve Haset

“Küçük Ulus”, Aile ve Haset

“Küçük Ulus”, Aile ve Haset

A+A-


Tufan Erhürman

“Küçük Ulus ve Haset” başlıklı yazıda, “küçük ulus” olmaktan kaynaklanan ve pek de iyi olmayan hallerden dem vurdum. Ama Kundera’ya göre, “küçük ulus” olmaktan kaynaklanan haller arasında iyi gibi görünenler de yok değildir. Yazar, bunlara örnek olarak, “kültür yaşamının şaşırtıcı yoğunluğu”nu ve zenginliğini gösterir. Bu öyle bir zenginliktir ki herkes, onu kucaklamak, kültürel yaşamın tümüne katılmak olanağına sahip olur. Dolayısıyla, “en iyi zamanlarında” “küçük ulus”, antik dönemdeki bir Grek sitesinin halkını çağrıştırabilir (Milan Kundera, Saptırılmış Vasiyetler, çev. Özdemir İnce, İstanbul, Can Yayınları, 1995,s. 155).

Gelin görün ki ilk bakışta iyi gibi görünen bu halin bir sonucu da, herkesin her şeyi yapabileceğini, her şeye sahip ve her şey olabileceğini düşünmesidir. İşte bu noktadan hareketle, “en iyi zamanlar” bir yana bırakılırsa, diğer zamanların tümünde “küçük bir ulus” antik Grek sitesi halkını değil, “aile”yi çağrıştırır. Küçük bir ulus aileye benzer ve dahası bu benzetmeden de hoşlanır Kundera’ya göre. Yazar, bu noktada, başka kitaplarında da kullandığı etimoloji bilgisini devreye sokar ve Avrupa’nın küçük uluslarından birinin dilinden, İzlandaca’dan, çarpıcı bir örnek verir:

“Çok küçük bir Avrupa ülkesinin dilinde, İzlandaca’da aileye fjölskylda denir; sözcüğün anlamlı bir etimolojisi var: Skylda’nın anlamı: yükümlülük; fjöl’ün anlamı: bir çok. Demek ki aile birçok yükümlülüktür. İzlandalıların aile bağları için bir tek sözcükleri var: Fjölskyldubönd: Birçok yükümlülük sicimleri (bönd)” (Kundera, Saptırılmış Vasiyetler, s. 155).

Kundera, bu etimolojik bilgi aracılığıyla, “küçük ulus”ların hallerini anlamaya ve anlamlandırmaya yarayacak önemli bir başka anahtar sunar bize. Sonra alır eline bu anahtarı ve nasıl kullanılacağını göstermek için ilk hamleyi kendisi yapar: “Ey küçük uluslar! Her kimsenin her kimseyi kıskandığı, herkesin herkesi gözetlediği küçük uluslar” (Kundera, Saptırılmış Vasiyetler, s. 156).

İşte bu yazının bir süreden beri peşine düştüğüm bir halimizle, “haset” ile ilintilendiği nokta burasıdır. Kıbrıslı Türkler, hem “Küçük Ulus ve Haset” başlıklı yazıda tartışılmaya çalışıldığı anlamda “küçük ulus”turlar, hem de Kundera’nın dediği gibi bu sebeple aileye benzeyip, böyle bir benzetmeden hoşlanırlar.

Burada önemli olan, “birçok yükümlülük”ün ve onun sicimlerinin, her kimsenin her kimseyi kıskanmasıyla nasıl ilişkilendiğidir. Bunu anlayabilmek için aile içindeki kardeşleri mercek altına almak gerekir. Aile içinde kardeşler kural olarak birbirlerini eşit kabul ederler. İki kardeşin ikisi de aynı anadan doğmuş, aynı babadan olmuştur. Aileden kopup da birey olmak için yola çıkarken ikisine de aynı olanakların sunulması gerekir. Aile bireylerini birbirine sıkıca, adeta her birini boğarcasına bağlayan yükümlülük sicimleri, ebeveynlere her ikisine de bu olanağın sunulması yükümlülüğünü yükler. Elbette burada ciddi bir sorun yoktur. Ancak yükümlülük sicimleri yalnızca ebeveynleri değil, kardeşleri de bağlar. Her bir kardeş, doğuşta var olan eşitliği sürdürmekle, bozmamakla yükümlü kabul edilir. Dolayısıyla beklenti, herkesin yükümlülüğünü yerine getirmesi ve iki kardeşin aşağı yukarı aynı yere varmalarıdır. Ama bu çoğu zaman mümkün değildir. Bu durumda diğer kardeşe oranla “daha az başarılı” olan açısından durum sıkıntılıdır. Kardeşlerin birbirini kıskanması birçok ailede tecrübeyle sabittir. O nedenle çıplak haliyle kıskançlık, çok da kafayı takmamız gereken bir şey değildir. Ancak zaman içerisinde geriye düşen kardeş, diğerini yakalama ve geçme olanağını yitirir. Yarışı kaybettiğini kabullenip teslim olan için bu noktada yeni bir süreç başlar. Artık o iktidarsızlaşmıştır. Daha da önemlisi, altta ya da geride kalan kardeş açısından bir nedensel yanılsama bu iktidarsızlık duygusuna eşlik edebilir. “Mağlup” kardeşe göre, “galip”in galibiyeti elde etmesinin gerçek sebebi, ailenin eşitliği bozması, onu daha fazla sevmesi, onu okuturken kendisini okutmaması, ona daha fazla mal mülk vermesi vb’dir. Bunlar çoğu zaman doğru da olabilir. Kaldı ki hasedin tanımlayıcı unsuru olan nedensel yanılsama bu noktada ortaya çıkmamaktadır. Nedensel yanılsama, galibin kendisinin, kendini mağdur hisseden mağlup tarafından mağlubiyetin ve mağduriyetin yegane sebebi olarak algılandığı noktada yaşanır.
Bu şartlar altında, ilk aşamada galip kardeş, mağlubun imrendiği ama sahip olamadığı şeylere sahip olmuş, bu durum kıskançlığı körüklemiş, kıskançlığa arzu ile gerçekleşmemenin arasındaki gerilimden kaynaklanan bir nefret, arzuyu gerçekleştiremeyecek olmanın kabulü (iktidarsızlık) ve arzunun gerçekleşmemesinin sebebi olarak galip kardeşi görme (nedensel yanılsama) eklenince, haset tamamına ermiştir (Max Scheler, Hınç, çev. Abdullah Yılmaz, İstanbul, Kanat Yayınları, 2004, s. 13).

Küçük ulus aileye benzese de, buradaki “aile” elbette kan bağına dayanmamaktadır. Dolayısıyla burada kan bağına dayalı bir kardeşlik yoktur. Ancak, “Don Kardeşliği ve Haset” yazısında anlatılmaya çalışıldığı gibi, kan bağına dayanan bir kardeşlik olmasa da, ortada dona dayalı “don kardeşliği” vardır ve onun etkileri kan bağına dayanan kardeşliğin etkilerini aratmaz. Hatta kan bağına dayanan kardeşlikte içkin olan veya olması beklenen sevginin çoğu zaman don kardeşliğinde bulunmaması bu etkileri ister istemez artıracaktır.

Buradan başa döner ve Kundera’nın sözünü ettiği “en iyi zamanlar”ı bir yana bırakırsak, bir “aile”ye benzeyen küçük ulusun tüm diğer zamanlarında, şaşırtıcı yoğunluğu ve zenginliği içerisindeki kültürel yaşamı kucaklamak ve bunun bütününe katılmak olanağına sahip olanlardan diğer katılımcıların gerisine düştüğünü düşünenler açısından, bu büyük ailenin, kendiliğinden bir kıskançlık, nefret, haset, hatta hınç mekanına dönüşmesi şaşırtıcı değildir.

Bu durumda, belki de kendi “küçük ulus”umuzun hallerini dikkate alarak, Kundera’nın, yukarıda aktarılan “Ey küçük uluslar! Her kimsenin her kimseyi kıskandığı, herkesin herkesi gözetlediği küçük uluslar” seslenişini, “Ey küçük ulusum! Her kimsenin her kimseyi kıskandığı, her kimsenin her kimseden nefret ettiği, herkesin herkesi gözetlediği, hasedin esiri olmuş küçük ulusum” şeklinde genişletmek gerekir!

 

Bu haber toplam 796 defa okunmuştur
Adres Kıbrıs 179. Sayısı

Adres Kıbrıs 179. Sayısı

Önceki ve Sonraki Haberler