1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Küçük Mustafa'nın Dramı...
Küçük Mustafanın Dramı...

Küçük Mustafa'nın Dramı...

Ne hazin sosyal bir dram! Yürek dayanmıyor. Babasının “canım oğlum” diyerek saçlarını şevfkatle okşayacağı elleri, celladı oldu küçük Mustafa’nın. Yedi yıl sürdü yoksulluk, dışlanmışlık, açlık, sefalet, dayak... Pırıltılı gözlerle ba

A+A-

 

 

 

Ne hazin sosyal bir dram! Yürek dayanmıyor.

Babasının “canım oğlum” diyerek saçlarını şevfkatle okşayacağı elleri, celladı oldu küçük Mustafa’nın.

Yedi yıl sürdü yoksulluk, dışlanmışlık, açlık, sefalet, dayak...

Pırıltılı gözlerle bakamadı hayata. Sevgi, mutluluk nedir? Bilemedi, anlayamadı...

Ve bir devlet! Tören alanlarını tankla, tüfekle... doldurarak güç gösterisi yapar ama küçük bir çocuğu koruyamaz.

Bir devlet, yedi yaşındaki küçük bir çocuğun minik bedenini yedi günde bulamıyor. Raslantı sonucu işçiler tarafından bulunuyor.

Ve bir Başbakan, şark kurnazlığıyla “Baba CTP döneminde vatandaş yapıldı” diyerek siyasi rant elde etmeye tenezzül ediyor.

Sosyal dramlar, sorunlar böyle mi anlaşılmalı?

Küçük Mustafa’nın dramını toplum her yönüyle tartışmaya, sorgulamaya başladı...

Nüfus yapısı, göçmenlik, yurttaşlık, dışlanmışlık, yoksulluk, eğitim, şiddet, istismar, eşitsizlikler, adalet gibi olgular toplumsal gerçeklikte yeniden ele alınıp tartışılıyor.

Bu tartışmaya sosyolojik bir katkı koymak isterim.

Wilson ve Kelling 1982 yılında “kırık pencereler kuramını” ortaya atmışlardı. Kuram ilgimi çekmiş ve okuduğumda da etkilenmiştim. Düzensizlik görüntüsü ile gerçekleşen suç arasında doğrudan bir bağlantı olduğunu ileri sürüyorlardı. Eğer bir mahallede kırık olan tek bir pencere camı bile tamir edilmezse, bu potansiyel saldırganlara, ne polisin ne de devletin düzeni korumakla ilgilenmedikleri mesajını veriyordu. Zamanla kırık camın yanına başka düzensizlikler eklenir; çöpler, terk edilmiş araçlar, fuhuş, gençlik çeteleri, çocuk istismarı, kırıp dökmeler, kavgalar... Daha sonra mahallenin sakinleri taşınarak yerlerine evsizler, göçmenler, suç potansiyeli olanlar yerleşir. Bu kurama uygun olarak New York City’de polis örgütü kırıp dökme, kavga, dilencilik, sarhoşluk gibi düşük düzeydeki rahatsız edici olaylara anında müdahale uygulamasını yapar. Sonuç, cinayetler neredeyse yüzyılın en düşük seviyesine iner.

Bir kırık pencerenin böylesi olaylara neden olabileceğini hiç düşünmemiştim.

Lefkoşa surlar içine bakıyorum değil kırk pencere, evler yıkılıyor. Yollar delik deşik, bakımsız, savaştan çıkmış gibi...

Trafikte kırmızı ışıkta geçmekten, bir milletvekilinin gümrüksüz araba sürmesine, elektrik borcunu ödememesine, siyasi rüşvet almasına kadar uzanan böylesi bir düzensizliğin topluma verdiği mesajı düşünün.

Bir başka etken ise “göç ve toplumsal dışlanmışlık” olgusudur.

Bu ülkeye Türkiye’den kontrolsüz bir nüfus akışı olmaktadır. Bu insanlar çoğunlukla yaşamlarını gettolarda yetersiz koşullarda sürdürmektedirler. Kendilerine ne burada, ne de Türkiye’de değer verilmediğini, sıklıkla hissetmektedirler.  

Uygulanmakta olan ekonomik politikalar, bu kesmin göreceli yoksullaşmasını da hızlandırmaktadır. Tüketim mallarının çekiciliği, istenilen yaşam biçimini elde etme isteği yasal olmayan yollara başvurmayı da beraberinde getirmektedir. Her geçen gün adli suçlar artıyor.

Öte yandan yoksullaşma, toplumdaki parçalanmaları, dışlanmışlıkları ve aile içindeki gerilimi de artırmaktadır. Aile içi şiddet kadına ve çocuğa yönelmektedir. Farklı ülkelerde yapılan araştırmalarda şiddet uygulayanların %95’i erkek, şiddete maruz kalanların ise %90’ının kadın ve çocuklar olduğu tesbit edilmiştir. Bu durum çocukların beslenmesi, toplumsallaşması, okulu terk, çeşitli suç olaylarına karşma gibi sorunlar da yartıyor.

Ekonomik, sosyal, kültürel koşulların aileyi içine ittiği bu durum genellikle boşanmalarla sonuçlanmaktadır. Hergeçen gün boşanmış aile çocuklarının sayısı artmaktadır. Kıbrıs Türk aile yapısı incelendiğinde genellikle gençlere anne-baba desteği verildiği görülmektedir. Daha çok boşanmış kadının anne-banası çocukların bakımına yardımcı olmaktadır. Oysa göçmen ailelerde böylesi yardımlaşma olamamaktadır. Geleneksel aile bağları göç nedeniyle yetersiz kalmakatdır.

Böyle bir durumda devlet nasıl bir örgütlenmeyle hangi hizmet sunumlarını yapmalıdır?

Bebek bakımı ve müdahaleleri, zihinsel sağlık ve psikolojik destek hizmetleri, toplumsal bakımdan dışlanmış olanlara “yeniden bütünleştirme” programları sunmalıdır. Yanı sıra konut, gelir desteği, engellilik, emeklilik, işsizlik gibi konularda destek vermelidir. Var mı ülkemizde bunlar? Yok... Olanlar da yetersiz.

Bu hizmetlerin yanı sıra son yıllarda Batı toplumlarında “topluluk polisi” uygulamaları başlatılmıştır. Eğitim, ikna, danışmanlık hizmetleriyle suçun işlenmesi önlenerek yaşam kalitesinin artırılması,  saygıdeğer mahalleler yaratılmasına gidilmektedir. Yani bir yandan mahalledeki kırık camlar tamir ediyor, öte yandan da kırılmasını önleyici danışmanlık hizmetleri sunulmaktadır.

Ülkemizde başka dramlar yaşanmadan “önleyici ve bütünleştirici” programlar bir an önce hayata geçirilmelidir.

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1126 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler