1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Küçük kabinesi düştü mü?
Küçük kabinesi düştü mü?

Küçük kabinesi düştü mü?

Başbakan İrsen Küçük, 18 Mayıs 2010’da yeni kabinesini Cumhuriyet Meclisi’ne sunmuştu. Bu kabinenin “yarısından fazlası” değişti!.. 1) İçişleri ve Yerel Yönetimler Bakanı İlkay Kamil’di, Nazım Çavuşoğlu oldu!.. 2) Milli

A+A-

 

 

Başbakan İrsen Küçük, 18 Mayıs 2010’da yeni kabinesini Cumhuriyet Meclisi’ne sunmuştu.

Bu kabinenin “yarısından fazlası” değişti!..

 

1) İçişleri ve Yerel Yönetimler Bakanı İlkay Kamil’di, Nazım Çavuşoğlu oldu!..

2) Milli Eğitim, Gençlik ve Spor Bakanı Nazım Çavuşoğlu’ydu, önce Kemal Dürüst oldu, şimdi Mutlu Atasayan.

3) Tarım ve Doğal Kaynaklar Bakanı Zorlu Töre’ydi, Ali Çetin Amcaoğlu oldu.

4) Sağlık Bakanı Ahmet Kaşif’ti, şimdi kim olduğu bilinmiyor!..

5) Turizm, Çevre ve Kültür Bakanı Kemal Dürüst’tü, Ünal Üstel oldu.

6) Ekonomi Bakanı Sunat Atun’du, istifa etti.

Yani, Başbakan Küçük’ün yeni kabinesi, “güven oyu” aldığı günden bugüne, 3’ü dışında ya görevden alındı, ya da istifa etti.

 

Şimdi, bu “kabine” ne kadar yasaldır ya da ne kadar vicdani!..

Anayasa, “Bakanlar Kurulu’nun Göreve Başlaması ve Sorumluluğu, Madde 109”da şunu diyor:

“Bakanlar Kurulu üyelerinin çoğunluğunun değişmesi halinde, Başbakan tarafından güvenoyuna başvurulur.”

Tabii bir ince ayrım var Anayasa’da, bu değişimin “otuz günlük süre içerisinde olması halinde” şartı da eklenmiş…

Ne demekse!..

Yani, bir ay arayla, üçer üçer değişirse bakanlar, “güvenoyu”na gerek yok mu, çok saçma!..

En azından yoruma açık…

Sonuçta…

Bakanlar Kurulu, bu kadar değişimle, “güven oyu”na muhtaçtır.

Cumhurbaşkanı, en azından meselenin hukuki yorumu için devreye girmelidir.

Başbakan da, hâlâ kalmışsa “vicdanı bir sorumlulukla” GÜVENOYU istemelidir.

“Seçim”in kaçınılmaz olduğunu bilse de!

 


 

Hayal kırıklığı

 

Kendinizi “Belediye Başkanı”nın yerine koyunuz...

Şehrinize yeni bir “su kaynağı” yaratmak için mücadele ediyorsunuz.

Aylarca, dağlarda kazı yapıyorsunuz, su arıyorsunuz, bunun için maddi imkan yaratıyorsunuz, tam anlamıyla seferber oluyorsunuz...

Şehrinizin tüm su iletim hatlarını yeniliyorsunuz, Avrupa Birliği projeleri ile...

Ve suyu buluyorsunuz.

Ne yaparsınız?

Önce, “Temiz mi, içilebilir mi, kullanılabilir mi?” merak edersiniz, değil mi?

Ve Devlet Laboratuarı’na gidersiniz.

Tüm tahliller temiz çıkar, “içilebilir” denir, defalarca... Siz de müjdelersiniz...

Sonra bir gün Tabipler Birliği, nedense Belediye’ye hiç haber vermeden, işbirliği talep etmeden, özel bir laboratuar ile çalışarak ortaya çıkar ve der ki: “İçilemez...”

Dahası “mikroplu” der, “ilaçlansa da olmaz...” Ve an acısı da “kolluk güçleri”ni çağırır göreve (!)

Neredeyse, şehrine “su” bulanlar, tüm kontrollerini yapanlar tutuklanacak, Gönyeli’ye gelen kaynak da “kesilecek”...

Sağlık Bakanlığı, yeniden tahlil yaptırır Devlet Laboratuarı’na, yeniden “temiz” der...

“İlgili laboratuar su tahlili yapmaya yetkili değil” diye de ekler...

Peki ama Kıbrıs Türk Tabipleri Birliği gibi bir örgüt, tüm bunları nasıl bilemez?

En çok şaştığım da, Gönyeli Belediye Başkanı diyor ki, “Tabipler Birliği Başkanı Suphi beyi davet ettik, bu tahlilleri geliniz yeniden birlikte yapalım, dedik, gelmediler”

Kıbrıs Türk Tabipleri Birliği gibi saygın bir örgüt, böylesi bir duruma neden düşer sahiden?

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1078 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler