1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. KRİZLER VE ANASI…
KRİZLER VE ANASI…

KRİZLER VE ANASI…

Bu ülkede biz, gerçekte krizler içinde yaşamanın alışkanlığına sahip olduk. Sonuçta da krizsiz bir hayatın ve yaşamın düşünülemeyeceği bir ortama mı girdik? Her olay bir krize yol açıyor. En doğal süreçleri bile krizle yaşıyoruz. İnanılmaz bir kaos içi

A+A-

 

Bu ülkede biz, gerçekte krizler içinde yaşamanın alışkanlığına sahip olduk.  Sonuçta da krizsiz bir hayatın ve yaşamın düşünülemeyeceği bir ortama mı girdik?

Her olay bir krize yol açıyor.  En doğal süreçleri bile krizle yaşıyoruz. İnanılmaz bir kaos içine giriyoruz. Üstelikte krizler, genellikle bir başka duruma geçmenin basamağını oluşturur. Hani bir söz var, “krizlerin yol açtığı fırsatı değerlendirirseniz, daha olumlu bir basamağa geçmenin yolları açılır” diye. Ama bizde, bu işlemiyor. .

 K.Marks’ın, “ Kalıcı kriz diye bir şey yoktur” sözü var. Galiba bu bizim memleket için geçerli değil. Bizde aksine krizler kronikleşiyor ve Rusların Matruşka bebekleri gibi, kriz içinden çözümler değil, yeni, irili ufaklı krizler çıkıyor.

Çünkü, bu memlekette bizler, hem Türkçe hem de Yunanca konuşan Kıbrıslılar, maalesef en temel sorunumuz olan Kıbrıs sorununu çözemiyoruz. Bu sorunun içinde “yan yana” ve bu sorunla kucak kucağa  yaşarken, kendi ekonomik, demokratik, sosyal, siyasal, kültürel iç sorunlarımızı da üretiyoruz ve içine  gömülüyoruz.

HANGİSİNİ ÖNE ALALIM?

Sonra başlıyor tartışma. Hangisine ağırlık verelim? Kıbrıs sorununun çözümüne mi, yoksa iç, ekonomik - demokratik sorunların çözümüne mi ? Ayıkla pirincin taşını!

İşte bu noktada sanki birbirinden kopukmuş gibi sorunlar, hangisine ağırlık vereceğimiz tartışması ile de sorunların tümünün devamına yol açıyoruz. Bir kere kendimi bildim bileli. Bir Kıbrıs sorunu var. Bu sorun için duyduğum, Rumca ve Türkçe söylenen en büyük söz ise, “ Birlik, Beraberlik içinde olmamız gerekir” sözüdür.  Bu söz o kadar tekrar ediliyor ki inanılmaz. Son 50 yıldır ister sağ, isterse sol olsun, Rumlarda ve Türklerde verilen siyasi demeçlerde bu sözün ne kadar geçtiğine dair bir araştırma yapılsa, galiba çıkacak olan rakamı yazmakta epeyi zorlanacağız.

Çok söylenmesine karşın,  Kuzeyde ve Güneyde toplumlar, ne kendi içlerinde birlik ve beraberliğe gidebiliyor, ne de kendi aralarında.

Bakın, bizde, şimdilerde çok ifade edilen bir söz vardır. “Kıbrıs sorunu çıkmaza girdi, bunun için ağırlığı iç sorunlarımızın çözümüne vermemiz lazımdır.” Bu yalnız Kuzeyde değil, güneyde de böyledir. Bakın, geçtiğimiz hafta güneyde meşhur iş adamı basın toplantısı yaptı ve “müzakere sürecinin sonlanmasını ve gaz- petrol konusuna ağırlık verilerek, ekonomik avantajlarla hareket edilmesini” söyledi. Tıpkı, Kuzeyde bazılarının yaptığı gibi.  Bu böyle ya.

 Haydi soldan bunun karşıtı. “Kıbrıs sorunu çözülmeden hiçbir sorun çözülmez”.

 Bu sözün sağdaki ilk sahipleri ise iç sorunların depreştiği bu aşamada, sorumlu olarak solu, CTP’yi işaret ediyorlar. “Kendilerini Kıbrıs sorununun çözümüne kilitlediler, bu yüzden iç sorunlara dönük üretken olamıyorlar”. Şimdi gelin görünüşte bu iki çok farklı, ama özü ayni bakış açılarını  ele alalım.

KIBRIS SORUNU ODAKLI ÖTELEMENİN ESAS SAHİBİ MİLLİYETÇİLERDİR.

Ama öncelikle doğru tespiti yapmak lazımdır. Kıbrıs sorununun çözümünü, kendi tezleri doğrultusunda ileri götürmek isteyen Türk ve Yunan milliyetçileridir gerçekte Kıbrıs sorununu baş mesele haline getiren ve her şeyin önüne koyan..

Bu yüzden onlar için dün “DAVA”, Enosis ve Taksimken, bugünde “DAVA”;  1964 ve 1974 statükosunu kalıcılaştırmak meselesidir. Bunun için toplumlara, Elence ve Türkçe “birlik ve beraberlik” nutuklarını atanların temel hareket noktası,”DAVALARININ “ itirazsız kabulü için,  kendi toplumları içindeki farklılıkları bastırmaktır..

 “Davanın” selameti için, toplumların kendi içlerine dönük, demokratik, yaşam biçimlerinin gelişmesi, özgürlük ve adalete dayalı arzu ve  isteklerin ilerletilmemesi için, kendi toplumlarına hep, Kıbrıs sorununun önemini söyleyip; “ulusal davanın selameti” için, bu taleplerinin ötelenmesi gerektiğini ifade edende iki tarafın egemen devlet anlayışını biçimlendiren milliyetçileridir..Bu dünde böyle idi, bugünde böyledir.

 Demokratik hukuk devleti taleplerinin, şövenizmden ve  militarizimden uzaklaşma isteklerinin önüne hep, “bitmeyen dava” sözü  çıktı. Devlet gücü ve diğer imkanları ile hep bu öne sürüldü ve baskılandı toplumlar.  Hala da olan budur.

HER ŞEY VAR, ASKERİ HARCAMALARIN AZALTILMASI YOK

Mesela alın bu kriz ortamında, hem Kuzeyde, hem de güneyde alınan ekonomik tedbirlerin özünü. Sosyal devlet uygulamalarının geriletilmesi, yeni vergi salınması, alım gücünün düşürülmesi gibi en geniş kitlelerin fedakarlıkları üzerine şekillenen uygulamaları görmektesiniz..

 Ama, iki tarafta da ekonomik kriz şartlarında kamu harcamaları içinde önemli bir yer tutan askeri harcamaların azaltılması önlemler arasında yok!

 Olmaması bir yana, bunun tartışılması dahi yok. Her şey var, ama askeri harcamaların tartışılması dahi yok. Neden? Çünkü bitmeyen dava meselesi herkesin sustuğu alan haline geldi. Güneyde bunu konuşursan Türkçü, Kuzeye de konuşursan Rumcu olacağın kanaati yer etti beyinlerde.  Bunun için artık söylenmeden de bu, otomatik olarak, stop noktası oldu. Üstelik solun bazı kesimleri dahi, işsizlik sorunun aşılmasına dair önermelerinde, profesyonel askerlik önerdiler..

Şimdi bunun bu şekli ile yer aldığı ülkede, eğer siz, “iç konuları ne alalımda, Kıbrıs sorunun çözümünü öteleyelim” derseniz, bu  krizin içte de aşılmasına katkı üretmezsiniz..

Ayni şekilde, Kıbrıs sorununu öne alıp da, toplumların demokratik, özgürlük, adalet, hukuk devleti taleplerini ötelemeye çaba harcayan egemen olanlara gösterdiğiniz tepkiyle, eğer onlardan farklı gözüken, ama mantık temeli ayni olan bir yaklaşımla, “Kıbrıs sorunu çözülmeden, demokratik talepler ele alınamaz” derseniz; sizde statükonun şikayet ettiğiniz temelde, yani, Kıbrıs sorunu da dahil olmak üzere, devamından başka bir şey üretmemiş olursunuz. Her ikisi de sonuç itibarı ile krizlerden krizler çıkmasına katkı sağlar. Bu yüzden Rusların Matruşka bebekleri gibi krizden krizler çıkmasına yol açarsınız.

Ama gerçekte, demokrasi, adalet, ekonomik gelişme  için verilecek her mücadele; Kıbrıs sorununun çözümüne dönük, olumlu gelişmelerin önünü açar. Kıbrıs sorununun çözümüne dair üretilecek her enerji de toplumların daha adil, demokratik, hukuki bir ortama girmesine ve ekonomik gelişmenin ilerlemesine katkı sağlar. Bu yüzden bu topraklarda, Demokrasi, Adalet, Refah, Hukuk ve Barış mücadelesinin ortaklığı ve birbirini desteklemesi hala önemini korumaktadır…

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1304 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler