1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. KÖY YAŞAMI ve EKO ANARŞİZM
KÖY YAŞAMI ve EKO ANARŞİZM

KÖY YAŞAMI ve EKO ANARŞİZM

Gürgenç Korkmazel:‘Köy’ kelimesi genellikle olumsuzluk belirtiyor Türkçede. Geri kalmış, köhne bir yer akla geliyor.

A+A-

 

 

 

Gürgenç Korkmazel

gurgench@yahoo.co.uk

 

 

Yaşamak için dünyayı mahvetmeye devam etmenizi neredeyse zorunlu kılan bir uygarlık sistemine tutsak olmuşsunuz. – İsmail, Daniel Quinn

 

‘Köy’ kelimesi genellikle olumsuzluk belirtiyor Türkçede. Geri kalmış, köhne bir yer akla geliyor. Birisine ‘köylü’ denildiğinde ise yine olumsuz şeyler çağrıştırıyor, kaba saba, cahil, geri kalmış kişi, geri kafalı denilmek isteniyor. Tabii şehirlilerin bakış açısı bu. Köylüler farklı düşünüyor. Mesela aynı köyden olanlar, şehirde karşılaşınca “köylü” diye hitap ediyorlar birbirlerine. Ve bu onlar için olumlu bir şey.

 

Şehirlilerin köylüye karşı bu tutumuyla çelişkili olarak köyde üretilen, köyden gelen ürünler hilesiz ve kaliteli sayılıyor.

 

Tabii bu yaşadığımız adada, köylü ile kentli arasında öyle derin bir uçurum yok. Daha çok ikisi birbirine girmiş, bir şekilde karışmış. Yine de, özellikle merkeze uzak köyler daha çok yaşlıların ve inzivaya çekilenlerin yaşadığı yerler haline geldi (örneğin Trodoslar’daki ücra, turistik olmayan dağ köyleri)   

 

 

***

 

‘Don’t shop, swap!’ deyimi var İngilizcede. Kapitalizme ve tüketim manyaklığına karşı özellikle büyük şehirlerde yapılan bir eylem. Alış veriş yapmak yerine elinizde bulunan, kullanmadığınız veya istemediğiniz şeyleri değiş tokuş etmek.

 

Tüketimin aşırı uçlarda yaşandığı bu sistemde insanların ruhunu ele geçiren maddi çıkar ve para düzenine kişisel tepki koymak şart. Nerdeyse her şeyin maddi bir karşılığını olduğu bu düzende, bunun tersini savunmanın en güzel eylem biçimlerinden biridir değiş tokuş. Tabii değiş tokuş yapabilmek için öncelikle üretmek gerek veya ürünü değiş tokuş edecek iş gücüne, emeğe, bilgiye sahip olmak.    

 

Takas ederek, eski dönemlerdeki gibi değiş tokuş ederek (hala daha Kıbrıs’taki bazı köylerde sınırlı olarak devam ettiği gibi. Mesela köyde yaşayan ve bahçecilik yapan babamın bol bol değiş-tokuş var gündelik hayatında) değiş tokuş geleneğini yaşatmak, parayı geçersiz kılmak, pas yaratmak adına da olsa sistemin çarkına işemektir.  

 

 

***

 

Eko Anarşizm, anarşist duruş ve düşünceden ödün vermeden, günümüz sorunlarını göz önünde bulundurarak ortaya yeni bir tavır koymaktır. Yani devletin ve sistemin, teknoloji ve uygarlığın, bize yapmaya çalıştıklarına karşı uyanık olmak, önümüze konulanları sorgulamak ve eleştirmektir.

 

Eko Anarşizim (bir diğer adıyla Yeşil Anarşizm), uygarlığın merkezi olarak kabul edilen büyük şehirler yerine, nüfusu birkaç yüz kişiyi barındıran küçük eko köyleri öneriyor (bir çeşit çevreci komün). Ve bu sosyal organizasyonların doğaya, doğa güçlerine karşı değil de, onlarla uyum halinde yaşaması gerektiğini öne sürüyor. Bunu yaparken de, bu küçük eko köyde yaşayanalar arasındaki üretim ilişkilerinin önemini ve sonuçta bu köyün büyük ölçüde kendi kendine yetebilmesi (kendi enerjisini, yiyeceğini üretebilen, çöpünü dönüştürebilen) gerekliliğini vurguluyor. Alternatif ve yenilenebilir enerji türlerini savunuyor.      

 

***

 

Eko Anarşizmle ilgili, dönüp dönüp okuduğum ve alıntılar yaptığım iki temel kitap var. İlki, John Zerzen’in yazdığı Future Primitive (Gelecekteki İlkel). İkincisi ise, Daniel Quinn’in yazdığı İsmail. (İlginçtir ikisinin yazarı da, doğaya en çok zarar veren ülkelerin başında gelen ABD’den.)

 

İlkel-insan ile modern-insanı karşılaştıran, Future Primitive adlı kitapta, toplum, kültür, uygarlık, ilerleme, tarih, teknoloji, tarım ve işbölümü gibi konularda bakış açımızı kökten değiştirecek denemeler ve söyleşiler var… Bu konularda bize öğretilenlerin, anlatılanların ne kadar yanlış ve hatalı olduğunu merak eden varsa, bu kitapları bulup okusun…  

 

‘Bir zihin ve ruh macerası’ alt başlığını taşıyan İsmail ise, İsmail adlı bir gorilin ağzından insanlığın eleştirisini yapıyor. İsmail, ‘Her zaman daha fazlasını arzulayan kültürümüzün tüm dünyayı nasıl bir sona yaklaştırdığını gözler önüne seriyor.’ 

 

***

 

Bütün bu çevre kirliliğinin, çevre sorunlarının, yıkımın altında insan var. Bunu herkes biliyor ve kabul ediyor uzun zamandır. Uygarlık, ilerlemek ve kültür hiç de doğanın yararına değil. Teknoloji, hız ve emek diye yücelttiğimiz şeyler doğanın sömürülmesi, kirlenmesi, hatta yok edilmesine yol açıyor.

 

Bireysellik, arzu, aşk ve özgürlük bile kapitalizm tarafından sömürülüyor ve şirketlerin çıkarı için kullanılıyor. Hiçbir bireyin, “kendi yaratmadığı ve doğanın ona bedava verdiği bu zenginliği” (Proudhon) sahiplenmeye hakkı yoktur, ama sahipleniyor işte, özellikle de globalizmin yararlarını anlatarak bizi uyutan ve bize en büyük kazığı atan uluslararası şirketler (“Pollution is somebody’s profit.”).

 

Doğal afetler ve felaketler artıyor. Daha da artacak. Isı ve su seviyesi yükseliyor, gelecekte daha da yukarda yaşamak gerekecek. Hayvan, bitki türleri tükeniyor, bio-çeşitlilik azalıyor. Ağaçtan ve hayvandan yana olmayıp da insandan yana olduğumuz sürece doğa kaybedecek. Sonuçta insanlık da...  

 

Köyü, köy yaşamını savunmak, doğayı savunmaktır…

Kurtuluş (veya gelecek) şehirde değil, köyde, dağda, kırdadır, doğayla uyumlu yaşamaktadır…

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 834 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler