1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. KÖTÜ ROMANLAR ARASINDA
KÖTÜ ROMANLAR ARASINDA

KÖTÜ ROMANLAR ARASINDA

Gürgenç Korkmazel: Çağla Konuloğlu’nun Dipsiz Kuyu adlı ilk romanını okumaya kalkıştım, bitiremedim, okuduğum kadarı vaziyeti anlamama yetti.

A+A-

 

 

 

Gürgenç Korkmazel

gurgench@yahoo.co.uk

 

 

Çağla Konuloğlu’nun Dipsiz Kuyu adlı ilk romanını okumaya kalkıştım, bitiremedim, okuduğum kadarı vaziyeti anlamama yetti. Banal ve basmakalıp, roman sanatı üzerine düşünülmeden ortaya çıkmış bir iş. Bundan önce, Bülent Dizdarlı’nın Güneşe Kaçmak adlı romanını da yarım bırakmıştım, gerçi Dipsiz Kuyu’ya kıyasla daha derli topluydu, ama sonuç değişmiyor. Öykü özünde ilginç olsa da, ‘ne’ yazmaktan öteye geçip, ‘nasıl’ yazmaya gelemeyen bir çalışma. Emekli olduktan sonra veya meslekten arta kalan boş zamanlarda roman yazma işine girişince sonuç böyle mi olur? Ya da şöyle de sorulabilir, ‘Azınlık’ toplumunda herkes sanata el atmak zorunda mıdır?

 

Yerli Roman Tarihi

 

KT Edebiyatının ilk romancısı olarak kabul edilen Kaytazzade Nazım’dan (ki yazdığı iki roman da Osmanlıcadır) beri KT roman tarihinindeki romanların nerdeyse yarısına yakını, yarım kalmış veya kitap olarak hiç yayınlanmamış, tefrika romanlardır. Bunlar bir yana, adadaki Türkçe yazılmış 120 yıllık roman tarihinde, kitap olarak yayınlananların çoğu ise ya kötüdür ya da vasattır – bir hayle naif, çocuksu aşk ve didaktik, ağır ahlak romanı!

E, durum böyle olunca kaç roman kalıyor geriye? 

 

Hobi Roman

 

         Kıbrıslıtürklerin ürettiği roman birikimine bakarsak çoğunun hobi roman olduğunu görürüz. Başka işler yapanların, ‘bir romancık da ben yazayım’ diyerek, roman yazma işine soyunmasıdır. Çok iyi bir roman okuyucusu olabilirsiniz, ama bu demek değildir ki, biraz zaman, biraz disiplinli çalışma ve biraz da sabırla roman yazabilirsiniz. Roman ciddi bir birikim, önhazırlık ve çalışma gerektirir. Bunlar olmadığından veya yapılmadığından, neticede roman adı altında, üstünde yeterince düşünülmemiş, kolaya kaçılmış, üstünkörü, baştan savma, zayıf çalışmalar çıkar ortaya. KT Edebiyatındaki durum budur. Roman diye yazılanların birçoğu gerçekten de obez ve okunamayacak kadar kötüdür. 

 

Şair Romanları  

 

         Hobi romanlardan sonra, ikinci sırada şairlerin yazdığı romanlar gelir. Buna örnek olarak, N. S. Ebeoğlu, Özker Yaşın, Taner Baybars, Fikret Demirağ, Orbay Deliceırmak, Raşit Pertev, Neşe Yaşın, Mehmet Yaşın ve diğerlerini sayabiliriz.

         60’lı yıllarda, O. Deliceırmak gençlik hevesiyle, roman yazıp yazamayacağını denemek için El Kapılarında adlı bir roman yazıp yayınlar. Hemen ardından da, ilerde Tehlike Boruları adlı bir roman daha yayınlayacağını duyurur basında. Bu roman hiçbir zaman yayınlanmaz. Zaten yıllar sonra, El Kapılarında adlı roman çalışmasını yayınladığından pişmanlık duyar, romanı toplatır. Kimsenin onu okumasını istemez. Aynı yıllarda, aynı durum F. Demirağ’ın da başına gelmiştir. Japon bir kız ile Kıbrıslı bir oğlanın aşkını şiirsel bir dille anlatan Yağmur Ağaçları adlı romanından biyografilerinde söz etmez ve bu kitap hakkında konuşmaya pek yanaşmaz.

         Özker Yaşın, üç tane roman yayınladı, bildiğim kadarıyla bundan pişmanlık da duymadı. Yine de benim şahsi görüşüm, Ö. Yaşın’ın KT Romanına (edebiyatına) yaptığı en büyük katkı Neşe ile Mehmet Yaşın’ın babası olmasıdır.

         Şairlerin yazdığı romanlar arasında, en iyileri Taner Baybars (İngilizce), Mehmet Yaşın ve Neşe Yaşın’ın yazdıklarıdır.   

 

H. A. Mapolar   

 

         TC’de (büyük ölçüde Kıbrıs’ta da) en büyük romancı olarak biliniyor Mapolar. Bunu söyleyenlere hiç romanını okuyup okumadıklarını sorduğumda aldığım yanıt, hayırdır. Kitap olarak yayınlanmış 9 tane romanı var Mapoların. Bunun yanında, 7-8 tane de dönemin gazetelerinde tefrika edilmiş romanı var (ki bazıları yarım kalmıştır.) Bunların üçünü (Mermer Kadın, Aşk Vadisi, Şantöz) Samtay Vakfı yakın zamanda kitaplaşırdı.  Mapoların bütün romanlarını okumadım (okuyan var mı acaba?) , sadece 5 tanesini okudum. Daha önce de dediğim gibi, Mapolar’ın öykülerini başarılı bulurum, ama okuduğum romanları tutarsız ve oldukça kusurlu bir dille yazılmıştır. Yani öyle görünüyor ki Mapoların ünü nitelikle değil, nicelikle ilgilidir. Körler ülkesinde tek gözlünün kral olma durumu yani.  (Belki, ilerde Mapolar’ın iyi bir romanını okurum da fikrim değişir.)

 

Kötü’den Vasat’a

 

Kıbrıs’ta, H. A. Mapolar’la başlayan Türkçe roman olayı genel olarak kötü romandan vasat (ortalama) romana geldi gibi görünüyor (bunun dışında olanlar da var tabii ki, ama çok az sayıda.) G. Benn’in yattığı tarafa yatarsak: “Vasat romanlar o kadar da çekilmez değil, eğlenceli, öğretici, heyecanlı olabilirler...”

KT Edebiyatında en çok roman yayınlamış yazarlara (ki hepsi de öykü yazıyor aynı zamanda, ve ben hepsinin de öykülerini romanlarından daha çok tutuyorum) bir bakış atacak olursak: İsmail Bozkurt’un romanları yetişkinler için değil de daha çok gençler için yazılmış gibi, ama aynı zamanda geçliğin ilgisini çekmeyecek kadar sıradan, yavan ve kuru.  

Özben Aksoy, Kıbrıs ağzını cesaretle kullanması takdire değerse de, romanları üslup-kurgu-karakter olarak hep çizginin altında kalıyor.

Bekir Kara’nın roman tasarımlarıysa zayıf, üslup ve teknik sorunlarla dolu, belge yazımı gibi, guduru ve sıkıcı.

Yani genel olarak, KT Edebiyatında en çok roman yayınlamış yazarlar, romanın her şeyden önce yaratıcı bir iş olması gerektiği ve işin estetik tarafını es geçiyorlar. İçerik forma, iletişimsel kaygı estetik kaygıya baskın çıkıyor. Roman şiir ilişkisinden, şiirin romana kazandıracaklarından bihaberler... Bu yazarların nerdeyse tüm romanlarında, yazarın üslubu ile romandaki karakterin üslubu aynı, romandaki kahraman ille ki ve bariz bir biçimde kaderini paylaştığı toplumu temsil edecek. Hatta daha da ileri gidip ders verecek.

(Yok yok, hız, tempo, heyecan, sürükleyicilik, karakter canlılığı, üstün bir kurgu değil istediğimiz. Nitelik sorunu, yaratıcı yazın, sadece ‘ne’ değil de ‘nasıl’, ve ayrıntının önemi üzerine düşünülsün -doğru ayrıntının nasıl da kesinlik ve keskinlik yarattığı-; başka sanatlarda olduğu gibi romanda da ana meselenin fazlalıklardan kurtulmak olduğu anlaşılsın yeter.)        

 

Özden Selenge

 

Bugüne dek dört öykü kitabı, dört de roman yayınlayan Özden Selenge, KT Edebiyatında geleneksel romanın en iyi örneklerini verdi. Masala meyilli anlatımı en iyi kullanan yazardır. Geçmiş günlerin güzelliğini yücelten eski tarz yaşama dair çizdiği canlı tablolar, nostaljik duygularla bezeli, kendine özgü şurup gibi bir dille yazılmış belgesel romanlarıyla, Özden Selenge, kuşağının en iyi romancısıdır... Romanları hakkında söyleyebileceğim en olumsuz şeyse, fazla açıklama/yorum yapması ve sonuçta romanlarının fazla yerel olmaları.

 

Gelinen Nokta

 

         Kıbrıs, roman için çorak bir toprak gibi görünebilir. Bu yüzeyde böyle. Eğer kazarsak, tarihsel, toplumsal ve çevresel olarak zengin bir malzeme bulabiliriz.

         KT Edebiyatında en iyi romanların yazılmaya başlandığı 90’lı yıllardan günümüze roman üretiminde artış var. Romanın düzeyi yükseldi, yine de kötü romanlar bugün de yazılmaya devam ediyor. Ülkede roman geleneği, roman birkimini hazmetme, onunla hesaplaşma ve eleştiri olmadığından yazılmaya da devam edecek gibi görünüyor.

Bu bir yana, romanda gelinen son noktada, romancı kimliği üzerinden konuşacak olursak, Sultan, Tufan Erhürman, Cengiz Erdem (ve belki Tijen Zeybek) gibi kısacası romandan beklentilerimizi karşılayan romanlar yazan, romancı diyebileceğimiz yazarlar var artık.

Rahatlıkla söyleyebilirim ki, KT Edebiyatında roman, öyküden daha güçlü bir konuma geldi son yıllarda.     

 

Şairim, öyküler yazıyorum diye, roman düşmanı değilim. Evet, çağdaş, özellikle de post-modern romanın da yardımıyla insanla doğanın arası açılıyor, insan doğaya yabancılaşıyor. Şiirde, öyküde değil ama romanda doğaya karşı olan bir şey var (romancılar söylüyor bunu). ‘Yeşil Edebiyat’ adlı yazımda irdelemiştim bunu. 

Sanırım söylemek istediklerimi söyledim, lafı uzatmayım. Olumsuz başladım, olumlu bitireyim. Başlığa bakmayın siz, kötü ve vasat roman dışında, yukarda da belirttiğim gibi nitelikli romanlar da var KT Edebiyatında, yok değil, ama az, çok az. Ve inanıyoruz ki gelecekte böylesi romanlar daha da çoğalacak, çoğalmalı. Var olmayı sürdürmek biraz da buna bağlı.      

 

 

 

        

 

 

 

 

Bu haber toplam 1107 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler