1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. 'Kosova-Arnavutluk'-3
Kosova-Arnavutluk-3

'Kosova-Arnavutluk'-3

Kosova-Arnavutluk yazıdizimizin 3.bölümünde, öncelikle Prizren kentinin simgelerinden olan Sinan Paşa Camii’ne yürümeye karar veriyoruz. Şadırvanın hemen yanında olan bu Osmanlı yapısı, görkemiyle ilk anda dikkatleri üzerine çekiyor. Kafeler ve alış

A+A-

Kosova-Arnavutluk yazıdizimizin 3.bölümünde, öncelikle Prizren kentinin simgelerinden olan Sinan Paşa Camii’ne yürümeye karar veriyoruz. Şadırvanın hemen yanında olan bu Osmanlı yapısı, görkemiyle ilk anda dikkatleri üzerine çekiyor. Kafeler ve alışveriş mekânlarıyla hoş bir yer olan Şadırvan’ı geçip, hemen önünde akan çeşmesinden su içen insanlara bakarak cami girişinin önüne geliyoruz.

 

Sinan Paşa Camii:

Prizren'in merkezindeki Osmanlı-Türk eserleri içerisinde en ünlüler arasında yer alan, Beylerbeyi ve birinci vezir Sinan Paşa'nın, 1615'de yaptırdığı, İstanbul merkezli klasik dönem Osmanlı mimari sanatsal anlayışının, Balkanlar'daki temsili olarak anılan Sinan Paşa Camii, simgesel görevini sürdürmekteydi. 1939 yılında bölgedeki Hıristiyanlar devlet gücüyle bu Osmanlı mabedini yıkmak istemişler ama becerememişler. İnce ve yüksek minaresiyle ve kurşun kaplamalı kubbesiyle kente egemen bir görünüme sahip olan camide, hutbe Türkçe okunmakta, yaklaşık 800 kişi de namaz kılabilmektedir. Fakat bugün Prizren kentinde 20'nin üzerinde olan camilerden 18'inde Arnavutça, dördünde Sırp-Boşnakça vaaz yapılırken sadece Türkçe vaaz'in Sinan Paşa Camii'nde yapıldığı bilgisini aldığımızda gerçekten bu konu ilgimizi çekti. Çünkü daha önce de belirttiğim gibi; bu bölgede Türk dili çok yaygın bir şekilde kullanılmakta. Fakat bundan yola çıkarak şu saptamayı da yapmak istiyorum; buralarda “Türk’üm” deyişinden önce; “Arnavut’um” deyişi telafuz edilmekte ve dinsel inanç faktörünü, kimlikleriyle bütünleştirmekteler. Yani tıpkı İngiliz dönemi Kıbrıs’ındaki “Müslüman-Hristiyan” cemaat olarak toplumların isimlendirilmesi gibi. Bu da aslında milliyetçiliğin ve dolayısıyla ileride etnik çatışmaların önüne geçmenin bir başka yolu olsa gerek. Gerçi bu taktiğin son yıllarda artık geçerliliğini kaybettiğini etnik çatışmaların varlığından da görebiliyoruz, Kıbrıs’ta, Bosna’da, kosova’da olduğu gibi...

Yazıdizimizin 1.sinde de belirttiğim gibi; Prizren kentini ikiye bölen Bristica nehri üzerinde, “Taş Köprü”den başka köprüler de yer almaktadır. Bunlar doğal olarak günümüz dizayn ve araç-gereçleriyle yapılmıştır. İsimleri ise; yine tarihsel geçmişleriyle anılıyor: Alman Köprüsü, Cevriye Köprüsü, Kırkpınar Köprüsü, Çentra ve Maraş Köprüleri...

Sinan Paşa Camii’nden ayrılarak orada dolaşırken bir esnafla sohbete girişiyoruz. Yunus isimli bey “cehizci” olarak kendini tanıtıyor. Oradaki dükkanına davet ederek cehiz ve dünürcülük gelenekleri üzerine sohbet ediyoruz. Gerek Makedonya’da gerekse Kosova’daki düğün gelenekleri konusunda bizlerle birçok ortak yanlar buluyor insan. Örneğin erkek çocuk figürünün kullanılması gibi. Onlarda yorgana oturtuluyor kimi yerlerde, bizde yorgan üzerinden tekerlendiriliyor, Makedonya’nın bir bölgesinde de sandık üzerine oturtuluyor. İnanış ise; erkek çocukları olup soyu devam ettirmesi. Bu arada Prizren’in en ilgi çekici gelenekleri arasında ise evlenilecek kızlara, erkeklerin alması gereken hediyelerdir. Bir erkek, evlilik öncesi talip olduğu kıza, yaklaşık 1 kilogram ağırlığında altın takının yanı sıra, 2 bin euro’ya kadar, işlemeli yerel kıyafetler satın alıyor.

Yunus beye hayırlı işler dileyerek yeniden Prizren sokaklarına çıkıyoruz...Yaşam her şekliyle kaldırım üstünde sürmeye devam ediyor. Bir yandan çocuk yaştaki ayakkabı boyacıları gündeliğini çıkarmaya çalşırken, diğer yandan her adımında kültürel mirasını turistlerin ayağına seren Prizren, üzerindeki karı temizleme telaşında.

Köprülerden birinden karşıya geçiyor ve yine yakın bir yerde bulunan Osmanlı-Türk, Evrenos Yakup Bey Camii’ne doğru yürüyoruz. Evrenos Yakup Bey Camii'ne doğru yürürken bir halk kahramanının heykeliyle karşılaşıyoruz. Remzi Ademay...Prizren bölgesinde Kosova Kurtuluş Ordusu-UÇK'nın kurucusu olan Remzi Ademay, 13 Ağustos 1988 yılında UÇK Paştrik Bölgesi komutanı olarak göreve atanmıştı. 15 Ağustos 1998 tarihinde Kleçka'da yaplan bir toplantıdan dönerken Nashec yakınlarında Sırp polisleri tarafından kurulan pusuda şehit düşmüştür. Remzi Ademay ölümünün 12. yılı olan 15 Ağustos 2010 tarihinde düzenlenen anma töreninde, Başbakan Haşim Thaçi tarafından "Halk Kahramanı" olarak ilan edilmişti.

Yürümeye devam ediyoruz...burada Nato'ya bağlı KFOR olarak anılan askeri gücün varlığını sokaklarda görmek mümkün. Hatta bir ara burada konuşlandırılmış Türk Tugay'ından askerlerle de karşılaştık. Ve İstanbul’u hatırlatan bir manzaraya gözümüz takılıyor. Ayakkabı boyacısı...Kameramızı yaşlı ayakkabı boyacısına döndürüp, kendisiyle sohbete başlıyoruz.

 

Evrenos Yakup Bey Camii:

Hemen yanı başımızda duran Evrenos Yakup Bey Camisi hakkında, öncelikle kendisinden bilgi almaya çalışıyoruz. Tabii çevredeki diğer Osmanlı mimari eserleri ve bulunduğumuz alan; “Arasta” bölgesi için de bilgi vermeyi ihmal etmiyor. Evet buralarda da tıpkı Lefkoşa’daki gibi “Arasta” diye bir ticaret bölgesi var. Fatih Sultan Mehmed’in paşalarından olan Evrenos Yakup Bey ya da halkın “Arasta” olarak da adlandırdığı Camii'nin sadece minaresinin ayakta kalması gibi ilginç bir durumla karşılaşıyoruz. 1526 yılında yapılan Evrenos Yakup bey Camii, 1963 yılında, esnafın söylemine göre Komünizm zamanında Cami ibadet yeri yıktırılmış, geriye sadece minaresi kalmıştı.

 

Gazi Mehmet Paşa Hamamı:

Buradaki sohbetimizi tamamlayarak hemen yol karşısında bulunan Gazi Mehmet Paşa Hamamı'na yöneliyoruz... 1564 yılında çifte hamam olarak yapılan ve Osmanlı devri klasik hamamlarının özelliklerini taşıyan hamamda erkekler ve kadınlar için ayrı bölümler vardır. Hamamların, Osmanlı İmparatorluğunda sadece önemli idari ve kültür merkezi olan şehirlerde yapılmış olduklarını belirtmekte yarar var. Ayrıca Osmanlı Ordusu Prizren'e yerleştiğinde ilk yapılan Osmanlı eserlerinden Gazi Mehmed Paşa Hamamı’nın, Orduya hizmet için hemen yaptırıldığını da vurgulayalım. Kubbelerle örtülü olan iki bölümlü yapıda, soğukluk, ılıklık, sıcaklık, göbek taşı, dörder halvet hücreleri (yıkanma odaları) ve eyvan bulunmaktadır. Hamamın bir bölümünün dışarıdan ısıtıldığını da görmekteyiz. Giriş kapısı üzerinde yer alan, mermer üzerine işlenen yazıt, hâlâ Osmanlı mirasının bir mührü gibi oradan gelip geçenlere kendini göstermekte. İçerisini, kapının kilitli olmasından dolayı maalesef gezemiyor ve Hamamın arka yolunda yer alan önemli bir camiye doğru yürümemizi sürdürüyoruz. Söz konusu caminin adı; Emin Paşa Camii.

 

Emin Paşa Camii:

Özellikle “kalem işleme” denen bir süsleme sanatının en güzel örnekleirinden biri olarak anılmakta. 1831-32 yılında Emin Paşa tarafından inşa edilen cami, giriş kapısı üzerinde caminin kurucusu ve kuruluş tarihi hakkında bilgi veren mermer üzerinde kabartma bir kitabe bulunuyor. Cami avlusuna doğru yürümeye başladığımızda, caminin dış duvarlarındaki kalem işleri, Avrupa süsleme sanatını da çağrıştıran ama aslında özellikle Kütahya yöresinde görmeye alışık olduğumuz Osmanlı süsleme sanatının yansımalarıyla bu yapı, üstün bir sanat eseri gibi durmaktaydı. Cami bahçesinde Emin Paşa'nın ve ailesinin mezarları yer almaktadır. Baştaşları kitabeli olan mezar taşları hemen göze çarpıyor. 1683-89 yıllarında Kosova'da, Avusturya-Osmanlı arasında yürütülen savaşlar, özellikle Prizren'de çok sayıda Osmanlı mimari eserlerinin yok olmasına ve yıkılmasına neden olmuştu. Bu mimari eserlerin yeniden inşa veya tamir edilme yönündeki çalışmalarda, “Üçüncü Kuşak” olarak bilinen Prizren Mutasarruflarından en tanınmış olan Mahmud ve Emin Paşa kardeşlerin bu konuda önemli katkılarının yer aldığı belgelerce kanıtlanmıştı. Ayakkabılarımızı çıkarmak için caminin ilk giriş mekanında durduğumuz anda, kubbelerin iç kesimlerindeki ve ayaklardaki ince kalem işleri, birkez daha dikkatimizi çekiyor. Daha yoğun bir işleme sanatını cami içerisinde görüyor ve bizlere, daha önceleri Makedonya'nın Tetovo-Kalkandelen kentine yaptığımız ziyarette gördüğümüz camiyi hatırlatıyor...

  

 

 

Bu haber toplam 1908 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler