1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. 'Kosova-Arnavutluk'-2
Kosova-Arnavutluk-2

'Kosova-Arnavutluk'-2

Geçtiğimiz hafta yayınlanan Kosova-Arnavutluk gezi yazımızın ilk bölümünde Kosova'nın tarihi hakkındaki özet bilgiler vermiştim Bugün ise, dört gecemizi geçireceğimiz Prizren kentinden bahsedeceğim. Kar yağışı altında Prizren kentine varmak apayrı bir d

A+A-

Geçtiğimiz hafta yayınlanan Kosova-Arnavutluk gezi yazımızın ilk bölümünde Kosova'nın tarihi hakkındaki özet bilgiler vermiştim Bugün ise, dört gecemizi geçireceğimiz Prizren kentinden bahsedeceğim.

Kar yağışı altında Prizren kentine varmak apayrı bir duygu bizler için. Tipik bir Osmanlı yerleşim yeri olarak göze çarpan cumbalı evler ve dar sokaklı yollardan geçerek kalacağımız motele ulaşıyoruz. Etrafta bildik jeneratö sesleri yükseliyor. Yoğun kar yağışı bölgedeki elektrik kesintilerine de yol açması, bizleri pek yadırgatmıyor, çünkü elektrik kesintilerine alışık bir durumumuz var Kıbrıs’ta, biliyorsunuz. Elbette böylesi soğuk bir yerde elektriğin ne kadar elzem olduğunu bir kez daha anlıyor insan. Fakat kalacağımız motel açısından böyle bir sorunumuz yok Allahtan. Muhteşem kar görüntüleri, adeta bir konfeti gibi üzerimize düşerken, bölgedeki Osmanlı mirasının ilk belgeleri olarak göze çarpan minareler, kentin demokrafik ve inanç yapısı hakkında hemen mesaj verir nitelikte.

Kalacağımız motelin adı Cleon ama çalıştırıcıları Müslüman Arnavutlar. Hemen fark ediyoruz; burada Türk dili o kadar yaygın ki, Türkçe konuşmayanı bulmak zor olsa gerek diye düşünüyoruz. Çift kişilik iki odayı, oda başına geceliği toplam 70 Euro'ya, yaklaşık 140 TL'ye tutuyoruz. Türk dilinden bahsetmişken, motelimizin bulunduğu sokağın isminin de Şuayip Sipahi olduğunu hemen belirtelim ve ekleyelim; burada sokak isimleri genelde Türkçe olarak isimlendirilmiş, bu da osmanlı’dan günümüze geleneğin devamlılığı konusunda bir başka mesaj veriyor insana.

Sımsıcak ve tertemiz odalarımızın bulunduğu motel’in karşısında ise Bistrica nehri, kenti ikiye bölmüş gibi görünse de, Osmanlı döneminden kalma ve şehrin simgelerinden olan Taş Köprü ile diğer köprüler, bir gerdanlık gibi iki yakayı bir birine bağlamayı sürdürüyor. Motel’imize yerleşip vakit kaybetmeden Sempozyum'un yapıldığı mekana doğru yol alıyoruz. Bu arada Sempozyumu düzenleyen organizasyon BAL-TAM hakkında bilgi verelim:

   Kısa adı BALTAM olan Balkan Türkoloji Araştırmaları Merkezi, 2000 yılının Mart ayında, bir Osmanlı kültür merkezi ve tarihi bir kent olan, nüfusun önemli bölümünü Müslümanların oluşturduğu Prizren'de, Kosova Priştine Üniversitesi Filoloji Fakültesine bağlı Türkoloji Kürsüsü öğretim üyelerinden Prof.Dr.Nimetullah Hafız ve Prof.Dr.Tacide Hafız tarafından kuruldu. Yönetim kurulunda; Türkiye, Kosova, Hırvatistan, Bosna ve Hersek, Sırbistan ve Karadağ, Makedonya, Polonya, Macaristan, Fransa, İsveç, Hollanda, Arnavutluk, KKTC, Batı Trakya, Bulgaristan, Romanya, Rusya, Özbekistan, Kırgızistan, Azerbaycan, Tataristan, Moldova, ve Çin'den birer üye bulunmaktadır. Merkez, kuruluş amaçlarını, kendi web sayfalarında şöyle açıklıyor: “Balkan Türkoloji çalışmalarını tek bir merkez çatı altında toplayarak, daha etkili ve verimli çalışmalar sağlamak, bilgi alışverişini hızlandırmak, özgür ve yaratıcı birer birey olarak, genç araştırmacılar yetiştirmek ve böylece bilim yoluyla olumlu, yıkıcı değil yapıcı, kanıtlanmış bilimsel sonuçlar ortaya çıkartmakla, Balkan halkları arasında yıkılmış köprüleri inşa etmek ve dostluklar kurmak, kardeşliği güçlendirmek, dolayısıyla dünyanın ve insanlığın daha güzel olabilmesi için evrensel mücadelelerle dünya barışına katkıda bulunmak ve yeni içerik ve elemanlar yetiştirmek, Balkan Türkoloji Araştırma Merkezinin başlıca amacıdır..."  

   İki yılda bir düzenlenen Bal-Tam Uluslararsı Türkoloji Sempozyumu’nun beşincisi, Türk Dil Kurumu'nun işbirliğiyle gerçekleştirilmişti. Genel konusu; Tarih Boyunca (Osmanlı Öncesi, Osmanlı ve Osmanlı Sonrası Dönemi) Türk Uygarlıkları ile Güney-Doğu Avrupa Uygarlıklarıyla Karşılıklı Etkleşimi" olan sempozyuma yaklaşık 200 kadar bildiri konusu gönderilmiş olup, sempozyum bilim ve düzenleme komisyonunun yapmış olduğu değerlendirmenin ardından, sempozyumun ana konusuna uygun görülen toplam 101 konu onaylanmıştır. İşte onaylanan 101 konu içerisinde, Ülkemizden sempozyuma katılan Araştırmacı-yazar Harid Fedai; "Selanik'ten Bir Roman: Zeliha", araştırmacı-yazar halkbilimci Mahmut İslâmoğlu ile araştırmacı-yazar, akademisyen Şevket Öznur'un birlikte hazırladıkları "Osmanlı'ya Karşı Balkan Devletlerinin Savaşı ve Bununla ilgili 1913 Tarihli Rumca Bir Ağıt", ve benim hazırladığım "Üç Ayrı Coğrafya'da, İran, Kıbrıs, Kosova'da aynı isimli yerleşim yeri: Gilan" başlıklı bildirilerimiz, kabul görülerek sunulmuş oldu.. Böylesi semozyumların en önemli yanlarından ikisi; birçok bilimadamıyla tanışma fırsatı bulmak ve diğeri ise; Kıbrıs Türk Kültürü’yle ilgili bilgi içeren bildirileri bizim dışımızdaki insanlara sunarak, kendimizden haberdar kılmaktır. Bunun önemini devlet yetkililerimiz ne kadar anlar bilmiyorum ama sunulan bildirilerin havada kalmayıp kitabı basılarak araştırmacılara ve üniversitelerin Türkoloji bölüm arşivlerine konması, şu “Kıbrıs Türk Toplumunun Varolma Savaşı” dediğiniz savaşta önemli bir yere sahiptir.   

İlk günkü oturumlar sonunda sempozyumu tamamlayarak, akşam yemeği için organize edilen mekana doğru yürümeye başladığımızda, gece çökmüş, gök kubbeden yağmaya devam eden kar, sokak ışıklarının turuncuya dönüştürdüğü rengiyle, Prizren'in üstüne artık yağmur değil kar örtülmekteydi. Akşam yemeği için gideceğimiz yer pek uzak değil ama kar'da yürümeye alışık olmayan bizler için kolay olmuyor. Konfeti gibi üzerimize yağan kar, sizi bambaşka hayal dünyasına sürüklüyor. Kıyafet bakımından ne kadar hazırlıksız yakalanmış olsak da, böylesi bir güzellik için insan, iliklerine kadar donmayı yeğleyebilir. Ve dar sokaklar arasında yürürken bir anda ezan sesiyle uyanıyorsunuz hayallerinizden. Balkanlarda akşam ezanı okunurken güzel sesli müezzin tarafından, bir kez daha anlıyor insan, Balkanlarda Osmanlı mirasının bekçilerinin varlığını. Tabanlarımızın altında ezilen kar sesine, sessizliğe bürünmüş mahalle aralarından belli belirsiz sesler gelirken, Osmanlı'nın hoşgörüsünü betimleyecek bir manzaraya takılıyor gözümüze. Bu hoşgörüyle yüzyıllar boyunca her dinden ve inançtan insanları barındıran Osmanlı İmparatorluğunun bunca yıl yaşam sürdürebilmesindeki en önemli etkenlerden biri olsa gerek, hoşgörü. Akşam yemeğimizi alrken her zaman yaptığımız gibi yöresel kırmızı şaraplarından tatmadan Balkanlardan ayrılmak büyük bir eksiklik oluyor. Aynı şekilde Makedonya’da da en çok beğendiğimiz şaraptan her gittiğimizde içtik,beraberimşizde getirmeyi de ihmal etmedik. Bu bölgedeki iklim, toprak gerçekten şarap üretimine apayrı bir tat kazandırmakta. Bizler de Kosova’da ismini hatırlayamayacağım bir kırmızı şarap tatmış, oradan ayrılana kadar her akşam 1-2 şişe söz konusu şaraptan dostlarla birlikte yudumlar olduk. Menüde buranın meşhur köftelerinden biri de vardı ama ben et yemediğimden arkadaşların düşüncesini aldım; mükemmelmiş. Böylece yemeğimizi aldıktan sonra motelimize çekiliyor ve ertesi gün sabah ışığında Prizren’i merak ederek uykuya dalıyoruz.  

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1117 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler