1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Koşer’e verilen ceza tamam da ?
Koşer’e verilen ceza tamam da ?

Koşer’e verilen ceza tamam da ?

Bu sezona, hem yurt içinde, hem de yurt dışında üst üste düzenlenen seminerlerle hazırlanan hakemler ne yazık ki, sezona çok kötü girdiler. Ancak, geçtiğimiz hafta oynanan Gençlik Gücü-Türk Ocağı maçı bu kötü yönetimlere adeta tuz biber ekti. Bu maçta, K

A+A-

 

 

 

Bu sezona, hem yurt içinde, hem de yurt dışında üst üste düzenlenen seminerlerle hazırlanan hakemler ne yazık ki, sezona çok kötü girdiler.

Ancak, geçtiğimiz hafta oynanan Gençlik Gücü-Türk Ocağı maçı bu kötü yönetimlere adeta tuz biber ekti. Bu maçta, Koşer’in basiretsiz yönetimi Gençlik Gücü’ne pahalıya mal olurken, Koşer’e daha iki yıl önce Çetinkaya-Lefke Federasyon Kupası sonrasında verilmesi gereken ceza rötarlı olarak iki yıl sonra verildi.

Ne var ki, bu maçta Koşer’i yanıltan yardımcı hakem Ozan Kel ile dördüncü hakem Ömer Ateş küçük cezalar ile bu skandalı atlattılar.

Aslında, bu skandala el atan Futbol Federasyonu Başkanı Hasan Sertoğlu’nun aldığı kararları desteklerken, bu basireti ve kararlılığı daha önceki maçlarda da gösterebilseydi diye düşünüyorum.

Bu sezon, hakem hataları Koşer’le sınırlı kalmadı. Üst Klasman hakemlerinden olan Savaş Tilki’nin Türk Ocağı-Çetinkaya, Mehmet Malek’in Lefke-K.Kaymaklı maçlarındaki yönetimi spor yazarlarından da büyük eleştiri alırken, Fehim Dayı’nın Serdarlı-Doğan Türk Birliği karşılaşması da MHK’nın başını ağrıtan maçlardan biri oldu. Kim bilir, izleyemediğimiz Birinci Lig maçlarında ne hakem hataları oluyor.

Ancak, sezona iyi başlayan hakemler de var. Bir Mehmet Sezener, Serdar Bilgimer, Ecvet Kanatlı ve Kerem Eran istikrarlı çıkışlarına devam ediyorlar.

Zaten, tüm hakemler kötüdür demiyoruz da yıllardır üst klasman hakemleri olan ve kendilerini kanıtlayan bazı hakemlerin adeta tel tel dökülmeleri bizi üzüyor.  Bu yazıda eleştirdiğim hakemler ile çok üst düzeyde seviyeli bir dostluğumuz var. Kendileri ile kişisel bir sorunum olmadığını da biliyorlar. 

Ancak, onlar kendiişlerini yaparken, ben de kendi işimi yapıyorum. Bu nedenle, eleştirdiğim hakemler olaya bu açıdan bakmalı. 

Ha, birde Sadık Özbilgehan’ın başkanı olduğu MHK’ya ne demeli?

Orada ipler kimin elinde anlayamadım ama kesinlikle Özbilghan’ın elinde değil.  Özbilgehan’ın gücü daha alt klasmandaki hakemlere geçerken, üst klasmandaki hakemlere “peee” bile diyemiyor. Bir hafta spor kamuoyunun, kötü yönetimi nedeniyle adeta oybirliği ile eleştirdiği hakemleri, bir hafta sonra spor kamuoyunun gözünün içine bakarak, “benim hakemim iyidir” zihniyeti ile bir başka kritik maça ataya biliyor. Zaten, form düzeyi düşük olan bu hakemler de bir avuç inciri berbat ediyorlar.

Tabii, bu maçların bir de gözlemcileri var. Bu gözlemciler hakemlerin üzerinde adeta DEMOKLESİN KILICI gibi duruyorlar. Hakemlerin bu gözlemcileri bilmelerinde sakınca yok deniyor ama yukarıdaki resimde görüldüğü gibi sevgili dostumuz Alper Aligüllü’nün gözlemciliğini Lefke – Küçük Kaymaklı maçın hemen ardından hakemlerin daha terleri kurumadan birlikte çektiği resmi bir sosyal paylaşım sitesinde yayınlamasına ne demeli?

Evet, özel konuşmalarımızda her ne kadar da inkar etse,  Merkez Hakem Kurulunda ipler Sadık Özbilgehan’ın elinden kaçmıştır.  Bu nedenle, Futbol Federasyonu Başkanı Sertoğlu, Gökhan Koşer olayına müdahale etmiştir. İyi de etmiştir de, bundan sonra ya MHK’da bir revizyona gider, ya da “bizlere kimse dokunmaz” diyen bazı üst klasman hakemlerinin üzerine gider. Yoksa, Koşer olayı Sertoğlu’nun bir şovu olarak tarihe geçer.

 


 

Dr.Küçük Oyunlarından utanıyorum

 

Bu yıl14.yapılan Dr. Fazıl Küçük oyunları adeta yerde sürünürken, bir Kıbrıslı Türk olarak, büyük liderimizin adının küçük düşürülmesi karşısında bu oyunlardan adeta utanıyorum.

Tüm spor kamuoyunun ve de Dr. Küçük ailesinin karşı çıkmasına rağmen, 1976 yılında Kuzey Kıbrıs’a gelerek, statükodan nemalanan ve bir şekilde aldığı taşınmaz malların yanı sıra, taekwondo sporunun duayeni olarak kendisini tanıtan Eyyüp Zafer Gökbilen bu utancı yaratanlardan biri oldu. Taekwondo Federasyonu’nun dan, kendi oluşturduğu çarpık üye yapısı ile KKTC Milli Olimpiyat Komitesi başkanlığına oturan Gökbilen, bu çarpık üye yapısına karşı çıkan 30 federasyonu adeta yok sayarak, yanına aldığı  Taekwondo  ve Bisiklet Federasyonu ile  Dr. Küçük Oyunlar Tüzüğüne aykırı olarak en az beş dalda yapılması gereken  Dr. Fazıl Küçük oyunlarını sulandırılmış branşlarla düzenledi.

İşte, bu skandala dur demesi gereken Milli Eğitim, Gençlik ve Spor Bakanı Atasayan, aynı zamanda güçlü bir UBP delegesi olan Eyyüp Zafer Gökbilen karşısında adeta çaresizleri oynamaya başladı. Tabii, Spor Koordinatörü Süleyman Göktaş’ın gücünü aşan bu olayda, benim gibi spor kamuoyunun kendisine zaman tanıdığım Milli Eğitim, Gençlik ve Spor Bakanı Mutlu Atasayan’da  FOS çıktı.

Ancak, bu olaya en çok üzülen biri var. O da, Dr. Küçük’ün tek oğlu Mehmet Küçük’tür. Oyunların yapılacağı açıklandığında, bu çarpık yapı ile oyunlar yapılmasın diye adeta feryat eden Mehmet Küçüğü takan bile olmadı. Yazık, çok yazık.

Bu noktada, bir zamanlar izlediğim bir tiyatro oyunun adı olan “DURDURUN DÜNYAYI İNECEK VAR” başlığını “DURDURUN BU MASKARALIĞI VE UTANCI İNECEK VAR” diyorum.

 


 

Spor Bakanı da mı UBP Kurultayına endeksli

 

Ulusal Birlik Partisinde yarın yer alacak olan Kurultay nedeniyle ortaya çıkan iç hesaplaşmada, eski Milli Eğitim, Gençlik ve Spor Bakanı Kemal Dürüst’ün azledilmesiyle, başına adeta devlet kuşu konarak Milli Eğitim, Gençlik ve Spor Bakanlığına atanan Mutlu Atasayan, bu göreve bir ay önce atanmasına rağmen UBP Kurultayı nedeniyle bir türlü oyuna giremedi.

Teknik Direktör İrsen Küçük’ün büyük umutlarla oyuna aldığı Atasayan, her Eğitim Bakanı’nın başını ağrıtan sendikalar ve okullardan başını kaldırıp, spora bir türlü bakamıyor. Hoş, okullar ve öğretmen nakil ve tayinlerinde de başarısız olan Atasayan, çok da anlamadığı sporu adeta unuttu.

Alehtoralı olması nedeniyle, dünür de olduğumuz Atasayan’a fazla yüklenmeyim diyorum ama mübarek Bakan bir türlü oyuna giremiyor. Bu gidişle, kurultaydan sonra, Teknik Direktör İrsen Küçük, Atasayan’ı oyundan alacak gibi.

Atasayan’ın bir şansızlığı da, kendisi gibi, oyuna bir türlü giremeyen bir yıldır Spor Dairesi Müdürlüğü yapan Hüseyin Cahitoğlu’nun da kurmayları arasında yer almasıdır. Allahın bir kulu da çıksın ve desin ki “ben Spor Dairesi müdürünü bir tesiste incelemede veya bir icraatta gördüm.”

Halbuki, Bakan Atasayan bu bir ay içerisinde her gün olmasa da, her iki günde bir spor tesislerini gezebilir, kurmaylarının brifinginden sonra, sporda belirleyici olan Spor medyası ile Kemal Dürüst’ün yaptığı gibi ayda bir toplantı yapabilirdi.   Ama, her şey kurultaya endeksli olunca, ne okullar, ne öğretmenler, ne de spor kaldı. O zaman, GÜLE GÜLE ATASAYAN.

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 383 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler