1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Korku ve Kibir Diyalektiği ve Kıbrıs’ta Barış(sızlık) Üstüne
Korku ve Kibir Diyalektiği ve Kıbrıs’ta Barış(sızlık) Üstüne

Korku ve Kibir Diyalektiği ve Kıbrıs’ta Barış(sızlık) Üstüne

“Zayıf olan taraf onurunda, direnişinde ve korkularını yenmede ısrar ederse, güçlü olan taraf da sahip olduğu üstünlüğüyle kasılmaktan vazgeçer, kendisine karşı çıkılmasına izin verecek kadar cesur olursa, savaşın önüne geçilebilir.” Böyle diy

A+A-

 

“Zayıf olan taraf onurunda, direnişinde ve korkularını yenmede ısrar ederse, güçlü olan taraf da sahip olduğu üstünlüğüyle kasılmaktan vazgeçer, kendisine karşı çıkılmasına izin verecek kadar cesur olursa, savaşın önüne geçilebilir.” Böyle diyor Şilili yazar Ariel Dorfman. Gerçekten de zayıf olan tarafın korkularını yenmeye çalışması, güçlü tarafın da kibirden uzaklaşarak zayıf tarafı anlamaya çalışması barış için mutlaka sahip olmamız gereken erdemlerin başında gelir. Tarihin tanıklığının da gösterdiği gibi, bu erdemlerin yokluğunda barışa ulaşmak neredeyse imkansızdır. Bitmeyen bir savaşın mekanı olan ülkemiz Kıbrıs’ta maalesef bu erdemlerden eser yok. Oysa bu erdemlere o kadar ihtiyacımız var ki… 1950’li yılların ikinci yarısında başlayan etnik çatışma çeşitli aşamalardan geçerek günümüze kadar gelmişse, bu, çatışma sürecinin her aşamasında zayıf tarafın korkularına yenilmesi ve güçlü tarafın da kibirli olmasındandır.

1974 öncesinin zayıf tarafı olan Kıbrıs Türk toplumunun modern tarihi adeta bir “korku tarihidir”. 20. yüzyılın başında kapıldığı Enosis-korkusu toplum yaşamının bütün alanlarına damgasını vurdu ve neredeyse geleceğe yön veren tek faktör oldu. Kıbrıs Cumhuriyeti kurulup Enosis’in yasaklanmasına karşın Kıbrıs Türk toplumunu yönetenler Enosis-korkusunu bir türlü üstlerinden atamadılar ve bu doğrultuda en küçük bir çaba bile göstermediler. Kıbrıs Rum toplumu ile birlikte yaşamayı bir tehdit olarak algılamaya devam ettiler ve istişare etme yerine adeta “kaçmayı” tercih ettiler. Bu süreçte güçlü taraf olan Kıbrıs Rum toplumu ise Kıbrıs Türk toplumunun korku ve endişelerini gidermesine yardımcı olmadığı gibi, kibirli tutumuyla korkularının depreşmesine yol açtı.

1974’te roller değişti. Türkiye’nin adadaki varlığı sonucunda güçlü taraf artık Türk tarafı oldu. Kıbrıs Rum toplumu derin bir Türkiye-korkusuna kapıldı. Toplumu bütünüyle kuşatan bu Türkiye-korkusu Kıbrıs Rum toplumunu barış yapma sürecinde adeta sakatladı. Her çözüm girişiminin, her çözüm önerisinin arkasında “Türkiye” faktörünü görmeye başladı ve “Kıbrıs Helenizm’inin yok olacağını” düşünerek çözüm arayışında zor bir partner oldu. Bu korku Kıbrıs Rum toplumunda öylesin derin yaşanıyor ki, Kıbrıs Türk toplumuna karşı en küçük açılımları bile yapamıyor ve Kıbrıs Türk barışseverleri adeta “muhatapsız” bırakıyor. Peki, güçlü taraf ne yaptı, ne yapıyor? Kibir içinde ve kendini beğenmiş bir edayla ve de kasılarak Kıbrıs Rum toplumunun korkularını gidermesine yardımcı olmadığı gibi, bu korkuları daha da depreştirdi, depreştirmeye de devam ediyor.

İşte, Kıbrıs’ın yarım asırdan beri barıştan yoksun olmasının arkasında bu Korku ve Kibir Diyalektiği yatıyor. Bugün Kıbrıs’ta doğrudan bir savaş yaşanmıyor oluşu kimseyi yanıltmamalıdır. Ateşkes hattının ayırdığı insanların yaşadığı bir ülkede barıştan söz edilemez. İnsanlar aslında “Ateş-Hattı” üstünde oturmaktadırlar ve “şiddet ve savaş ortamında” yaşamaktadırlar. Bugün sembolik şiddet ve “silahsız savaş” olarak yaşadığımız bu savaş ortamının yarın nasıl bir biçim alacağını hiç kimse önceden kestiremez. Korku ve Kibir Diyalektiğinin hüküm sürdüğü ülkemizde günümüz sefil, geleceğimiz ise karanlık demektir.

Bitirirken bir hatırlatmada bulunayım. Eski Yunan’da Barış (İrini) adil düzeni temsil eden Themis’in kızı ve adaleti temsil eden Dike’nin kız kardeşiydi. Yani, Barış adil düzen ve adalet için de olmazsa olmaz bir koşuldur. Demokrasinin de koşuludur…

  

 

 

 

Bu haber toplam 1031 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler