1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. KORKU, KİBİR VE EBEDİ ÇÖZÜMSÜZLÜK
KORKU, KİBİR VE EBEDİ ÇÖZÜMSÜZLÜK

KORKU, KİBİR VE EBEDİ ÇÖZÜMSÜZLÜK

28 Ocak 2012 tarihinde RIK Radyosunun “Prosopo me Prosopo” programına Takis Hacigeorgiou ile Yuannis Kasulidis konuk oldular. Avrupa Parlamenteri olarak görev yapan bu iki saygın politikacı -Kasulidis DİSİ’nin, Hacigregoriu da AKELR

A+A-

 

 

28 Ocak 2012 tarihinde RIK Radyosunun “Prosopo me Prosopo” programına Takis Hacigeorgiou ile Yuannis Kasulidis konuk oldular.

Avrupa Parlamenteri olarak görev yapan bu iki saygın politikacı -Kasulidis DİSİ’nin, Hacigregoriu da AKEL’in AP milletvekilidir- Greentree zirvesi sonrasında en ilginç tartışmalardan birini yaptılar.

 İkisinin de görüşü mevcut şartlarda Kıbrıs sorununun çözülmesinin imkansız olduğu yönündedir. Nedenini ise şöyle açıklıyorlar: “Türkiye çıtayı çok yükseklere koydu ve çıtayı indirmesi için hiç bir aktör veya olay, Türkiye üzerinde etkili olamıyor”.

Türkiye’nin artan gücü ve önemi böyle bir gelişmeye müsaade etmiyor. İki siyaset adamı, devamla, Avrupa Birliği kozunun Türkiye’yi çözüme zorlayamayacağının anlaşıldığını, bu yüzden 2004 yılında Kıbrıs Rum tarafı AB’ye üye olurken geliştirilen stratejinin artık geçersiz olduğunu belirttiler. Açıkçası, çıtayı aşağıya çekmek için Kıbrıs Rum tarafının elinde hiç bir kozun bulunmadığını dile getirdiler.

Bu şartlar altında her şeyi yeniden düşünmenin gerektiğini ileri süren Kasulidis, dikkatleri Kıbrıs’ın NATO üyeliğine çevirmek gerektiğini söyledi. NATO üyeliğinden sonra, ki bu Kıbrıslı Rumlar için güvenlik endişesini çözmek anlamına geliyor, Kıbrıs sorununda kaybeden taraf olan Kıbrıslı Türklerin harekete geçmesini beklemeyi salık veriyor. Hacigeorgiu da yeni stratejiler geliştirmenin şart olduğunu, Türkiye’yi çözüme zorlayacak “dramatik” gelişmelere ihtiyaç duyulduğunu iddia etti. Bir yandan “Kıbrıs şartını” ileri sürerek Türkiye’nin AB üyeliğine tamamen karşı çıkmak gibi bir fikir etrafında kafa yormayı öneren Hacigeorgiu, diğer yandan yeni bulunan doğal gaz kaynaklarının ileride Türkiye’yi çözüme zorlayacak “dramatik bir gelişme” olabileceğini ifade etti. Bunları biraz da “fakirin ekmeği umut” tadında söyledi.

Tartışmayı dinlerken Kıbrıs Rum tarafının aslında ne kadar “çaresiz” olduğunu düşündüm. Güçlü Türkiye karşısında ne yapacağını bilemeyen, sürekli çıkış yolları arayan ve aslında “yanılsamadan yanılsamaya” koşan bir toplum. Soğuk Savaş döneminde Sovyetler Birliği ve Bağlantısızlara sarılmış, daha sonra sırasıyla BM’ye ve AB’ye bel bağlamıştı. Şimdi kimileri “NATO” derken, kimileri de “İsrail” ve “doğal gazdan” dem vuruyor. Küçük, güçsüz ve yaralı bir toplumun ittifak arayışları içinde olması elbette anlaşılır bir durumdur. Fakat kalıcı bölünmeyle karşı karşıya olan ülkemizde geçen her gün bölünmeyi biraz daha derinleştirirken “dramatik gelişme” beklemek doğrusu biraz tuhaf.

Oysa Kıbrıs Rum tarafı bütünüyle seçeneksiz değildir. 2004 yılında Annan Planı gibi bir çözüm planını “kötü çözüm” diyerek reddetti ama Annan Planına benzer çözümler hala imkan dahilindedir. İşte sorun da galiba burada yatıyor. Kıbrıs Rum toplumunu bu kadar çaresiz kılan Tassos Papadopoullos’un Annan Planını reddederken bu ve buna benzer planları da tamamen “şeytanlaştırmış” olmasıdır. Önce AKEL sonra da DİSİ bu “şeytanlaştırmaya” boyun eğdiler ve elleri kolları kadar, zihinlerini de bağladılar. “Kötü çözüme hayır” diyen ve aslında federal devlet fikrini kabul etmeyen “Ret Cephesi” karşısında çaresizlik içinde kıvranmaları biraz da bundandır.

Oysa hiç gelmeyecek “mükemmel” bir çözüm peşinde koşmak yerine Kıbrıs Rum toplumuna “kötü çözümün” nimetleri anlatılabilirdi. İki toplumu aynı siyasi çatı altında bir araya getirecek ama aynı zamanda toplumların alabildiğine özerk örgütlenmelerine fırsat tanıyacak bir anlaşma neden kötü olsun ki! Tam tersine, böyle bir anlaşma kalıcı bölünme tehlikesini ortadan kaldırır ve barışın aşağıdan yukarıya doğru inşa edilmesi için ortam yaratabilir. Yukarıda siyasi elitlerin bir takım sınırlı yetkileri birlikte kullanacağı, aşağıda ise toplumların sosyo-ekonomik kaynaşmasına yardımcı olan karşılıklı etkileşim süreçlerinin hayata geçeceği bir çözüme “evet” demek, yanılsama peşinde koşmaktan daha iyi değil mi?

Öyle anlaşılıyor ki, olaylara farklı bir pencereden bakabilmek için Kıbrıs Rum toplumunun içine sürüklendiği “zihinsel blokajdan” kurtulması gerekiyor. Bu da ancak korkularla yüzleşmek ve bir nebze de olsa korkuları aşmakla mümkündür. Kıbrıs Rum toplumunun böylesi bir açılımı yapabilmesi biraz da Türkiye’ye bağlıdır. Türkiye’nin gücü karşısında kendini çaresiz hisseden bir topluma güç gösterisinde bulunmak veya gücün diliyle konuşmak sadece korkularını depreştirmeye yarar. Esir düşmedikçe hiç kimse diz çökecek kadar korkmaz. Bu bir onur meselesidir. Yapılması gereken korkuları daha fazla tahrik etmek değil, güçlü tarafın zayıf tarafa korkularını aşmak için yardımcı olmasıdır.

Kasoulidis ve Hacigreogoriu doğru söylediler; hiç kimse Türkiye’yi çıtayı aşağıya çekmeye zorlayamaz. Fakat Türkiye bunu kendi iradesiyle yapabilir. Federal paradigma içinde kalarak Türkiye’nin çıtayı biraz indirmesi Türk tarafına bir şey kaybettirmediği gibi, Kıbrıs’ta uzlaşmanın yolunu da açabilir. Korkularının esiri bir Kıbrıs Rum toplumu ile anlamsız bir kibre saplanan bir Türkiye’nin varacağı yer bellidir: ebedi çözümsüzlük!  

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 2261 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler