1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Konuştukça batıyor !..
Konuştukça batıyor !..

Konuştukça batıyor !..

BAKAN, konuştukça batıyor, battıkça konuşuyor… “Trafik cezalarımı ödedim” dedi, “silindiğini” belgeledik... Hem de bir üç beş değil, onlarca… Şimdi “ceza mahkemeye gider, kararı uygularım” diyor. Eskisi

A+A-

 

 

BAKAN, konuştukça batıyor, battıkça konuşuyor…

“Trafik cezalarımı ödedim” dedi, “silindiğini” belgeledik...

Hem de bir üç beş değil, onlarca…

Şimdi “ceza mahkemeye gider, kararı uygularım” diyor.

Eskisi tutmadı, yeni plak!..

Eğer “normal” bir vatandaş olsa, şimdiye ehliyeti elinden, aracı altından alınmıştı çoktan…

Ne diyor bu kez, Milliyet’te Sefa Karahasan’ın haberinde:

“Polise yazı yazıldığından haberim yoktu. Asla böyle bir yazı yazılmasına izin vermem. Ceza mahkemeye gider, mahkeme ne karar verirse onu uygularım. Bu cezalar da, makam aracıyla evime gitmediğim için yazılmış. Bakanlıktan çıkınca özel aracımla evime gidiyorum”

Birincisi, ceza mahkemeye gitse ne olacak, dokunulmazlığınız var, sayın Bakan!.

İkincisi, cezalarınızın silindiği, yani mahkeme aşamasına gerek kalmadığı resmi yazı ile size, bakanlığınıza bildirilmiş zaten..

Eğer “görmedim” diyorsanız, hiç mi bakanlığa uğramıyorsunuz acaba?

Ve son olarak, nasıl bir açıklama bu, “özel aracımla evime gidiyorum…”

Zahmet oluyor!..

Trafik cezalarını ödeyen tüm yurttaşlar da özel aracıyla yol alıyor, sayın Bakan!..

Ve bu cezalar “sürat yaptığınız” için geliyor size, “makam”dan değil...

***

Bir basın toplantısına bize ‘geri zekalı’ demiştiniz de, o kadar da değil, sayın Bakan!..

 

 


 

Bayrakla ‘ganimet’ örtenlere...

 

Böylesi insanlar kalmadı sanmıştım!.

İki elin parmakları kadarsa sayıları, biri de öldü zaten…

Herkes, “camiye götürülmeden ve dualar okunmadan, kıyafetleri  ile gömülmesini” konuştu…

“Üzerime bayrak örtün” dedi, “yıkamayın…”

Ve “ardımdan ağlamayın, parti yapın, Zeki Müren çalın…”

 

***

 

KIBRIS’taki haberini okuyunca, “Bu adamın heykelini dikmeli” dedim, içimden…

Ganimetten gözü kararmış, ötekinin acılarıyla yüzleşmekten ısrarla kaçınan ve “sahte cennet”in keyfini süren geniş bir yığın arasında, nasıl başarmış da böyle “insan” kalmış!.

Kilitkayalı Ahmet Tevfik Apak’tan söz ediyorum.

1974 savaşında polismiş!.

Ve o dönemde ganimet yapan kişileri yakalayıp, saçlarını sıfıra vurdurup serbest bırakırmış.

Polislik hayatının sonu da, ganimet yapan askere silah çekince gelmiş zaten.

Sonrasında, hiç Rum malı olmayan bir köy araştırmış Apak, gitmiş, öyle yapmış evini…

Bir kitap yayınlamıştı, kendini anlatmıştı ve vasiyetini de, yine bu köşede yazmıştım aylar önce...

Vatanını, bayrağını seven biriydi, düşüncelerinden anladığım.

Bayrağı, onca pisliğin ve ganimetin üzerini örtmek için kullananlara, umarım iyi bir mesaj verdi giderken…

 


 

Suratınıza!..

 

Can babanın (Yücel) söve saya uykuya daldığı gündü, dün.

Deniz yağdı üzerine…

“Ve bir deniz yağıyor üstüme 

Bakma sen sevgili Teodorakis 

Açgözlü güvercinlerin didiştiklerine!” 

 

***

 

Oysa, “başka türlü bir şeydi istediği…”

Ne ağaca benzerdi, ne buluta…

Gideceği memleket…

 

***

 

En “küfürbaz” şairdi…

Başka nasıl anlatılırdı ki!..

… “İçerimde bir bokluk var

Yıkıyorum, yıkıyorum,

yıkılmıyor!..

Yüzümde bir maske var

Çekiyorum, çekiyorum, çıkmıyor.

Böğrümde bir ölü çocuk

Ölüyorum, ölüyorum, ölmüyor.

Gözümde bir çakmak var

Çakıyorum, çakıyorum, çakıyor

 

Suratınıza!

 

* ( nasıl gitti dünyadan…

google’a yazınız “Can Yücel, Seke Seke…” Gülümseyiniz şaire )

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1138 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler