1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. KONUŞAN NESNELER
KONUŞAN NESNELER

KONUŞAN NESNELER

çalışıyorum ama atmaya kıyamıyorum bazı şeyleri… Her birinde sayısız anılar gizli… Kalbimi de boşaltamıyorum. Çok ağır biliyorum; boşaltmam lazım. Hem ağırlıktan kurtulmak hem de yenilere yer açmak için… Hiçbir şeyden tam vazgeçemiyorum

A+A-

 

Bazı nesneler nasıl da değerli olur hayatımızda. Her biri için bir hikaye anlatılabilir. Çekmecelerimi boşaltmaya çalışıyorum ama atmaya kıyamıyorum bazı şeyleri… Her birinde sayısız anılar gizli… Kalbimi de boşaltamıyorum. Çok ağır biliyorum; boşaltmam lazım. Hem ağırlıktan kurtulmak hem de yenilere yer açmak için… Hiçbir şeyden tam vazgeçemiyorum ama… Sonsuza kadar bakmamak üzere bir köşeye saklasam bile o saklı olduğu yeri bilmek istiyorum. Atıp kurtulamıyorum işte… Bazı şeyleri tamamen gözden çıkardığım bir an var kuşkusuz. Ama ona varana kadar sürünüyorum.

Nesnelerle çok sorunlu bir ilişkim var; farkındayım bunun… Savaşta yağmalanan çocukluk evim… Ardından oradan buradan edinilmiş ikinci el eşyalarla dolu göçmen evimiz… Sonra 1974’te  bir hırsız gibi girilen Rumlara ait evin ganimet eşyaları… Hiç gitmeyen o dokunduğuna yabancılaşma hali… Sonra üç günlük bavulla kaçarak terk edilen evlilik evi… Bölünmüş ülkemin bir yarısından öbürüne göç ederken diplomatlara taşıtılan kitaplar ve ufak tefek nesnelerle yeniden başlatılan bir hayat…

Aslında hayatımın nesneleri benimle kalmamış hiçbir zaman… Hep kötü ayrılıklar yaşamışım onlarla…  Ayrılıklarla yeni bir dönem de başlamış, bana ait nesneler başkalarının eline geçmiş sonra yeni nesneler girmiş hayatıma. Sakarlıklarımla kırıp dökmüşüm bazılarını… Aslında düşününce genelde başkaları kırmıştır benim önemsediğim pek çok nesneyi… Nedense böyle olmuştur hep… Bazı nesneleriyse garip bir biçimde ben gözden çıkarmışımdır. Başlarına bir şey gelsin ve hayatımdan çıksınlar istemişimdir adeta… Canımı çok acıtan birinin geçmişteki hediyeleri örneğin…

Nasıl bir itkiyle yaptım bilmem ama, onca hediyenin başına bir iş getirmişimdir. İçimdeki kırgınlık onları da kırmıştır belki de…

Beni hep bekletip mutsuz eden, vaatlerde bulunup sonra düş kırıklıkları veren biri vardı örneğin. Belki de kendini affettirmek için dünyanın en güzel çiçekleriyle, çok düşünülüp seçilmiş özel armağanlar hatta mücevherlerle gelirdi. Öyle varlıklı biri de değildi üstelik. Bu yüzden daha bir anlamlıydı hediyeleri… O hediyeler arasından beni boğduğu duygusunu yaşadığım ucunda minik güzel bir taşı olan beyaz altın kolyeyi çıkarıp çantama koyuşumu sonra da düşürüp kaybedişimi hala içim yanarak hatırlarım.

Bir zamanlar hayatımda olan insanların şu an nerede olup neler yaptıklarını düşündüğüm gibi kaybettiğim bazı nesneleri de düşünürüm bazen… Ruhum bulaşmıştır bir biçimde onlara… Kolombiya’da bana boynundaki kolyeden söz eden adamı anımsıyorum. Otuz yıldır kolyenin kendiyle olduğunu, ruhunun kolyeye geçtiğini söylemişti büyülü bir nesneden söz eder gibi.

Bazı kıyafetler, bazı nesneler hayatımızın önemli anlarının tanığı olmuşlardır. Bir ağırlık vardır üzerlerinde. Yeni bir giysi, yeni bir takı bana bir hafiflik duygusu verir bu yüzden. Eskinin ağırlığından kurtulmaya çalıştığım dönemlerde yeni bir kıyafet almam bu yüzden belki de… Giysilerin de ağır anıları var çünkü…

Bir nesneye baktığında bazen ne çok şey anlatır sana… Durduğu o yerde kendi egemenliğini kurmuştur ve konuşup durur. Seyahatler biraz da evdeki nesnelerin dırdırından kurtulmaya yarar belki de… Ülkenin sokakları, dağı, taşı, duvarları da konuşmaktadır bir yandan. Arada uzaklaşmak rahatlatıcıdır. Bazen turist kafilelerini izlerim. Şehirdeki insanların aksine bir hafiflik içinde yürümektedirler.

Uzun süredir yaşadığın evini ziyarete gelen birileri farklı bir ev görüyor orada. Konuşan mobilyaların sesini işitemiyor. Bazı evlerde ben garip bir biçimde işitirim bunu. 1974’ün ardından Kıbrıslı Türklerin yerleştikleri Rum evleri böyle konuşup dururdu hep. Eşyaların çığlık bile attığını işitirdim bazen.

Şairler, yazarlar için yazabilecekleri mekanlar çok önemli… Bazen bir mekan yazma arzusuyla doldurur seni. Bazı mekanlarla ise bir türlü uyuşamazsın. Bu evde yazabilecek miyim sorusu önemlidir hep. Kendi içinde taşıdığın odalar bir yana çığlık atan nesnelerin bulunduğu anılarla yüklü mekanlarda iç sesini işitemiyor insan.

 Ev dinlendirici değil son derece yorucu bir mekandır kimi zaman… Peşindeki anıların çığlıklarıyla kaçıp uzaklara sığınmak istersin bu yüzden.

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 887 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler