1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Kolonyal Mühendislik ve Taksim Tezi -3
Kolonyal Mühendislik ve Taksim Tezi -3

Kolonyal Mühendislik ve Taksim Tezi -3

Niyazi Kızılyürek: Büyük Britanya 19 Aralık 1956 tarihinde adanın bölünmesinin çözüm olasılıklarından biri olabileceğini resmen açıkladıktan sonra Türk tarafı 1957 yılına Taksim heyecanı içinde girdi. “Ya Taksim ya Ölüm” mitingleri birbirini i

A+A-

     Niyazi Kızılyürek

niyazi@ucy.ac.cy

 

 

Büyük Britanya 19 Aralık 1956 tarihinde adanın bölünmesinin çözüm olasılıklarından biri olabileceğini resmen açıkladıktan sonra Türk tarafı 1957 yılına Taksim heyecanı içinde girdi. “Ya Taksim ya Ölüm” mitingleri birbirini izlemeye başladı. Gelgelelim Büyük Britanya Taksim tezini bir taktik olarak ortaya atmıştı. Kıbrıs’ta Sömürge Yönetimi’nde görev yapan John Reddaway, çifte self determinasyon fikriyle güdülen amacın Kıbrıslı Rumların uzlaşmaya zorlamak olduğunu açıkça itiraf eder. (36) Gerçekten de, 1957 yılında cereyan eden gelişmeler İngilizlerin Taksim politikasında ‘samimi’ olmadığını gösterdi. 1957 yılında Taksim’in uygulanabilir olup olmadığını araştıran İngiliz uzmanlar hazırladıkları bir raporda adanın bölünmesinin coğrafi ve demografik zeminin olmadığını, böyle bir şeyin ancak silah zoruyla yapılabileceğini ama kullanılacak şiddettin siyaseten kabul edilebilir boyutlarda olmayacağını belirttiler. İlginçtir, adanın bölünmesi durumunda güneyden kuzeye göç etmek zorunda kalacak Kıbrıslı Türklerin de bu fikre sıcak bakmadıklarını gözlemlediler. (37) Çifte self determinasyon fikrini ortaya atan Lennox Boyd bile bir konuşmasında Taksim’den “en kötü çözüm şekli” olarak söz etmişti. (38)

Yukarıda da gördüğümüz gibi Taksim tezi, Enosis fikrine karşı ve/veya Enosis hareketini geriletmek amacıyla gündeme getirildi. Peki ama Taksim tezinin fikir anası/babası kimdir? Bu fikri ortaya ilk defa kim(ler) attı?

Benim görebildiğim Türkçe kaynaklarda Taksim fikri ilk defa 1952 yılında gündeme getirildi. Türkiye’de yayınlanan Yeni Sabah gazetesi 1952 yılında Kıbrıs’ın “biri Türk ve biri Yunan olmak üzere iki kısma ayrılmasını” önerdi. Ahmet Emin Yalman’ın kaleme aldığı yazı Kıbrıs Türk, Kıbrıs Rum ve Yunan basınında çeşitli yorumlara neden oldu. Ethnos gazetesinin gönderme yaptığı Yeni Sabah gazetesinin yazısı Kıbrıs’ta yayınlanan Hürsöz, İstiklal ve Vatan gazeteleri tarafından iktibas edildi. 9 Haziran 1952 tarihli Vatan gazetesinde Ahmet C. Gazioğlu “Bir Hal Yolu” başlıklı yazısında bu konuda şu görüşlere yer verdi: “Son zamanlarda İstanbul’da intişar eden Yeni Sabah gazetesi, Kıbrıs meselesinin halli konusunda güzel fikirler ileri sürmüştür. Yeni Sabah’a göre, İngiltere Kıbrıs’ı terk etme kararı verdiği takdirde, ada ikiye bölünmeli ve bir kısmı Türkiye’ye, bir kısmı da Yunanistan’a verilmelidir. Bu konuda ilgili siyasi çevrelerin ne düşündüğünü kati olarak bilemeyiz. Fakat bize öyle geliyor ki bu fikir, Kıbrıs meselesi için hiçbir tarafı gücendirmeyecek olan en adilane hal yolu olabilir.” (39)

         1955 yılının Temmuz ayında ise Türkiye’de çıkan Forum dergisinde Taksim tezini “son hal çaresi” olarak ele alan etraflı bir yazı yayınlandı. Yazı imzasız çıktı. (40) Bu yazı Taksim tezini derinlemesine ele alan ilk yazıdır. Fahri Armaoğlu, yazıyı kendisinin kaleme aldığını iddia ediyor. Büyük bir ihtimalle de doğrudur, çünkü yazıda kullanılan dil Armaoğlu’nun milliyetçi, anti-komünist diline çok benziyor. Forum dergisinde çıkan “Kıbrıs! Kıbrıs! Kıbrıs!” başlıklı yazıda “muhtelif hal çareleri” ele alınıyor ve sırasıyla üç ayrı olasılık inceleniyor. 1) Kıbrıs’ın Yunanistan’a verilmesi: “Bir defa, Türkiyenin stratejik emniyeti bakımından gayet mühim olan bu adanın, zayıf ve istikrarsız, kötü ceryanlara karşı kendisini kuvvetle müdafaa edemeyen bir Yunanistana geçmesi düşünülemez. Kıbrısda halen devam eden kaynaşmalarda kızıl irticanın oynadığı oyunu artık herkes bilmektedir”. 2) Adanın İngiltere’de kalması: “Memleketimizin emniyeti bakımından, hiç şüphe yok, bu sağlam bir yoldur” diyen yazar, “Yunanlıların çıkardığı tedhiş hareketleri” sonucu, bunun artık mümkün olmadığını vurguluyor ve İngiltere’nin başka hal çareleri aramak zorunda kaldığını ileri sürüyor. 3) Kıbrıs’ın Türkiye’ye verilmesi: “Şüphesiz adanın hakiki ve meşru sahibi Türkiyedir” diyen yazar, “bugünkü şartlarda bunun pratik bir hal çaresi olmaktan çıktığını” vurguluyor. 4) Üçlü Müşterek İdare: yazar, adanın yönetiminin İngiltere, Türkiye ve Yunanistan tarafından devralınması, “hal çarelerinden biri” olarak sunuyor, ancak bunun da uygulanmasının mümkün olmadığını belirtiyor. Yazar, sakat bir iddia olarak tanımladığı ilhak iddiasından Yunanistan vazgeçmedikçe “üçlü müşterek idarenin” uygulanmasının mümkün olmadığını ileri sürüyor. “Son Hal Çaresi”: “Nihayet son bir hal çaresi kalıyor: Adayı Türkiye ile Yunanistan arasında taksim etmek. Bu, yegane pratik hal çaresi olarak görülmektedir. Adanın, ekseriyeti Türklerle meskun olan kısımları Türkiyeye, rumlarla meskun olan kısımları Yunanistana verilebilir. Her iki kısımda bulunan dağınık azınlıklar da, umumen kabul edilmiş mübadele esaslarına göre mübadele edilebilir”. Yazar, İngiltere’nin endişelerini gidermek için adanın taksimi durumunda Türkiye’ye verilecek bölgede İngiltere’nin özel bir anlaşmayla üs bulundurabileceğini yazmayı da ihmal etmiyor.

         Forum dergisinde çıkan bu yazıdan sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde bağımsız olarak görev yapan Hikmet Bayur’un 25 Şubat 1956 tarihinde Taksim fikrine değindiğini görürüz. Ardından, 17 Temmuz tarihli Times gazetesinde İngiliz muhafazakâr milletvekili Eliot bu doğrultuda bir yazı yazıyor ve 19 Temmuz 1956 tarihinde ise Eliot ile Walter Leeds adlı muhafazakâr milletvekilleri konuyu Avam Kamarasına taşıyor. (41)

         Türkiye Hükümeti gibi Kıbrıs Türk liderliği de işin başında Taksim’e karşı çıkıyordu. Nitekim Kıbrıs Türk basınında 20 Ekim 1956 tarihinde Taksim tezine karşı bir yazı kaleme alındı. Dr. Küçük’ün gazetesi Halkın Sesi’nde çıkan ve “Bölünmüş Kıbrıs” başlığını taşıyan yazı A. İhsan Barlas imzasıyla yayınlandı. “Birkaç günden beri gelen haberler Kıbrısın ikiye bölünmesi suretiyle meselenin hallini sağlamak için İngiltere ile Birleşik Amerika arasında temaslar yapıldığını, bu taksim projesinin Yugoslavya tarafından telkin edildiğini kaydetmektedir” diyen Barlas, “Bölünmüş Kıbrıs’ın” çözüm olamayacağını ve Türk-Yunan ile İngiliz-Yunan ilişkilerini daha çok zehirleyeceğini ileri sürüyor. Barlas, “adanın Yunanistan’a verilecek parçasının hakiki bir tahrik ve tehdit yuvası halini alacağını” iddia ederek, “Kıbrıs davasında tek hal yolu statükonun muhafazasıdır” diyor ve Türk tarafı gibi Yunanistan’ın da “hakiki menfaatının burada” olduğunu savunuyordu. Barlas yazısını şöyle noktalar: “suni davaya taksim şekliyle bulunacak hal tarzı daha suni olacak ve ömrü hiç de uzun sürmeyecektir”.  (42)

         Şimdi de Türk hariciyesinde uzun yıllar görev yapan Melih Esenbel’in Taksim’in ortaya çıkışına dair söylediklerine bakalım: “1955 yılında tarafımızdan önerildiği gibi, İngiltere’nin Kıbrıs’tan ayrılması halinde, hükümranlığın Türkiye’ye geri verilmesinin gerçekleştirilmesi konusunda büyük zorluklarla karşılaşılacağı belli olmuştu. Şu halde daha gerçekçi davranarak (…) bir orta yol bulunabilirdi. Bu da o tarihlerde zihinlerde canlanmaya başlamış, hatta, yerli ve yabancı basın organlarında bile değinilmiş, “taksim” fikri olabilirdi. Şu halde, Türkiye hükümetinin amacı, İngiltere’den “taksim”e kapıyı açık tutan bir güvence elde etmek, bir yandan Radcliffe önerilerinin görüşme konusu yapabileceği gibi, ne onay ne de red anlamına gelen bir açıklamada bulunmak ve bu yolla İngiltere ile, ileride meyvaları alınabilecek bir işbirliğinin kapılarını kapamamaktı”. (43)

Bu arada, Türkiye basınında sık sık Taksim fikrinin Yunan Dışişleri Bakanı Averof tarafından ortaya atıldığına dair görüşler ileri sürülüyordu. Türk hariciyesi de bu doğrultuda açıklamalar yapıyordu. Bu iddialara göre, Averof, Türkiye’nin Atina Büyükelçisi Settar İksel ile yaptığı iki görüşmede Taksim tezinden bahsetmişti. Ne var ki, o tarihte ne Türk hariciyesi, ne de Averof bunu doğrulamadığı halde 1958 yılında Türk hariciyesi Averof’un taksim tezini kabul ettiğini ileri sürmeye devam etti. Örneğin, Melih Esenbel konu hakkında şunları söylüyordu: “Atina Büyükelçimiz Settar İksel’in Yunanistan Dışişleri Bakanı Averof’la Ekim 1956’da yaptığı görüşmede, Averof’un taksim fikrini ileri sürdüğü, 1958 yılında MacMillan planının ortaya çıkması sırasında açıklanmıştır. Bu fikrin o tarihte neden gizli tutulduğunu, bu açıklamanın 1956 Ekim ayında neden yapılmadığı hakkında kesin bir bilgiye sahip değilim”. (44)

Bu noktada İksel-Averof görüşmesini hem Averof’tan, hem de Türk hariciyesinin yayınlanan bazı kaynaklarından izlemeye çalışalım.

         Averof, 6 Ekim 1956 ve 22 Nisan 1957 tarihlerinde olmak üzere Büyükelçi İksel ile iki kez bir araya geldiğini yazdıktan sonra, İksel’in birinci toplantıda, yani 6 Ekim 1956 tarihinde yapılan toplantıda güttüğü amacı şöyle özetliyor: “görüşlerimiz konusunda bilgi almak, esneklik göstermek, self-determinasyon konusunda katı bir tavır sergilemek ve belki taksim konusunda bizi yoklamak”. (45) İkinci toplantı, NATO Genel Sekreteri Spaak’a yakınlığıyla tanınan Belçika’nın Yunanistan Büyükelçisinin girişimiyle yapıldı. Averof, İksel’in bu toplantıda, yani 22 Nisan 1957 toplantısında ileri sürdüğü görüşleri şöyle özetliyor: “Türkiye Büyükelçisi kibar bir üslupla ama Türk tezlerini şaşmadan destekledi. EOKA liderinin ve Makarios’un uzlaşmaz olduklarını, Yunan hükümetinin de uzlaşmaz olduğunu (...) söyledi. Tek olası çözümün Taksim olduğunu ileri sürdü ve bunun avantajlarını ayrıntılarıyla sıraladı”. Averof’a göre bu toplantıda yeni olan bir şey vardı: Türkiye, İngiltere’nin bir süre için özerklik ve sonrasında iki toplumun ayrı ayrı self-determinasyon ilkesini kullanmasına dönük önerilerine karşı çıkıyordu. Gerekçesi de çok ilginç: “Eğer Türk toplumu bir kaç yıl Kıbrıslı Rumların idaresi altında yaşarsa, adanın bölünmesi doğrultusunda oy kullanmaktan çekinecektir! Bu yüzden, etik ve hızlı hal çaresi olan çözüm şekli taksimdir”. (46) Averof, Türkiye’nin gelecekte olası ayrı self-determinasyon uygulamasına karşı çıkmasını Kıbrıslı Türklerin Taksim istemediğine bağlıyor. Türk kaynakları ise, örneğin Melih Esenbel, Averof’un ilk toplantıda “istiklal tezini masaya sürdüğünü” iddia ediyor. Fakat bu doğru olmasa gerektir. Averof, bu öneriyi ikinci toplantıda, yani 22 Nisan 1957 tarihli toplantıda önermiş olabilir. Bu düzeltmeden sonra toplantı tutanaklarından aktarılanlara bakalım: “Averof (...) İstiklal konusunu ortaya atıyor. Averof, bu çözüm şekli için yapıcı yollar araştırdıklarını ancak o ana kadar Türkiye’den olumlu bir telkin gelmemiş olduğunu kaydediyor”. (...) Klasik pazarlıkçı bir tavırla bu telkinin kendisinden geldiğini, ama hükümetinin reddedebileceğini söylüyor”. (47) Bunun üzerine İlksel, Türk tarafının Taksim tezinin üstünde durduğunu, self determinasyon uygulanacaksa, bunun iki topluma da tanınması gerektiğini söylüyor. Averof, “istiklal” önerisini tekrarlıyor ve önerisi kabul edilirse, Türkiye’ye her türlü güvencenin verilebileceğini açıkladıktan sonra, “istiklal formülü yürümediği taktirde, taksimin ele alınmasının düşünülebileceğini belirtiyor.” (48) Görüleceği gibi, yukarda aktarılanlar 1956 Ekim’inde konuşulmuş olamaz, çünkü Türkiye bu tarihte henüz resmi olarak Taksim tezinden bahsetmediği gibi, “istiklal” tezi de henüz gündeme gelmemişti.

Buraya kadar yazdıklarımızdan anlaşılacağı üzere, İngilizlerin diplomatik bir manevra olarak ve sırf Kıbrıs Rum toplumunun self-determinasyon/Enosis tezini geriletmek için ileri sürdüğü “adada Türk çıkarları da vardır” tezi ilk kez 19 Aralık 1956 tarihinde Türkiye’nin isteği doğrultusunda Taksim’i de içeren bir kapsama kavuşturuldu. Türkiye bu jestin karşılığında Radcliffe önerilerini kabul etti.

Bitirirken, 19 Aralık 1956 açıklamasına giden süreçte Taksim’in ne zaman ve hangi ortamlarda dile getirildiğine kısaca bir göz atalım ve Taksim tezine sistematik olarak yapılan göndermelerin seyrini İngiliz arşiv belgelerinden izleyelim. FO 371/ 136329 (1958) sayılı dosyada “Türk ve Majestelerinin Hükümetlerinin Taksime dair yaptığı Değinmeler” başlığı altında aşağıdaki bilgilere yer veriliyor:

1) “Haziran 1956 tarihinde Türk Büyükelçisi kendi inisiyatifiyle (gönüllü olarak) Dışişleri Bakanına bölünmenin bir çözüm olabileceğini ifade etti”.

2) “Türklerin bu sorusuna yanıt olarak Majesteleri Hükümetinin Ankara temsilcisi, 24 Ekim 1956 tarihinde verilen emir doğrultusunda, şimdilik sonuçlarını henüz araştırmadığımız taksim konusunda tavır belirtemeyeceğimizi bildirdi.”

3) “30 Kasım 1956 tarihinde Türk Büyükelçisi Birgi, bir öğle yemeğinde bir araya geldiği Dışişleri Bakanına (İngiliz), taksimin kalıcı bir çözüm için tek çare olduğunu söyledi. Bakanın zamanı geldiğinde self-determinasyon ilkesinin taksimle sonuçlanacak bir biçimde uygulanması konusunda varılacak bir anlaşmanın Türkiye’yi tatmin edip etmeyeceği sorusuna Büyükelçi Birgi olumlu yanıt verdi.”

4) “13 Aralık 1956 tarihinde Paris’te yapılan NATO toplantısında Türk Başbakan, taksimin uygulanması konusunu bizimle ayrıntılı bir şekilde gözden geçirmek istediğini bildirdi. Bu konuda bir toplantı yapmamızı istiyordu. Dışişleri Bakanı şimdilik bu konuda somut bir şey söylemek istemediğini ifade etti ve Türk tarafının bu konjonktürde taksim meselesini NATO’nun gündemine taşımasının yanlış olacağını belirtti.”

5) Sömürgeler Bakanı 16 Aralık 1956 tarihinde Ankara’yı ziyaret etti (İstanbul olmalı NK) ve Menderes’e, Majesteleri hükümetinin taksime de gönderme yapan açıklamasını gösterdi. Menderes, taksime yapılan göndermeyi güçlendirdiğimiz takdirde Türk hükümetinin desteğinin %100 bizden yana olacağını söyledi. Biz de aşağı yukarı Menderes’in istediği doğrultuda bir değişiklik yaptık. Menderes, çok açık bir biçimde taksim halinde İngiliz enklavlarına (üs anlamında N.K.) yer verileceğini vurguladı.”

  6) Sömürgeler Bakanı’nın 19 Aralık 1956 tarihli açıklaması:

            “Adanın statüsü konusunda Majesteleri hükümeti hali-hazırda self-determinasyon ilkesini tanıdığını bildirmiş bulunuyor. Uluslararası koşullar ve stratejik durum el verdiğinde, özerk yönetimin tatminkar bir şekilde işlemesi koşuluyla, Majesteleri Hükümeti self-determinasyonun uygulanmasını gözden geçirmeye hazır olacaktır.”

              “Gözden geçirme zamanı geldiğinde, yani, bu koşullar yerine geldiğinde, Majesteleri Hükümetinin amacı, Kıbrıs’ın özel koşullarında self determinasyon uygulamasının Kıbrıslı Türklere de, Kıbrıslı Rumlardan daha az olmamak üzere, geleceğine serbestçe karar verme özgürlüğünü sağlamak olacaktır. Başka bir deyişle, Majesteleri Hükümeti, böylesi karma bir nüfusun self determinasyon hakkını kullanmasının başka seçenekler kadar, taksimi de içermesi gerektiğini kabul ediyor.”

         Majesteleri Hükümeti, sorunun uluslararası boyutu konusunda Türk ve Yunan hükümetleriyle yakın temas içinde olacaktır”.

7)  Sömürgeler Bakanı 19 Aralık’ta sorulara yanıt verirken şöyle dedi:

         “Umarım genel bir olasılık ve mümkün olan çözüm biçimlerinden biri olarak taksim konusunda yanlış anlama olmaz. Çok açık biçimde ifade ettim, umarım etmişimdir, Majestelerinin Hükümeti’nin niyeti, Kıbrıs’ta bu Anayasanın uygulanmasıdır. Anayasanın tatminkar bir şekilde işlediği görüldükten sonra ve de uluslararası ve stratejik durum müsaade ettiği zaman, self determinasyon uygulamasını dikkate almaya hazırız. Ancak o zamana kadar geçen dönem zarfında bu Anayasaya işlemesi için umarım Meclisin iki tarafından da iyi bir fırsat verilir.

 Koşullar daha sonraki bir aşamada oluştuğunda, şartlar tatmin edildiği zaman, Kıbrıs’ta bir kamuoyu yoklaması yapılacaktır. Eğer bu yoklama hükümranlığın değişmesi doğrultusunda bir sonuç verirse, Türk nüfusunun görüşlerini almak için ikinci bir yoklama yapılacaktır ve onlar da adanın çoğunluğu gibi, kendi kaderlerini seçme haklarına sahip olacaklardır. Bu, sanıyorum, iki tarafın da istediği self-determinasyonun mantıki sonucu olacaktır.”

8) “Sömürgeler Bakanı’nın açıklaması üzerine Türk hükümeti bize bir paket olarak gördükleri Radclife’in önerilerini taksime gönderme yaptığı için kabul ettiklerini yeniden bildirdi.”

9) “Şubat 1957’de Commonder Noble Birleşmiş Milletler’de yaptığı konuşmada Sömürgeler Bakanı’nın 19 Aralık tarihli açıklamasının ilgili paragrafına gönderme yaparak, bunu Majesteleri Hükümetinin görüşü olarak sundu”.

10) 13 Mart 1957 tarihinde Sir J. Bowker talimat üzerine Türk hükümetine şunları söyledi:

“İki seçenek vardır:

(a)   Makarios bizim önerilerimizi kabul eder ve Yunan Hükümeti NATO prosedürü konusunda hemfikir olur. Bu durumda bir ara verilmiş olacak veya görüşmeler başarılı olacak, ki bu durumda Radclief’in önerileri hayata geçirilecek, ya da, daha kuvvetli bir ihtimalle başarısız olacak (görüşmeler) ki, bu durumda Yunanlılar ve Kıbrıslı Rumlar uzlaşmaz tutumlarını göstermiş olacak ve taksim daha makul bir çözüm olarak görülecek”.

(b)   Başpiskopos veya Yunan hükümeti veya ikisi birden reddedecekler ki, bu durumda yine uzlaşmaz tutumlarını sergilemiş olacaklar ve sonuç aynı olacak.”

Türkleri Sömürgeler Bakanı’nın Aralık ayında yaptığı açıklamadan sapma niyetinde olmadığımız konusunda temin edebilirsin. Self determinasyon durumunda Tük toplumunun kendi tercihini yapması dışlanmayacaktır.”

11) Sir J. Bowker ‘e gönderdiğimiz ve Türklerle konuşmasını istediğimiz 680 sayılı ve 25 Mart 1957 tarihli telgrafta şöyle bir paragraf vardı:

“Türklerin her durumda kazançlı olduklarını düşünüyoruz”.

12) Türkler bize 27 Nisan tarihinde Amerikalıların 23 Nisan (1957) tarihli Aide Memoir’ına yanıt oluşturan ikinci bir Aide Memoire verdiler. Taksime karşı ileri sürülen argümanlara çeşitli yanıtlar içeren bu  Aide Memoire  aşağıdaki açıklamaları içeriyor:

“Türk hükümeti taksimi Türk-Yunan ilişkilerinin ilerlemesine katkı sağlayacak tek kabul edilebilir çözüm olarak görüyor.”

“Taksimden başka her çözüm, Türk azınlığı çoğunluğun iradesine mahkum eder ki, bu durum, acılara, umutsuzluğa ve giderek Türklerin yok edilmesine yol açar.”

“İki ayrı birimden oluşan ada nüfusu, bilinen olaylar yüzünden maalesef öylesine acı duygularla bölünmüştür ki, ortak bir yönetim oluşturma tahayyül bile edilemez.”

“Bu yüzden Türk hükümeti şunu vurgulamak ister ki, taksimden başka bir çözüm Türk-Yunan ilişkilerini sonsuza kadar köstekler.”

“Türk ve İngiliz hükümetleri bu doğrultuda (netleştirilmese de taksim konusunda)  bir anlaşmaya vardılar ve bu mutabakat, Sömürgeler Bakanı’nın 19 Aralık 1956 açıklamasıyla kamuoyuna duyurulmuş ve Türk Başbakanın yanıtında yeniden teyit edilmiştir.”

“Türk-Yunan ilişkilerinin iyileştirilmesi taksim dışında çözüm arayışlarına girip Türk hükümetinin vereceği tavizlerle olmaz. Eğer Türk hükümetine böylesine kabul edilmez olan bir çözümü kabul etmek için dayatma yapılırsa, bu haksızlık olur ve Türk-Yunan ilişkilerinin iyileştirilmesi doğrultusunda bütün umutları yok eder. Böyle bir girişim zorlukları artırır.”

   13) 3 Mayıs tarihinde Türk Başbakan’ın yaptığı bir konuşmada aşağıdaki mesajlar yer alıyor:

“Eğer İngiliz politikasında bir değişiklik olduysa, bu Türk politikası ve Türkiye’nin lehine olmuştur. İngilizler taksimi kabul ettiler. Bu konuda bir açıklama yaptılar ve hükümetimize güvence verdiler. Bu yüzden yaygara yaparak İngilizleri Türk hükümetine karşıymış gibi göstermek isteyenlerin ciddiyetine güvenilemez...”

“Özerklik idaresinde çoğunluğu azınlığı ezmesini asla kabul etmeyiz. Kıbrıs Türklerini farklı bir duruma sürükleyecek hiç bir uygulama ve formülü kabul etmeyiz. Bizim verebileceğimiz en büyük taviz taksimdir”. (49)

 


NOTLAR

36. John Reddaway, Burdened With Cyprus, Published by K. Rustem & Brothers and Weidenfeld& Nicolson LTD. London-Nicosia-Istanbul, 1986,  s. 98.

37. Reddaway, s. 102.

38. Reddaway, s. 103.

39. aktaran Ahmet An, Kıbrıslı Türklerin Siyasal Tarihi (1930-1960), Lefkoşa, 2006, s. 441.

40. Forum, No. 32, 15 Temmuz 1955.

41. Evangelos Averof-Tositsa, İstoria Hamenon Efkerion, (Kipriako, 1950-1963), Atina, 1982, s. 215.

42. Halkın Sesi, 20 Ekim 1956.

43. Melih Esenbel, Ayağa Kalkan Adam, Bilgi Yayınevi, Ankara, 1993, s. 53-54.

44. Esenbel, s. 48.

45. Averof, s. 216.

46. Averof, s. 217.

47. Esenbel, s. 50.

48. Esenbel, s. 50.

49. FO 371/136329, “References to partition by Her Majesty’s Government and the Turkish Government”, January  17, 1958.

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1416 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler