1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Kolonizasyonun Araçları Olarak Tanımlar, Mekan ve Dil
Kolonizasyonun Araçları Olarak Tanımlar, Mekan ve Dil

Kolonizasyonun Araçları Olarak Tanımlar, Mekan ve Dil

Erhan Öze; Antik Yunan’da kurulan bir koloninin neyi temsil ettiği, Roma döneminden, Osmanlı döneminden ya da İngiliz İmparatorluğu sürecinden daha farklıdır

A+A-

Erhan Öze

erhan.oze@gmail.com

 

Tanımlar

Tanımlar [TDK’da kelime olarak “tanım (isim): Bir kavramın niteliklerini eksiksiz olarak belirtme veya açıklama, tarif.”  diye açıklanmaktadır.] bütün bağlamlarında insanların içine doğduğu yaşam alanlarını kolonize eden araçlardır. Bu yüzden de farklı toplumların farklı tanımları mevcuttur ve onların olayları farklı gördüklerine işaret ederler. Farklı toplulukların farklı tanımları yan yana getirildiklerinde ne kadar çoğul bir hale işaret etseler de, her biri kendi toplumsal alanları içerisinde genellemeler olarak insanların varoluşlarına dair tüm kültürel iletişim formlarını idealize ve homojenize etmeye çalışırlar, yani hayatın çoğulluğunu bozmaya ve kategorize etmeye çabalarlar. Yeni oluşanın (melez veya hiç olmayanın icadı) yani marjinallerin tanımsal alanı zorladığı koşulda ise konsensüs anında tanımın barındırdığı genellik genişletilerek ya yeni tanımlar kurulur ya da eskisinin üzerine bir anlam daha yüklenerek yaşamı yeniden içerleyen hale getirilir. Bu durumda bir tanımın kullanımı yaşam alanı ile anlamsal krize girene kadar devam eder. Krizi atlatamadığı durumda ise anlamsal kullanımını farklı formlarda bütünsel ya da parçacıl olarak yeni tanımlara devrederler.

Beden ve Mekân

Rahim zihinsel bedenlerin var oldukları ve ilk mekan deneyimlerini edindikleri yerdir. Fetüs burada anne rahmine bağlı olduğu göbek bağından yaşamsal olanları edinirken, taşındığı alanın dış kabukla ilişkisini kuran taşıyıcı bedenin maruz kaldığı her etki ve tepkiyi bilinçli ya da bilinçsiz olarak içselleştirir. Bunlar olurken fetüsün kendisi de onu var eden her farklı koşulda kendi gelişim safhalarına göre algısını kurar ve değişir. Duyumsadıklarını taklit eder, zihinsel bedeninden gelenleri kurgular ve anlaşılabilir ya da algılanamaz seviyede taşıyıcı bedeni ile pek çok iletişim kurar. Bu anlamda rahim, fetüsün ilk deneysel fiziksel gelişim süreci içerisinde atlattığı şokları deneyimlediği ve bunlara bağlı olaylar silsilesindeki çoğulluğa tanık olduğu mekandır. Bu tanıklık, fetüsün kendi zihinsel bedeni üzerinden dünya tanımını ilk olarak kurmasını sağlar. Edindiklerini kendince, kendi içinde melezler ve yoğurur. Fakat bu kolonize edilen kültürün kurgusal olan dünya algısıdan farklı olarak, dünyasal konuşulan dil üzerinden kurulan ve rahim deneyimi geçiren her fetüsün aynı şekilde farklı taşıyıcı bedenler üzerinden içselleştirdikleri haldir. Bu algı, fetüsün kendisi dünya ile bire bir formsal bağ kurana kadar sürekli olarak rahimde gerçekleşen değişiklikler üzerinden evrilir. Özellikle fetüsün rahmin içinde kapladığı alan değiştikçe kendisi de onu taşıyan bedenin çeperlerine yaklaşır ve dış dünya deneyimi ona daha hissedilir kılınır. Zaman içinde ise rahim mekanı fetüse dar gelmeye başlar ve rahim çeperlerini kendi şekillendirme çabasına girişir. Taşıyıcı beden rahimle yaşanan bu dokunsal iletişim tüm varlıkların yaşam alanlarını ilk olarak şekillendirme çabasıdır. Bu şekillendirme, doğası ve mekanı gereği belli sınırlar içerisinde olabilmektedir. Yapısal olan bu sınırlar taşıyıcı bedenin kendi formu yanında tüm varoluşsal yapsını da etkilemektedir. Fetüs taşıyıcı bedenden çıkana kadar şekillendirme deformasyona kadar varabilmektedir. Bu aşamada fetüs artık mekanı içerisinde mekansız kalmaktadır ve mekanı şekillendirme çabası başarısızlıkla sonuçlanmaktadır. Çünkü fetüsün kendisi rahim içerisinde kendi mekanlaştırma safhasınının sonuna gelmiştir ve taşıyıcı bedenle olan bağı kopacaktır. Kopuş sonrasında ise fetüs isim kayması yaşar ve bir bebek olarak isimlenirilir. Bebek algıları üzerinden yeni bir mekan algısını deneyimlemeye koyulur.

Doğum anından itibaren bebek bedeni, içine doğduğu alan tarafından kolonize edilir. Bu anlamda bedenin taşıdığı zihin, bilgiyi taşıyıp değerlendiren ve her değerlendirme sonucunda beden aracılığı ile belli formlarda reaksiyonlar ortaya çıkaran bir araçtır. Zihinsel bedenler / insanlar, farklı alanlardan farklı doneleri ödünç alabileceği gibi tek bir alandan ya da tek bir form üzerinden de kendini şekillendirip yaşamlarını sürdürebilirler. Hangi formu ya da formları kendine örnek olarak seçeceğinin eğilimlerini ise o andaki yaşam koşulları, olanakları ve zihinsel alanının seçiciliği üzerinden oluşturur. Her iki durumda da, eğer tüm hayatını tek bir kişi ile geçirmemişse ve hiç sorgulamamışsa, zihinsel beden çevresindeki diğer insanların alışkanlıklarından etkilenerek kendi melez kimliğini kurar.

Beden ve Dil

Zihinsel bedenin duyarak büyüdüğü dil ya da sesler, fiziksel bedenin diğer algıları ile birlikte, içine yeni katıldığı hali kolonize eder ve şekillendirir. Dilin görsel ve davranışsal olan ile ilişkilendiği fiziksel durum ve kabuk, kelimenin hayal ettirdiği mimari form, o kültürel alanın tanımlandığı ana işaret eder. Bu tanımlar toplumsallaşabildikleri sürece, zaman ve uzama yayılabilecekleri kadar varlıklarını sürdürürler, evrilirler ve biriken melez izlerin bazı anlarını kristalleştirerek toplu bir biçimde taşırlar. Bir anlamda anın fotoğrafını çekerler ve zihinsel bedenlerin tarihi üretmelerine araç olurlar.

Dil bir mimari yapı gibi davranır. İçinde iz bırakabilmiş her farklı tarihsel değerin kodunu barındırır ve diğerleri ile sürekli olarak bu referanslar üzerinden iletişim kurar. Konuşulan diller dünya üzerinde var olan en dinamik yapılardandır. Bu dinamizm ayırıcı ve birleştirici güçleri bir arada barındırır. O yüzden de dilsel olanın fiziksel olan üzerinden nasıl bir temsil kurduğu çok önemlidir. Basitçe dilsel olanın forma kavuşan ilk temsilinin alfabelerdeki karakterler olduklarını düşünecek olursak, onların her kültürel anı tarif etmek için kristalize ettikleri seslerden oluşan kelimelerin belirli bir dilbilgisi ile bir araya geldiği oluşum anlamlı olan hale işaret eder. Bu tarif, fiziksel hali meydana getiren mimari dilbilgisi için de aynı paralelde hareket eder. O yüzden de konuşulan dil yaşanan alanın bilgisi ile beden üzerinden formsal bir iletişim kurar.

Tarif Edilen Dünya ve Dil

Toplumsal yaşamın isimlendirilmesi ve bir toplumun diğer toplum(lar)la olan ilişkisini veya ilişkilerini her grup farklı tarif etmektedir. Bu tarifler, her birinin kültürel alanları içerisinde durdukları noktaya göre kimi temsil edip hangi duygu ile karşılarındakini görüp anladıkları ile bağlantılı olarak kullandıkları dillerde yapılanır. En temelde, bir yerleşimin isimsel tarifini yaparken; oradaki insanların ne ile uğraştıkları, kaynakları, kim tarafından hangi koşullarda yönetildikleri, nasıl bir sosyal yapıya sahip oldukları ve varsa ünlerini duyurdukları yetileri vb. karakterlerini tarif eden unsurlar olur. İsimlendirme, özellikle bir grubun uzakta olan başka bir grup tarafından yönetildiği ya da temsil edildiği durumda; yönetici grubun yönettikleri toprakları nasıl ele geçirdiklerine ve kendi kültür alanlarından yabancıları nasıl görüp isimlendirdiklerine bağlıdır. Bu temelde bakıldığında, Antik Yunan’da kurulan bir koloninin neyi temsil ettiği, Roma döneminden, Osmanlı döneminden ya da İngiliz İmparatorluğu sürecinden daha farklıdır. Yine de bu farklı temsillerin zaman içerisinde olan kültürel alışveriş, ticaret, savaşlar, dönemsel yan yana yaşanmışlıklar ve dilsel alışverişler üzerinden bir birikimi söz konusudur, o yüzden benzerlikler de barındırmaktadır. Paralel süreçte, kültürel anlamlar ve dilsel yapılar da bu ilişkilerden hem kendi içinde hem de dışarıdan gelenler yoluyla etkilenmiştir çünkü her bir yönetici güç, var olduğu alan ve zaman dilimi içerisinde kendi çeşitliliklerine sahiptir, buna paralel olarak da her farklı bölgede farklı isimlendirmeler ve farklı dilsel kurgular mevcuttur.

Kıbrıs’ta Dil, Melezlik ve Kolonizasyon

Kıbrıs’ta var olmuş grupları ele alacak olursak; hala daha deşifre edilemeyen ama kökü Antik Yunanca olmayan Eteo-Cypriot karakterlerinin oluşumuna neden olan Alashia Krallığı’nı yaratan melez kültürün, zaman içerisinde farklı dillere ve kolonizasyonlara direnerek varlığını yoğun Helen kolonizasyonu sürecine kadar taşıyıp bir süre devam ettirebildiğini görürüz. Bunu Alexander döneminden önce Helenlerin yaygın olarak varlıklarını sürdürdükleri Akdeniz coğrafyasında etkilerinden, yarattıkları melez kültürlerden ve onun sonucunda meydana çıkan alfabelerden anlayabilmekteyiz. Bu melezliğin bariz örneklerinden bir tanesi, Cypro-Minoan melezi sayesinde oluşan Eteo-Cypriot’un Yunanca telaffuzlarını yazıda bire bir barındırmaya başlaması ve Alexander döneminden sonra da adada kurulan küçük krallıklar sayesinde daha yoğun bir Helen kültür transferi ve baskısı ile Antik Yunancanın adada hakim dil olarak kullanılmaya başlamasıdır.

 

        

 

 

 

 

 

Sekil 1. Sırasıyla Enkomi’de bulunan Cypro-Minoan ile yazılmış kil tablet ve kalem [2], Cypro-Minoan kil tablet ve Antik Fenike Tharus kenti yöneticisinin mührü [4], Minoan Linear B karakterlerinin bir kısmı: d-a kesişmesindeki karaker bir öncek şekilde işaretlenmiş karakterdir. [5]                  

                           

 

Bu geçiş süreçlerinde melezleşme sayesinde farklı kültürler arasında etkileşen diller ve temsiller farklı anlamlara gelmiştir ve birbirlerinden anlamları, figürleri, temsilleri ödünç alıp farklı şekillerde kullanabilmişlerdir. Bunun bariz örneklerinden biri, hem Minoan formları hem de Antik Mısır temsilleri ile melezleşen Fenikelilerinkidir. Şekil 2 ve 3’de bu bağlantı; Antik Mısır’da tanrı anlamına gelen ve kutsal sayılan “khepera” formunu mühür olarak kullanan Fenikelilerin Tharus [Tharus kenti Sicilya adasındaki Nugari uygarlığına ait köy kalıntıları üzerine Fenikeliler tarafından kurulmuş olan şehirdir. (Nugari mimari fomlarının Kıbrıs’taki ilk Neolitik yerleşimler ile ilginç benzerlikleri vardır.] kentindeki yöneticilerden birini temsil eden mühürde var olan taç sembolünün yanına iliştirilmiş Minoan karakter ile ortaya çıkmaktadır. Bu karakter muhtemel olarak ticari bir ürünü temsil etmektedir ve Fenike kolonisinin coğrafi olarak Minoan yerleşimlerine fazla yakınlığından kaynaklanmaktadır.

Şekil 2. Fenikeliler’in Lefkoşa Yönetici Mührü ve Scarab görünüşü [6]

 

Lefkoşa’da bulunan Fenike yöneticisi mührü ise etki alanı gereği sadece Mısır hiyeroglif karakterler olan “Ankh” ve iki tane “Uraei”den oluşmaktadır. Bu formlar da adada iki tane bölgenin sonsuza değin egemen olduğunu ifade etmektedir. Bir anlamda adanın Fenikeliler içindeki pozisyonunu temsil etmektedir. Buna benzer temsili örnekler adayı yöneten farklı güçler tarafından her dönemde kullanılmıştır ve benzer durumlarda Kıbrıs, binyıllar boyunca melez olan kültürünü sürekli evirip farklı statülerde ve tarifler içerisinde var etmeye devam etmiştir. Dilsel yapısını ve söylemlerini ise her seferinde farklı etkileşim alanlarından edindikleri ile harmanlayarak kurmuştur. Günümüzde, Kıbrıs’ın koloni olarak etkileşen dilsel yapısını neolitik çağdan bugüne kadar adanın etkisi altında olduğu farklı güçlerin Doğu Akdeniz’deki yayılmalarını bakarak izleyebiliriz.

19. yüzyıla gelindiğinde ise; tarımsal üretimin yerini almaya başlayan endüstriyel üretim ve tarif edilen fakat elde edilmesi kolay olmayan “özgürlük” sonucunda gerek diller kendi içlerinde gerekse diğer dillere dönük olarak kültürel alanın paylaşımını ve ilişkilenmesini sağlayan yeni özgür alanlar kurmaya girişmişlerdir ve bunu içselleştiremeyen, yönetici-kul ilişkisini icra etmeye çalışan imparatorluklar ise çözülmeye başlamışlardır. Kıbrıs da bu düzenin olağan parçalarından biri olarak yeni bir söylemsel kurgu olan Helenizim vb. milliyetçi kurgularla kendi bölgesindeki toplumsal ve dilsel yapıdaki çözülmeyi örgütlemeye başlar.  Bu anlamda kullanılan dilin Helen milliyetçiliği üzerinden tarif edişlerini ve önceleri Osmanlı’ya karşı kurduğu öteki tanımlarını, sonrasında İngiliz İmparatorluğu’na karşı oluşturur. Basitçe, dil ve onlardan kolonize olan zihinsel bedenlerin çoğulluğundan evrilen güç, özgürlük, kültür, egemenlik ve statüyü simgeleyen; görsel, dinsel, (...) ve kavramsal dünyada oluşturduğu yeni formlarla katılaşan yeni kolonizasyon biçimlerinden birini, yani milliyetçiliği temsil etmeye başlar. Milliyetçilik kendi olanakları ve dışarıdan müdahalelerle dili temel aracı olarak kullanarak kolonizatör olan her güce karşı dekolonizasyon hareketini kurgularken kendi kolonizasyonuna başlar. Bu anlamda Kıbrıs’taki farklı gruplar da emperyal olan kolonizasyonlar arasında transfer edilirken kendi milliyetçi dillerini üreterek onun üzerinden kendi toplumlarını kolonize etmeye koyulurlar.  Fakat bu kurgular onların hayal etmek istedikleri kadar homojen ve arınmış değildir. Özellikle dil, gerek Yunanlılar gerekse Türkler tarafından birbirlerinin donelerinden arındırılmış olsa da, Kıbrıs’ın bin yıllardır dahil olduğu- kültürel etkileşim alanlarından anlaşılacağı üzere, farklı gruplar dilleri ve yaşamsal pratikleri üzerinden birbirleri ile melezleşmekte ve belli birikim kanalları üzerinden dilleri farklı olsa da birbirlerinin dünyalarından anlamlar ödünç almaktadırlar. Aşağıdaki çizelgede bu birikim kanalları kabaca gösterilmektedir.

Şekil 3. Kronolojik olarak Kıbrıs kolonizasyon tarihi ve kültürel birikim kanalları

 

Kültürel birikim kanalları yakın dillere sahip kolonizatörlerin olası ilişkisini ve farklı dillere sahip diğerleri ile olan keskin ayrımlarını ortaya koyarken, onların kolonilerine nasıl farklı yaklaştıklarını tarif edemez. Bu yüzden de koloniyi her seferinde farklı dillerde tarif eden isimler üzerinden araştırma yapılması gerekir. Böylece aynı yeri kolonize etmiş farklı kültürlerin aynı topraklar üzerinde yarattıkları etki, kendi kültürel etkileşim alanları içerisinden kolonileri nasıl anlamlandırdıkları ve bu anlamlandırmanın diğer kolonizatörlerin tanımları ile olan olası ortak yanları ile farklılıkları ortaya konulabilir. Bu bağlamda kültürel birikim kanalları diye tarif edilen ve farklı zamanlardaki farklı kolonizatör dillerinde “Koloni” kelimesine denk gelen kelimelerin değişen anlamları içerisinde araştırmalar, adanın katmanlaşan tarihsel yapısı ve bu katmanların sonunda ulaşılan dillerin ve dinlerin etkileşimi göz önüne alınarak Antik Yunanca, İtalyanca, Fransızca, Osmanlıca, İngilizce ve Türkçe olarak düzenlenmiştir. Bu kanallar sadece kabaca direkt ilişkilere sahip kültürleri temsil etmektedir ve bir indirgeme aracıdır, yoksa kelimelerin anlamlarının şekillenmesi, hiçbir zaman bu kanallarda temsil edildikleri direkt yollar kadar homojen olmamıştır ve çevrelerinde ilişkide oldukları tüm sosyal koşullar, farklı toplumlar içersinde farklı etkiler yaratmıştır. Bu yüzden de bu çalışmayı belirli bir yapıya kavuşturmak için adada halen daha mimari ve kültürel izi olan kavimlerin kronolojik bir sıralama ile koloni kelimesinin ve onun karşılıklarının anlamsal olarak nasıl evrildiği ve kullanıldığı hakim güçlerin tarifleri üzerinden ansiklopedik olarak incelenecek kelimeler aşağıdaki gibidir:

apoIkIa  ColonIa  COLONIE  Müstemleke  Colony  Kolonİ

Bu kelimelerin ait oldukları diller günümüzde ne kadar ayrı ve ayıklanmış gibi dursalar da hepsi birbiri ile doğuşlarından itibaren etkileşim içerisinde olmuşlardır. Bu süregiden savaşların, kurulup yıkılan imparatorlukların, etkileşen farklı etnik grup ve dillerin Akdeniz çevresinde ve ötesinde birbirleriyle ortak ama farklı tarifler üzerinden yaşadıkları; yan yana, bazen de iç içe inşa ettikleri dünyalardan ileri gelmektedir.

 


İnternet Kaynakları

[1]      TDK sözlüğünde, “tanım” kelimesinin açıklaması.

         Erişim:<http://tdk.gov.tr/TR/Genel/SozBul.aspx?F6E10F8892433CFFAAF6AA849816B2EF4376734BED947CDE&Kelime=tan%C4%B1m> [04.01.2011]

 

[2]      Enkomi”de Bulunan Cypro-Minoan ile Yazılmış Kil Tablet ve Kalem, Cyprus Heritage (1996), Fotoğraf: Vassos Stylianou.

         Erişim:<http://www.cyprus-forum.com/cyprus23114-130.html> [10.12.2010],

         Cypro-Minoan Kil Tablet ve Antik Fenike Tharus kenti yöneticisinin mührü. Erişim:<http://shardanapopolidelmare.forumcommu nity.net/?t=37984744> [10.12.2010],

         Minoan Linear B Karakterlerinin Bir Kısmı (d-a kesişmesindeki karaker bir önceki şekilde işaretlenmiş karakterdir). Erişim:<http://www.indoeuro home.com/Linear-B--Cypriot.html> [10.12.2010]

 

[3]      Fenike Lefkoşa Mührü ve Scarab Görünüşü. (“Nicosia A.I. 2424, from A. Irini. SCE II, pl.247.3; Reyes, no. 107. BL. Ankh and two uraei.”) Erişim:<http://www.b eazley.ox.ac.uk/gems/scarabs/script/Scarab3.01.htm> [11.12.2010]

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1055 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler