1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Kobra, güzel bir yılandır!..
Kobra, güzel bir yılandır!..

Kobra, güzel bir yılandır!..

Gündem iyice karıştı. Dışarıda eriyen karlar gibi, geçmişin altında yatan çamurlar, kirli sular, kaldırıma yapışmış ne varsa, kardan önce, akan kirliliğin içinden gözümüze gözümüze vurmakta! İlginç bir süreç! Üzerinde detaylı düşünülmesi gereken, bir süre

A+A-

                                                                                    

                                                       

 

Gündem iyice karıştı. Dışarıda eriyen karlar gibi, geçmişin altında yatan çamurlar, kirli sular, kaldırıma yapışmış ne varsa, kardan önce, akan kirliliğin içinden gözümüze gözümüze vurmakta! İlginç bir süreç! Üzerinde detaylı düşünülmesi gereken, bir süreç! Karanlık. Hatta pis. Belki de çirkin! Düşünce bulutları sizi sürüklüyor olumsuz sıfatların gölgesine gölgesine! Daha fazlasını arıyorsunuz kelime dağarcığınızda, ama nafile! Dönüp dolaşıp yine aynı sözcüklerin karasına sığınıveriyor insan. Kar yağarken öylesine güzeldir ki! Beyazı büyüler sizi! Ama ya erirken? Beyazın altından çamura bulanmış ne varsa akıverir, kirletir yerleri, sokakları, caddeleri, gizli kuytulara sığınan bedenleri! Zincirinden boşanır her şey karlar erirken ve zamanın geçmişine ait, arzuların körüklediği bedenleri tek tek ele verir. Birgitta Trotzig’in Çamur Kralının Kızı romanında olduğu gibi, eriyen karın altında ne varsa, ölümün döngüsündeki yırtıcılıkta görünür, duyulur kılınır bir bakıma! Masallar çoğu zaman küçükler için anlatılsa da, aslında büyükler içindir. Büyüklere masallarda ağır bedeller ödeyen insanlar, çoğu zaman yoksullar ve bu bağlamda insanı insan yapan değerler sorgulanır. Kaf Dağı kadar uzak ve ulaşılmaz değildir aslında yaşam, kıvrılarak serilir önümüze ve bazen öylesine kavisler vardır ki, bu kıvrımların köşelerinde, başınız döner, mideniz kabarır; yine de yola devam etme kararlılığında düşe kalka ilerleriz! Bir kobra yılanının kıvrımlı bedeninde yürümek cesarettir! Erdemdir!   

 

Hazır böylesi bir gündeme savrulmuşken, geçmişe dair bir sanat eylemi düştü aklıma, klavye başına oturduğumda. Aklımı ve ruhumu gündemin karmaşıklığından en iyi ayrıştırma yerim galiba yine sanat olacak. Bilindiği üzere, yaşam kısa, sanat uzun! Her şeyin gelip geçiciliğinde, kalıcılığın büyülü atmosferini yakalamayı bilmeli insan. Ama dikkatli olmalı bu yakalama seansında; geçmiş geleceği gölgelememeli! 20o6 yılında gezmiş olduğum bir sergiden küçük notlar düşmüştüm defterlerimden birine! Bulmak için biraz aramam gerekti! Sonra oturup yeni baştan düşünmek ve böylesi bir hareketin yılan sessizliğinde cümleleri nasıl kuracağıma karar vermek! Bu bir süreç! Ve bu sürece fazla uzatmadan dur demenin en iyi yolu yazmak!

 

Şimdi size bir sanatçının ve öncüsü olduğu grubun, kısa bir yaşamöyküsünü anlatacağım:

 

Üniversite son sınıftayken tanıştım CoBrA’yla! Büyük şanstı benim için. Çünkü bahsi geçen yıllar, Türkiye’de seksen sonrası hızlı değişimin yaşandığı ikinci on yıldı. Bu yıllarda özel müzeler, küçük şehirlerdeki etnografik özelliklerin ötesinde geçemeyen naif mekânlardan ibaretti. Yani sonuç olarak ne İstanbul Modern, ne Sabancı ne de Santralİstanbul vardı! Ankara’da Sanart’ın 1992 yılında Türkiye’ye getirmiş olduğu en önemli sergilerdendir CoBrA. Kuramsal ve pratik düzlemde sergi ve sempozyum etkinlikleriyle gündeme gelen Sanart’ın bizlere izleme olanağı sağladığı bu sergiye bir bakıma sanat ortamımızı ve düşüncemize dışarıya odaklayan ve ilgimizi çeken bir yaklaşım olarak kabul edebiliriz.  Sergi, bu açıdan bakıldığında önemliydi, çünkü II. Dünya Savaşı’ndan sonra bütün avand-garde’ın mirasını üstlenen Dadayı ve Sürrealizmi taşıyan önemli bir gruptu.

 

Dadaistlerin boy hedefi, sanat ve özellikle akademik sanattı. Siyasal ortama, geleneksel görüş ve davranışlara cephe alıyorlardı. I. Dünya Savaşı’nın hemen ertesinde gelişen Dada hareketi sanata karşı kesin bir tavır belirleyen bir heyecan dalgası idi. İşte böylesine bir ortamın tüm mirasını II. Dünya Savaşı’nın hemen ardından CoBrA grubu üstlendi. Adını kurucularının doğum yerleri olan Kopenhag, Brüksel ve Amsterdam’ın baş harflerinden alan CoBrA’nın 1948 yılında imzalanan manifestosu, Karl Marx’ın fikirlerinden hareketle “sanatın herkes için olduğunu ve herkes tarafından gerçekleşebileceğini” ilan etti.

 

1949 yılında CoBrA hareketine katılan Pierre Alechinsky’yi ilk defa Sanart’ın katkılarıyla gerçekleşen bu sergide izleme olanağını bulmuştum. Yıllar sonra gelen kişisel sergi ile CoBrA ruhu Ankara’da, yaşayan tek efsane olan Alechinsky ile yeniden canlanarak hafızalara yeni bir sergi tadı daha ekledi. 1927’de Brüksel’de doğan sanatçı, 1944’de dört yıl sürecek tipografi ve kitap illüstrasyonu eğitimine Brüksel La Cambre’da bulunan Mimarlık ve Dekoratif Sanatlar Okulu’nda başladı. Daha sonraları ise Michaux’u, Dubuffet’i ve sürrealistleri keşfetti. İlk kişisel sergisini yirmi yaşında Brüksel’de bulunan Galerie Lou Cosyn’de açan Alechinsky, CoBrA’nın Amsterdam’daki Stedjelijk Müzesi’nde düzenlenen ilk büyük sergisinde yer aldı. Bu serginin yapıtları CoBrA’nın sanatta attığı ilk adımda ortak bir dilde buluştuğunu kanıtladı: “Resmin esası, hayal dünyasında saklı idi ve bu dünya ancak özgür bir renk ve fırça kullanımıyla ifade edilebilirdi.” Pierre Alechinsky’nin resmini incelediğimizde bu görüşe hayatı boyunca sadık kaldığını anlıyoruz. Çünkü kendisinden önce gelen Alman ve Ekspresyonist sanatçılara çok şey borçludur.

 

Pierre Alechinsky’nin resmini anlatımcı, soyutlayıcı ve Uzakdoğu resmindeki kıvraklığı ile özgürleşen çizgiler ve lekeler olarak özetleyebiliriz. Biçimlerin içtenliği ve yüzeyde hayal âlemini kendine atmosfer edinip dolaşan biçimlerin özgürlüğü izleyicinin tüm duygularını harekete geçiriyor. Sanatçı, 1952 yılında Stanley William Hayter’in Paris’te kurduğu Atelier 17’de deneysel gravür teknikleri üzerinde çalıştı.  Paris’teki ilk sergisini 1954’te Galerie Nina Dausset’te açtı. 1955’de yaptığı Uzakdoğu seyahati sırasında “Calligraphie Japonaise (Japon Kaligrafisi)” filmini çekti. Onun kaligrafinin özgür tavrının hissedildiği resimlerindeki Uzakdoğu etkisi bu nedenledir. Yazı varlığını hissettirmesine rağmen onun iç içe geçmiş bezemelerini hareketiyle anlamlandırır. Üzerlerine yapacağı desenler ve baskılar için 1960 yılında kâğıt koleksiyonuna başlayan Alechinsky özellikle eski kâğıtlar topladı. 1965 yılında başladığı akrilik çalışmaları ile resmine egemen olan bezeklerin ve arabesklerin izleyici üzerinde yarattığı figüratif etkiye ek olarak  “yan açıklamalı” resimler yapmaya başladı. Sürrealistlerin son sergisi olarak kabul edilen Paris’teki “L’Écart Absolu (Mutlak Aralık)” sergisinde yer aldı. Sanatçının resim sanatı üzerine ilk önemli yazıları “Idéotraces” kitabında derlenerek aynı zamanda kitapta Alechinsky’nin seksen beş deseni de yer aldı. 1967’de bütün yapıtları Münih’te yayımlanan ve 1972 ile 2005 yıllarında yenilenen katalogda toplandı. 1969 yılı onun için önemli bir yıldır. Andre Breton ile çalıştı ve Brüksel, Duesseldorf ve Louisiana’daki çeşitli müzeleri gezecek ilk “dünden bugüne/retrospektif” sergisi düzenlendi.

 

İnsanın ruh ve hayal dünyasını karıştıran ve sarsan biçimleriyle,  belli bir ritim ve şiirsellik içinde yüzeyde hareket ettirdiği tüm biçimlerinde bir doygunluk ve dinginlik hissedilir. Kendisinden önce gelen kuşağın ona aktardıklarına elli yıldır sahip çıkan sanatçının resmini belli kurallar ve sınıflandırmalar içerisinde değerlendirmek daha doğrusu “soyut” veya “figüratif” olarak adlandırmak kolay değildir. Ama iç içe geçmiş bezemelerin ve arabesklerin egemen olduğu semboller onun resmine figüratif bir yaklaşım kazandırır. 

 

Gündemin acı dolu bulutlarını yaşamımın atmosferinden dağıtmak için, sanattan besleniyorum!

 

Son söz olarak; Pazar yazıları insanın ruhunu dinlendirmeli, zihnini aydınlatmalı!

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1365 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler