1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. KKTC’yi Vatan Bilmek!
KKTC’yi Vatan Bilmek!

KKTC’yi Vatan Bilmek!

Zaman zaman gözümüze şöyle cümleler çarpıyor: “KKTC’yi veya Kuzey Kıbrıs’ı vatan bilen herkese kapımız açıktır”. Bu cümlede anlatmak istenen herhalde ‘açık’ ve ‘kapsayıcı’ bir siyaset anlayışına sahip olund

A+A-

 

 

Zaman zaman gözümüze şöyle cümleler çarpıyor: “KKTC’yi  veya Kuzey Kıbrıs’ı vatan bilen herkese kapımız açıktır”. Bu cümlede anlatmak istenen herhalde ‘açık’ ve ‘kapsayıcı’ bir siyaset anlayışına sahip olunduğudur. Demek isteniyor ki “biz etnik kökenden bağımsız olarak herkesi kucaklıyoruz. Yalnız küçük bir şartımız var. O da KKTC’yi  vatan bilmektir”. Aslında sözün gittiği yeri hepimiz anlıyoruz: ‘Türkiyeli’ ve ‘Kıbrıslı’ ayırımı yapılmadığı söylenmek isteniyor. Fakat ileri sürülen ‘küçük şart’ işleri oldukça zorlaştırıyor. “KKTC’yi vatan bilmek” şartı hiç de öyle kolay tanımlanabilir bir şart değildir. Türkiye’den gelip Kıbrıs’ta yaşayanlar bir yana, bu “şart” Kıbrıslı Türkler için bile oldukça muğlaktır. Kıbrıslı Türklerin kaçta kaçının “KKTC’yi vatan bildiği” sorusuna yanıt vermek kolay değildir. Örneğin 1974’te ileri yaşlarda olanların yeni oluşan Kıbrıs’ın kuzeyine giderken yanlarında “vatan toprağı” götürdükleri,  yani o tarihe kadar yaşadıkları yerlerden toprak götürdükleri biliniyor. Benzer biçimde, Kuzeyde yerleştirildikleri yerlerde gömülmek istemeyen ve bu yüzden Lefkoşa Türk mezarlığını tercih edenlerin sayısı günümüzde bile oldukça yüksektir. Örneğin Omorfo’da insanların kaçı oraya gömülmek istiyor? Bırakın ölüleri, yaşayanların ne kadarı KKTC “sınırları” ile başlayan ve biten bir “vatan” anlayışına sahiptir? Bu “sınırlar” dahilindeki kurumlar ve olgular ile ne kadar özdeşleşiyorlar? Daha 38 yıl gibi kısa bir süre öncesine kadar Kıbrıslı Türklerin büyük çoğunluğu için sadece coğrafi bir tanım olan ‘Kıbrıs’ın kuzeyi’ ne zaman ayrı ‘vatan’ oluverdi?

         Türkiye’den gelip Kıbrıs’ta yaşayanların penceresinden bakarsak, “KKTC’yi vatan bilmek” acaba ne anlama geliyor? Almanya gibi zaman içinde benimsemek zorunda kaldıkları bir “acı vatan” mı KKTC? Yoksa “şehit kanı ile sulanmış ve kutsanmış Türk toprağı” mı? Eğer “şehit kanı ile sulanmış ve kutsanmış Türk toprağı” ise “KKTC’yi vatan bilmek” ne demek oluyor? Olsa olsa “Türk ulusuna ait topraklardan” söz edilebilir. KKTC’yi ayrı ve farklı bir devlet olarak görüp ona göre davranan Türkiyeli bir nüfus gurubu var mıdır? Türkiyeli vatandaş sorununu KKTC makamlarında mı TC elçiliğinde mi çözüyor?

Şimdi de bir yeri “vatan bilme” şartını ileri sürenlerin gerçekte ne yapmak istediklerine bakalım. En çok göç alan yaşlı kıta Avrupa’da göçmenlere, yabancı işçilere, ilticacılara karşı bu tür şartlar ileri sürenler genellikle yabancı düşmanı sayılıyorlar. Çünkü “Almanya’yı, Fransa’yı vatan bilsinler!” derken aslında “asimile olsunlar ki, yurttaşlık haklarından yararlanabilsinler” demek istiyorlar. Oysa günümüzün demokratik siyaset anlayışında “yabancı” demek, yaşadığı yerin yurttaşı olmayan kimse demektir. Eğer sözü edilen kimseler yurttaş ise zaten yabancı değillerdir. Yurttaş değiller ise yabancı sayılırlar. Açıkçası, artık kültüre göre vatandaşlık tanımı yapmak milliyetçilik sayılıyor ve ulus-devletler değişime uğrarken vatandaşlık tanımını siyaset küresi üstünden yapıyorlar. Jürgen Habermas’ın ‘Anayasal Yurtseverlik’ adını verdiği bu modelde yurttaş kültürel özelliklerinden bağımsız olarak, anayasal bağ ile bağlı olduğu ülkenin yurttaşı sayılıyor.

Fakat Kuzey Kıbrıs’ın koşullarında bu modellerden herhangi birini uygulamak oldukça zor ve karmaşık bir iştir. Romantik-milliyetçi ekolden hareket ederek KKTC’yi “kültür” temelinde vatan olarak tanımlamak, KKTC’yi Kıbrıslı Türklerin “evi” saymak ve bu evde yaşayacak olanları ev sahibinin beklentilerine uymaya davet eden bir tür Kıbrıs Türk milliyetçiliği veya “Beyaz Kıbrıslı Türklük hali” anlamına geliyor. ‘Anayasal Yurtseverlik’ ilkesinden hareket edilirse, KKTC’ye anayasal bağ ile bağlı olan herkesi eşit vatandaş saymak gerekiyor. Fakat KKTC olgusu etrafında mikro-milliyetçi bir tutum takınanlar ne birini ne de ötekini yapabiliyor. Ne yurttaşı yabancı saymadan edebiliyor -buna Beyaz Kıbrıslı Türklük Hali caiz vermez- ne de yurttaş olmayana yabancı gözüyle bakabiliyorlar. Çünkü Ankara ile iyi geçinmek istiyorsanız “soydaşa” yabancı diyemezsiniz.

Peki ama, ne Kıbrıs Sorunu, ne Kıbrıslı Türkler, ne de Kıbrıs’ta yaşayan Türkiyeliler açısından hiç bir sorunu çözmeyen “KKTC’yi vatan bilmek” anlayışı ile gerçekte ne anlatılmak isteniyor?

Öyle anlaşılıyor ki, “KKTC’yi vatan bilmek” şartını ileri sürenler bölünmüş bir Kıbrıs’ta ulus-devletçilik oyunu oynamak istiyorlar. Kıbrıs Sorunu’nu kafalarında bitirmişler, Kıbrıs’ın kuzeyinde ayrı bir “vatan” kurmayı arzuluyorlar. Bunu yaparken de hem Beyaz Kıbrıslı Türklerin oryantalizm kaynaklı endişelerini, hem de Makro Türk milliyetçiliğinin dayatmalarını dikkate almak istiyorlar. Açıkçası, hem Türk milliyetçiliğinin dümen suyunda gitmek, hem de Kıbrıs Türk milliyetçisi olmak istiyorlar. Hem Türk ulusun organik parçası, hem de KKTC’ci… Oysa KKTC’yi kuran Rauf Denktaş bunun ilhak yolunda geçici ve göstermelik bir adım olduğunu gayet iyi biliyordu. Belli ki yeni-türediler yanılsamaya büyük ihtiyaç duyuyorlar. Bu da olsa olsa çaresizliğin büyüklüğünü gösteriyor… 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1626 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler