1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. KKTC'nin SUYU HASTA!
KKTCnin SUYU HASTA!

KKTC'nin SUYU HASTA!

JAPON BALIĞI Prof. Dr. Doğan Cüceloğlu bir konferansında bir arkadaşının başına gelen aşağıdaki olayı anlatmış: “Arkadaşım evindeki akvaryumuna bir güzel “Japon Balığı” almış. Her gün işinden çıktıktan sonra evine gidip balığını se

A+A-

 

 

 

JAPON BALIĞI

Prof. Dr. Doğan Cüceloğlu bir konferansında bir arkadaşının başına gelen aşağıdaki olayı anlatmış:


“Arkadaşım evindeki akvaryumuna bir güzel “Japon Balığı” almış.


Her gün işinden çıktıktan  sonra evine gidip balığını seyrediyormuş.

 .
Şahaneymiş seyretmesi; şöyle dalga dalga gidiyormuş balık.


Ama bir süre sonra balık akvaryumun dibinde yan yatmış, debelenmeye başlamış.


Bu durumdan endişelenen arkadaşım, balığını bir kavanoza koyup, durumuna bakması ve bir teşhis koyup tedavi etmesi için, deniz biyoloğu olan bir arkadaşına götürmüş.


Biyolog incelemiş ve demiş ki: “Sana bir iyi bir de kötü haberim var; hangisinden başlayayım?”

Arkadaşım: “Hangisinden istersen başla, yeter ki bana balığıma ne olduğunu anlat.”

Biyolog: “İyi haberim; balık hasta değil. Kötü haberim; suyun hasta.”

Arkadaşım: “Su hasta olur mu ya?”

Biyolog: “Evet olur, iyi oksijen almıyor bu su. Bundan dolayı bir bakteri girmiş. Ve bu bakteri balığın sinir sistemini böyle etkilemiş.”

Arkadaşım: “Ne yapmam lazım?”

Biyolog: “Balığın suyunu değiştireceksin; ayrıca, akvaryuma su taşıyan pompayı da değiştirmen gerekiyor.”


Balığını alıp doğrudan eve giden arkadaşım, akvaryumdaki suyu ve akvaryuma su akıtan pompa sistemini değiştirince gerçekten de balığı bir süre sonra iyileşmiş.

Ve hasta olan suyun ve pompa sisteminin değiştirilmesi olayından kısa bir süre sonra, Japon balığı yine eskisi gibi şahane bir biçimde dalga dalga yüzmeye başlamış...!”


BİAT KÜLTÜRÜ


Yukaridaki olayda bahse konu Japon balığının başına gelen bu durumu dinledikten/okuduktan sonra net bir biçimde görülebilir ki:

KKTC'nin de hem suyu hasta hem de suyu taşıyan pompa sistemi !

Bizim suyun hastalığı ne peki?

Sanırım buna  en genelde “biat kültürü” deniyor.

Bir de bu biat kültürünü destekleyen “ganimet sistemi” ve çözümsüzlük çözümdür” politikaları.

Yani; akılları, kararları, gelecekle ilgili plan yapmayı, ekonomik programları, eğitim sistemini, ulaşımı, turizmi, elektriği, enerjiyi, çözümle ilgili vizyon oluşturmayı (ya da çözümsüzlüğü), nüfus ve vatandaşlık politikalarını ve Kıbrıs’ın kuzeyi ve Kıbrıslı Türkler ile ilgili diğer tüm konuları  sözde "büyüklere" ipotek etmek!

Kısacası; “sorgulamaksızın iş yapma ve iş bitirme eğilimi”.

Daha da kısacası; “Ne söylenirse onu tekrarlama/uygulama”.

Özcesi: BİAT ETME!..



İNSAN OLMAK...

Hepimiz dünyaya insan olmaya geldik.

İnsan anlamdır; “olabildiği kadar olan”dır.

İnsan kendi anlamını, varoluşunu ve fıtratını yaşayandır.

Ancak bir gerçeklik var ki; “Öz bilincin olmadığı yerde özgünlük olmaz.”

Öz bilincin olmadığı yerde olsa olsa, “cahiliye” olur.

 

 

 

 

"SEVGI"YI TIRNAK IÇINDE YAŞAMAKTAN KURTARMALIYIZ...

Ana-Yavru ilişkisinin, menfaat değil, bir aile ilişkisi olduğunu günümüz iktidar blokunu oluşturan KKTC ve TC hükümet edenleri ve yöneticileri bilmiyorlar mı?

Âile yönetmek, aile içerisinde birlikte yaşayabilmek, demokratik davranabilmek; bütçe denkleştirmekten tutun da gece vakitli vakitsiz televizyon seyretmek isteyen çocuğunuzu “yatağına gönderebilmeye” kadar uzanan bir "söz geçirme ama incitmeme" sanatıdır da bir bakıma. Ya da çocuğunuzun yatağa gitme konusunda öz iradesini kullanarak kendini programlayabilmesi ve önceliklerini kendisinin belirlemesine katkı koyabilme sürecidir de. Elbette ki bir aile içinde de irrasyonel  durumlar olabilir, mutlaka vardır da; ama bu irrasyonel durumlar da ailenin tüm bireylerinin özgürce düşüncelerini ortaya koyabilmelerini engeler bir yapıda olmamalıdır. Her bir bireyi ailenin, aile bütünlüğü içerisinde birbirlerine karşı saygılı ve sevgili davranmak durumundadırlar.

Ailelerimiz içerisinde çocuklarımız için “katlandığımız”,  karşılığında da çocuklarımızın gelecekteki mutluluğu, huzuru ve sağlıklı ilişkiler dışında  hiçbir çıkar beklemeden yaptığımız maddi ve manevi özverileri düşünün... Hem de ne olacağı kesin olarak bilinemeyen bir gelecek için...Niçin bunları yapıyoruz? Elbette ki onları sevdiğimiz için yapıyoruz. Ve hatta bu sevgi uğruna zaman zaman bizim düşüncelerimize uymasa da çocuklarımızın kendi kişiliklerini bulabilmeleri ve kendilerini gerçekleştirebilmeleri için bizim uygun görmediğimiz hatta şikâyetçi bile olduğumuz birçok şeye de katlanabiliyoruz.

Neden peki?

Çünkü çocuklarımızı gerçekten seviyoruz...

Ülke de öyle …Ülke yönetmek de öyledir...

Ülkeyi de ancak gerçekten sevenler iyi yönetebilir.

Sevdiklerini iyi yönetir insan.

Ancak sevdiği bir şey için fedakârca kendi yaşam süresinin ötesinde bir şeyler yapabilir.

Aksi taktirde, günü kurtarmaya yönelik düşünür.

Geleceği hesap etmekle uğraşmaz…

O zaman da yönetim de olmaz yönetişim de...olsa olsa “yürütüm” olur.

Sanırım ülkemizde yaşanan esas mes’ele de budur…

"Sevgi"yi, ve "güzel"i tırnak içinde yaşamaktan çıkartabilmek...

 

 

 

Bu haber toplam 928 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler