1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. KKTC'de CAHİLİYE DÖNEMİ!
KKTCde CAHİLİYE DÖNEMİ!

KKTC'de CAHİLİYE DÖNEMİ!

DİNDE ZORLAMA YOKTUR… "Din" olgusu, dışarıdan bakıldığında "demokrasi mücadelesi" gibi görünen, ama esası yüzyıllardır "akıl ve bilim ile dogmalar" arasında sürüp gelen bir mücadeledir. Hükûmet, içeriği değiştirilmiş bir din anlayışı ile, "Lâ ikrâ

A+A-



 

 

DİNDE ZORLAMA YOKTUR…

"Din" olgusu, dışarıdan bakıldığında "demokrasi mücadelesi" gibi görünen, ama esası yüzyıllardır "akıl ve bilim ile dogmalar" arasında sürüp gelen bir mücadeledir.

Hükûmet, içeriği değiştirilmiş bir din anlayışı ile, "Lâ ikrâhe fi'd-dîn" (Dinde zorlama yoktur) irâdesinin, "dogmalar" tarafından istilâsına göz yummakla büyük bir hata etmiş görünüyor.

 

VAHİY

Vahiy; İlâhî menşe’li bilginin, aktarıldığına inanılan sübjektif bir aktarım tarzıdır.

Bir perde ardından, ya da bir resûl aracılığıyla iletilir.

Yâni bir inanç mes'elesidir.

Nitekim Hz. Muhammed'e gelen vahiyi, Yahudiler, Hıristiyanlar ve Müşrikler kabûl etmez.

AKIL

İslam inancına, ve bugün rahmetle ismini andığım, Prof.Dr. Ahmed Yüksel Özemre'ye göre, akıl iki türlü kullanılabilir:

Biri insanı felâkete, diğeri hakikatlerin keşfine sevk eder.

"Eğer insan aklını, onun her şeyden üstün ve her şeyin akla musahhar olduğu vehmiyle kullanırsa, bu ona felâket getirir.

Eğer aklını, usûlüne ve Kur'ân'ın rûhuna uygun olarak "aklın asla hükümrân olmadığı, aksine, Hakk'ı (Gerçeği) fehm, idrâk, temyiz ve teslim etmek yönünden ancak ve ancak hâdim olabileceğinin  idrâki"  ile  kullanırsa,  bu  da  onu hakîkatların keşfine sevkeder."

Gelin biz aklımızı, Prof.Dr. Ahmed Yüksel Özemre'nin deyimiyle, "her şeyin akla musahhar olduğu vehmiyle", yâni bizi felâkete sevk ettiği şekliyle kullanalım...

MİT’LER

İnsanlar evrende kendi yerlerini, yaşadıkları toplumun yapısını, kendileri ile algıladıkları dünya arasındaki ilişkileri ve doğal olayların anlamını masal veya gelenekler içinde, sürekli sorgulamışlardır (The Joy of Knowledge Encyclopaedia).

Bu sorgulama, Mit’leri oluşturmuştur.

Mit'ler: bir halkın, etnik veya kültürel grubun, cemaâtin ortaklaşa şuûrdışını oluşturan imge ve simgeleri bizlere taşıyan değerli anlatılardır.

Eski dönemlerdeki insanlar, doğa olayları karşısında, insan biçiminde Antropomorfik Tanrılar yaratmışlardı...

Kendilerine özgü olan güzellik, öfke ve sevgi gibi özelliklerini özdeşleştirip benimseyerek,  kendi biçimlerindeki Tanrılara yansıttılar.

Mitolojide edepsizlik yoktur; beşeri zaaflar vardır. Hepsinin bir nedeni, bir sonucu vardır ve en sonunda bir menkıbe, bir ibretlik ders çıkar.

Zeus (Yunan mitolojisindeki baş tanrı) kötü bir adam gibi davranır, ölümlü kadınlarla sevişir; Athena haksızlık yapar;

Eros şunu yapar, bunu yapar;

ve ne olur?:

Çok uyukusu gelen adam; "beni uyku tanrısı Hypnos davet etti" diyor.

Öldürme itkisi olan bir adam; "beni ölüm tanrısı Thanatos kandırdı" diyor.

Şehvete kapılan diğeri; "aşk tanrısı Eros'un etkisindeyim" diyor.

Bu bir nevî yansıtmalı özdeşleşip benimseme kültürü.

Daha sonra, o Tanrıdan af dileyip "arınıyor"!..

ŞEYTAN

İnsanoğlu, tek tanrılı din düşüncesine ulaşması ile, bütün fenalık ve fitne-fücur'un vebalini şeytana yükledi.

Sevap, mükafat, doğruluk ve hakperestliliğin müsebbibi de, Allah oldu.

Şeytan Aleyhisselâm'ın insanoğlundan çektiğini, herhalde hiç bir kul bir başkasından çekmemiştir.

Ben, Şeytan'ı insanların değer ve inanç sisteminde arayanlardanım.

 

 

JAPONLAR ve AHLAK

Bu noktada, Batı dergisinden bir iktibasta (alıntıda) bulunmak istiyorum:

"Japonlar herhangi bir din kitabı ve peygamberi olmayan bir toplum”!

Bizde gündeme getirip tartışan yok ama, Batı dünyası, hele de Katrina kasırgasının
ardından yaşadıklarını unutamayan Amerikalılar, şaşkınlıkla izliyor Japonları.

Aslında en çok bizim üzerinde düşünüp tartışmamız lâzım.

O kadar büyük bir felâket yaşadılar, ama, görüntülerde “başı kesik tavuk gibi” sağa sola saldırırcasına koşuşan yok…

Salya sümük ağlaşıp, “nerede devlet?, “ yardım isteriz”, “şunu isteriz, bunu isteriz” diye feryat figan eyleyen ya da “cazgırlık” eden yok…

Yardım dağıtım noktalarına saldıran yok…

Raflarında çok sınırlı miktarda mal kalmış olduğunu bilmelerine karşın, dükkânlar
önündeki kuyrukları bozup da cam çerçeve kırarcasına kapılara saldıran da yok…


Yağmalamanın görülmemesi, Katoliklere ait bir web sitesinde,  “Japonlar Hristiyan olmamasına karşın, nasıl bu kadar ahlâklı olabiliyor?” sorusu ortaya atılmış!

O soruyu sormak Hristiyanlara mı düşer?

Sorsak biz sorarız!...

Gerçekten, Peygambersiz ve Kitapsız Japon Toplumu, nasıl bu kadar üst düzey
insanî nitelikler gösterebiliyor?

Bir uzmanın açıklaması şöyle:

Japon ahlâkı, günah ve günah anlayışından kaynaklanan korkuya değil, çevreden
utanma temeline dayanır.

Bu, “Örf ve Ananeye” dayalı, asla vazgeçmedikleri bir aile terbiyesidir.

Japonlar, ahlâklı olmak için, asgariden bir adet Peygamber bir adet de Din Kitabı gerekmediğini, uygulamalı olarak bütün dünyaya ispatladılar."

 

VİCDAN VE İNSAN OLMAK

Ey AKP!

Ey Dini istismar ederek siyaset yapmaya çalışanlar ve buradaki uzantıları...

Kıbrıs Türk Halkının Vicdani Kitabıyla oynamayın.

Siz İslâm Dînini;

Çıkar, koltuk, baskı, yani egemenlik aracı yapan bir sanayi kolu gibi kullanabilirsiniz; bu sizleri makam sahibi de yapar.

Yapar da...

Da'sı şu:

Vicdan daha önemli bir işe yarar; insanı insan yapar.

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 879 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler