1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. KKTC ve Bağımlı Bağımsızlığımız Üzerine
KKTC ve Bağımlı Bağımsızlığımız Üzerine

KKTC ve Bağımlı Bağımsızlığımız Üzerine

Ahmet Güneyli: Kuzey Kıbrıs özelinde konuyu örneklendirmek gerekirse, kimi politikacılar tarafından “egemen”, “bağımsız”, “devlet” ve “eşit” gibi sözcüklerle yıllardır avutulduğumuz ya da uyutulduğumuz ortad

A+A-

 

 

 

Ahmet Güneyli

ahmet_guneyli@hotmail.com

 

 

Günlük yaşamımızda iletişimi etkin kılmak için “derhal”, “muhteşem”, “kesinlikle”, “açıkça”, “memnuniyetle” gibi iddialı sözcükler kullanırız. Belki genellememek gerekir fakat bu sözcüklerin kişileri uyutmak ya da bir şeylere ikna etmek için kullanıldığını düşünürüm çoğu zaman. İşte bu durum siyasette de geçerlidir; insanları bir şeylere inandırmak -çoğunlukla da uyutmak- amacıyla bazı sözcükler kullanılır. Kuzey Kıbrıs özelinde konuyu örneklendirmek gerekirse, kimi politikacılar tarafından “egemen”, “bağımsız”, “devlet” ve “eşit” gibi sözcüklerle yıllardır avutulduğumuz ya da uyutulduğumuz ortadadır. KKTC’nin kuruluşu ile bağımsızlık kazanan egemen bir devlet olduğumuz söylenir; ama 14. Dünya Salon Atletizm Şampiyonası’ndaki tabloya benzer durumlarla (KKTC’nin şampiyonada yer alamaması ve Kıbrıs Cumhuriyeti’nin katılmasından söz ediyorum) karşılaşırız zaman zaman. Ne devletin, ne egemenliğin, ne de bağımsızlığın anlamı kalır böyle durumlarda. Üstelik TC Başbakanı, bakanları ve hatta KKTC yetkilileri de yer alıp selam verirler bu tabloda. Söz konusu büyükler bu garip durumu konuşmaya cesaret edemez, örtbas etme ve unutturma tercih edilir. Ancak birileri çıkar ve size acı gerçekleri gösterir, yaşatır.

1950’li yıllardan bu yana Kıbrıslılar Kıbrıs sorunu ile boğuşmaktadırlar ve bu sorun karşısında çözüm aramaya yönelmişlerdir. Böylesi bir süreçte, yaratılan ya da oluşan çözüm seçenekleri arasından birine “karar vermek” gerekmiştir. Karar verme, yönetim sürecinde önemli bir beceridir ve seçenekler arasından birini seçmeyi yani “seçim”i gerektirir. Bir başka deyişle, bir sorunun çözümüne ilişkin seçenekler içinden en uygun olanını seçebilmektir karar vermek. Kıbrıs sorunu temelinde Kıbrıslıtürkler federasyon, konfederasyon ve bağımsız/ayrı iki devlet gibi formüller üzerinde durmuşlardır geçmişte. Buna karşın Kıbrıslırumlar için üniter devlet ve federasyon seçenekleri dışında başka bir çözüm yolu olmamıştır. Kıbrıslıtürkler, 1983’te, eksiğiyle fazlasıyla belli siyasilerin önderliğinde Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin olası yollardan biri olan ya da daha farklı ifade etmek gerekirse en doğru olarak kabul ettikleri seçeneklerden biri olan “ayrı devlet” seçeneğinde karar kılmışlardır. Kanımca, o dönemde gerçekleştirilmek istenen ayrı devlet olma çabasının bugün bir hayal olarak kaldığı net bir şekilde görülmüştür ve 2012’ye gelinceye dek 29 yıldır devam eden bir bağımlılık (Türkiye’ye) hali süregelmiştir. 1983’ün mimarlarının böylesi bir bağımlılığı isteyip istemedikleri ayrı bir merak konusudur elbette ancak bugünü düşündüğümüzde, dayatma ekonomik paketlere onay verilmesi, kamu kurumlarının özelleştirme heyecanına ortak olunması ve nüfus aktarımının olağanlaştırılması gibi durumlar, birilerinin çok da masum olmadığını ortaya koymaktadır. Uzun lafın kısası, Kıbrıslıtürklerin şu an içinde bulunduğu durum şöyle özetlenebilir: bölünmüş bir adada Kıbrıslırumlardan bağımsız ancak Türkiye’ye bağımlı bir yaşam. Bizimkisi Türkiye’ye bağımlı bir bağımsızlık yani... On yıllar boyunca koşullar ve liderler değişmiş, kimi zaman çözüme yaklaşılmış kimi zaman ipler tamamen kopmuş ama Türkiye’ye bağımlı bağımsızlığımız değişmeyen yegâne gerçeğimiz olmuştur.

Bu bağımlılık artık öyle bir hal almıştır ki, iç işlerimize müdahale edilmesi noktasına kadar varmıştır ve seçimlerin Kıbrıslıtürklerin özgür iradelerinin bir sonucu olarak gerçekleşmesinin önüne geçebilmiştir. Bütün bu söylediklerim bir tarafa, yine de, 63’ü ve 74’ü yaşamış Kıbrıslıtürklerin Türkiye’nin tamamen dışta kalacağı ve Kıbrıs’la bağlarının kopacağı bir durumda anlaşma masasında olmayı kabul etmeyecekleri yani yalnız kalmak istemedikleri (bu görüşün aksini düşünenler de vardır tabi) söylenebilir. En azından bu işin (çözümün) Türkiye’nin de süreçte yer alması ve kararlara katılması biçiminde olabileceği konusunda Kıbrıslıtürklerin görüş birliğine sahip olduğunu düşünüyorum.

Gelinen aşamada, Kıbrıs sorununda Türkiye ile aynı düzeyde olup da kararlara katılan bir Kıbrıs Türk yönetimi olmalı, bu iki yönetim birbirine görüşlerini dayatmaktan öte, ortak noktalarda buluşmaya çalışmalıdır. Kıbrıslırumlarla masaya oturmadan önce kendi içimizde önemli konularda görüş alışverişinde bulunmalı ve varılan ortak noktalar üzerinden süreci devam ettirmeye çalışmalıyız. Bu satırları okurken Türkiye’ye düşüncelerimizi nasıl kabul ettirebiliriz diye düşünebilirsiniz; fakat AKP’nin Amerika ve Avrupa Birliği ile olan iletişimi ve politik durumu gibi bir örnekten hareketle öğrenilmiş çaresizliğin bir sonuç getirmediğini ve kararlarının arkasında durmanın sonuç getirebileceğini bilmekte yarar vardır.  Diğer yandan, Kıbrıs’ın iç işlerinde ise tüm kararları tamamen Kıbrıslıtürklerin verebileceği bir yapının olması şüphesiz ki en makul yoldur. Ne yazık ki, bugün itibarıyla hem dışta hem de içte -kısacası tüm kararlarda- Kıbrıstürk yönetiminin Kıbrıs’la ilgili konularda karar verdiğini söylemek mümkün değildir. Dahası, verilen kararlara katılıp görüşlerini sunma gibi bir durumun da neredeyse göstermelik olarak yapıldığı söylenebilir. Uzaktan kumanda ile idare edilir gibi Kıbrıs’ın kuzeyinin yönetildiğini ve Ankara’ya bağlı bir yönetimin olduğunu bugün sadece Kıbrıslırumlar, Yunanlılar ve İngilizler değil tüm dünya ülkeleri ve Kıbrıslıtürkler de kabul etmektedirler. Bu garip yapı, Kıbrıslıtürklerin bağımsız karar vermelerini engellemektedir; ayrıca Kıbrıslıtürk siyasetçilerin inanırlığı azalmakta ve Türkiye’ye olan güven de gün geçtikçe tükenmektedir. Sonuçta Kıbrıslıtürkler hiçbir şeyi değiştiremeyecekleri yönünde bir algıya sahip olmuşlardır ve tüm kararları Türkiye’nin vermesini bekler bir pozisyona gelmişlerdir. Kararları Kıbrıslıtürklerin verebilmesi için eylem yapan kişi ve kurumlar ise marjinallikle suçlanmakta ve Türkiye karşıtlığı ile yargılanmaktadırlar.  

Buradan itibaren yönetimde karar vermenin öneminden bahsetmenin ve karar verme stratejilerini tanımlamanın, daha sonra da sözü edilen konularla Kıbrıs sorunu arasında ilişki kurmanın yararlı olacağını düşünüyorum. Karar verme, yönetim süreçlerinden biridir (diğerleri; planlama, örgütleme, iletişim, eşgüdümleme, etkileme, değerlendirme) ve yönetim sürecinin kalbi olarak değerlendirilmektedir.  Buna ek olarak, karar vermenin yönetimin özü/esası olduğu ve yöneticilerin karar verebildikleri oranda var olacakları söylenebilir. Bir ülkenin yönetimi söz konusu olduğunda, hükümet eden yöneticilerin doğru kararlar verdikleri oranda başarılı oldukları/olacakları düşünülebilir. O halde, tüm ülke yönetimlerinin karar verme gereksiniminin olması doğaldır ve Kıbrıslıtürklerin kendi hayatları ve geleceklerine ilişkin kararlarda söz sahibi olmak istemeleri son derece normal karşılanmalıdır. Bir ülkenin başka bir ülkeye “sen karar vermeyi bilmiyorsun ben senin yerine daha iyi karar verebilirim, daha iyi yönetirim” ya da “senin ülkenin ekonomik durumu kötü bu durumu ancak ben düzeltebilirim” gibi müdahaleleri elbette ki normal değildir, olamaz. Bundan daha da korkunç olanı ise, bir ülkenin yöneticilerinin kendi ülkeleriyle ilgili bütün kararların başka bir ülkenin yöneticileri tarafından verilmesine razı olmaları ve bunun böyle olmaması için eylem yapan yurttaşlarını da “vatan haini” olarak suçlamaya çalışmalarıdır. Onca normal olmayan durum içinde, sanırım ki, Kıbrıs’ın kuzeyinde yönetim sürecinde sağlıklı karar verebilmek, ip üstünde yürüyen bir cambaz kadar maharetli olmayı gerektirir.    

Özetle belirtmek gerekirse, karar verme stratejileri temelde ikiye ayrılır: Olumlu karar verme durumu “mantıklı-sistematik” olarak; Olumsuz karar verme durumları ise “içtepisel(sezgisel)”, “kararsız” ve “bağımlı” olarak adlandırılır. Stratejiler içinde bize en uygun düşen hiç kuşkusuz ki olumsuz karar verme durumlarından “bağımlı” olandır. Bağımlı karar vericiler; kendi düşüncelerinden çok başkalarının düşüncelerine önem verirler, boyun eğerler, sorunları esas karar vericinin görüşlerini alıncaya dek ertelerler, bağımsız olarak karar alamazlar, gerçeklerden kaçabilirler, donup kalırlar… “Bağımsızlığımızı” ilan ettik edeli saydığım davranışları birçok hükümetin ve siyasetçinin sergilediği aşikârdır. Oysa yapılması gereken seçenekleri dikkatle inceleme, her birinin olumlu/olumsuz yönlerini değerlendirme ve bağımsız karar vermedir. Yazının başında belirttiğim gibi, Kıbrıslırumların “ayrı devlet” veya “konfederasyon”a yaklaşmayacakları bellidir; aynı şekilde Kıbrıslıtürklerin “üniter devlet”e soğuk baktıkları açıktır. Her iki toplumun da yakınlaşabileceği tek çözümdür federasyon. Bu bilinçle görüşme masasında diğer seçenekler üzerinde ısrar etmek çözümden uzaklaşmak anlamına gelecektir. Kıbrıslırumların gerçek anlamda özgür bir adada yaşamaları ve Kıbrıslıtürklerin ise gerçek anlamda bağımsız olabilmeleri demektir federasyon. Belirtilmelidir ki, Kıbrıs Türk Devleti gibi bir öneri, geç kalınmış olsa da, Kıbrıslıtürkler için kayda değer bir çözüm arayışı olabilir…             

 

  

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1031 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler