1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. KKTC Anayasası ve Azınlık Hakları
KKTC Anayasası ve Azınlık Hakları

KKTC Anayasası ve Azınlık Hakları

Ali Dayıoğlu: Son dönemde gündemdeki konulardan bir tanesini KKTC Anayasasının yeniden kaleme alınması oluşturmaktaysa da, ne acıdır ki ne siyasi partiler, ne sendikalar, ne de sivil toplum örgütleri bu konuda gerekli katkıyı koymuşlardır

A+A-

 

 

Ali Dayıoğlu

dayioglu@kktc.net

 

 

 

Giriş

 

Son dönemde gündemdeki konulardan bir tanesini KKTC Anayasasının yeniden kaleme alınması oluşturmaktaysa da, ne acıdır ki ne siyasi partiler, ne sendikalar, ne de sivil toplum örgütleri bu konuda gerekli katkıyı koymuşlardır. Böyle bir tablonun ortaya çıkmasında başta Lefkoşa Türk Belediyesinde (LTB) yaşananlar olmak üzere iç sorunlar etkili olmakla birlikte normlar hiyerarşisinin en tepesinde bulunan bir metinle ilgili çalışmaların savsaklanmasını anlamak mümkün değildir. Ele alınan metnin KKTC Anayasası gibi hukuki bakımdan birçok eksiklikler, hatta sakatlıklar içeren bir metin olduğu düşünüldüğünde konunun önemi daha da ön plana çıkmaktadır. Neyse ki, sevgili Tufan’ın (Erhürman) Facebook sosyal paylaşım sitesinde başlattığı ve çok sayıda aydının katkı koymakta olduğu ciddi çalışma bu eksikliği gidermede önemli bir görev üstlenmiştir.    

 

Bu yazının amacı, ülkemiz hukuk sisteminde bugüne kadar neredeyse hiç ele alınmamış azınlık hakları konusunda KKTC Anayasasında nasıl bir düzenlemeye yer verilmesi gerektiğini tartışarak yeni anayasa çalışmalarına bir nebze katkı koymaktır. Bunun için de öncelikle uluslararası hukukta azınlık kavramı ve tanımı kısaca tartışılacak, ardından da KKTC’de azınlıklarla ilgili mevzuat incelenerek var olan eksiklikler saptanmaya çalışılacaktır.     

 

Uluslararası Hukukta Azınlık Kavramı ve Tanımı

 

Azınlık, kavram olarak, “belli bir topluluk içinde farklılıklar gösteren ve başat olmayan gruba verilen isimdir”.[1] Tarihin her döneminde çoğunluktan farklı özellikler gösteren daha küçük toplulukların var olduğu varsayımından hareketle, azınlık olgusuna insanların toplum halinde yaşamaya başladıkları andan itibaren rastlandığını söylemek mümkündür. Buna karşılık, azınlık kavramı Reform Hareketinin ve mutlakıyetçi krallıkların belirdiği 16. yüzyılda, yani azınlıkların korunmasının gündeme geldiği dönemde ortaya çıkmıştır.

 

         Kavram olarak bu kadar eski olmasına rağmen, bugüne kadar tüm kesimlerin üzerinde oydaşmaya vardıkları bir azınlık tanımı oluşturulabilmiş değildir. Bunun iki temel nedeni vardır: 1) Azınlık kavramının salt hukuksal değil, çok çeşitli görünümleri bulunan ve farklı çıkarları ilgilendiren sosyopolitik bir kavram olması;[2] 2)Ulusal bütünlük endişesiyle devletlerin bu konuda hukuki bir tanımla kendilerini bağlamaktan çekinmeleri.[3]

 

         Karmaşık bir nitelik gösteren azınlık kavramı sosyolojik ve hukuksal bakımlardan ele alınarak tanımlanmaya çalışılmaktadır. Sosyolojik bakımdan “bir toplulukta sayısal bakımdan azınlık oluşturan, başat olmayan ve çoğunluktan farklı niteliklere sahip olan grup” şeklinde tanımlanabilecek olan azınlık kavramı bu açıdan genelde “ezilmiş” olmayı içermektedir. Buna göre eşcinseller, resmî çevreler ve toplumun geneli tarafından kabul edilmeyen dinsel inançlara sahip bulunanlar, uyuşturucu bağımlıları, evsizler, hatta kadınlar birer azınlıktır.[4]

 

         Azınlık kavramının hukuksal bakımdan tanımlanması konusunda tüm durumları kapsayan ve bütün devletlerce kabul edilen bir tanımın bugüne kadar yapılamamasına rağmen, azınlıklarla ilgili çeşitli uluslararası belgelerde azınlık kavramını tanımlamada birbirine benzer ölçütlerin kullanılması bazı tanımları ortaya çıkarmıştır.

 

Bunların en önemlisi Birleşmiş Milletler (BM) Ayrımcılığın Önlenmesi ve Azınlıkların Korunması Alt Komisyonu Özel Raportörü Francesco Capotorti’nin 1976’da yürürlüğe giren BM Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesinin azınlıkların korunmasına ilişkin 27. maddesi bağlamında bu maddenin uygulama alanını belirlemek amacıyla hazırladığı incelemede 1978’de yaptığı tanımdır. Sonraki tanım denemelerinin temel çerçevesini oluşturan tanımda Capotorti azınlığı şu şekilde tarif etmiştir: “Başat olmayan bir durumda olup, bir devletin geri kalan nüfusundan sayısal olarak daha az olan, bu devletin uyruğu olan üyeleri etnik, dinsel ve dilsel nitelikler bakımından nüfusun geri kalan bölümünden farklılık gösteren ve açık olarak olmasa bile kendi kültürünü, geleneklerini ve dilini korumaya yönelik bir dayanışma duygusu taşıyan bir gruptur.”[5] 

 

Öğretide büyük ölçüde paylaşılan Capotorti’ninki başta olmak üzere, dikkate alınan diğer tanımlar incelendiğinde bunların dördü objektif, biri de sübjektif olmak üzere beş temel ölçüte dayandıkları görülmektedir. Buna göre, bir azınlık grubunun varlığından söz edebilmek için gerekli olan ilk ölçüt, bir devletin nüfusunun geri kalanından farklı etnik, dinsel ya da dilsel özellikler taşıyan bir grubun varlığıdır.[6] Burada belirtilmesi gereken önemli bir husus azınlık oluşturan grupların ilgili devlet tarafından hukuken tanınıp tanınmamalarının önem taşımadığıdır.

 

         İkinci ölçüt olarak, etnik, dinsel ya da dilsel özellikleri nedeniyle nüfusun geri kalanından ayrılan grupların çoğunluktan sayıca az olmaları gerekir.

 

         Üçüncü olarak, azınlığın başat-egemen bir pozisyonda olmaması gerekir. Bu ölçüt azınlığın sayısal olarak nüfusun geri kalanından daha az olması gerektiği koşulunu tamamlamaktadır. Ülke yönetimini ve ülkenin tüm olanaklarını elinde bulunduran, toplumun geriye kalan kesimine kurumsallaşmış bir ayrımcılık uygulayan ve nüfusun geneline göre sayıca az olan egemen konumdakilerin değil, ayrımcılığa muhatap kalan nüfusun geriye kalan kesiminin korunması gerekmektedir. Burada egemen olmama ölçütü yalnızca siyasi güç bakımından değil, ekonomik, kültürel ve sosyal statü bakımından da egemen olmama şeklinde anlaşılmalıdır.[7]

 

         Dördüncü olarak, azınlık haklarından yararlanacak kişilerin bulundukları ülkenin vatandaşlığına sahip olmaları gerekmektedir. Bu durumda yabancılar, sığınmacılar, uyruksuzlar azınlık tanımının dışında kalmaktadırlar. Bununla birlikte günümüzde vatandaş olmayanların da azınlık haklarından yararlanmaları gerektiği yönündeki görüşler sıkça dile getirilmeye başlanmıştır.

 

         Bir azınlık grubunun varlığından söz edebilmek için söz konusu dört objektif ölçütün yanı sıra, bir de sübjektif ölçütün varlığı gereklidir. Buna göre, bir devletin nüfusunun geri kalanından farklı etnik, dinsel ya da dilsel özellikler taşıyan grubun bu farklılıklarını korumayı isteyen bir azınlık bilincine sahip olması gerekir. Aksi takdirde söz konusu grubun asimile olmak istediği anlaşılır ve bu grup azınlık olarak nitelendirilemez. Sınıf bilinci olmadan sosyal sınıf olamayacağı gibi, azınlık bilinci olmadan da azınlık olamaz.[8] Özellikle 1991 tarihli ulusal azınlıklarla ilgili Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı (AGİK) Cenevre Uzmanlar Toplantısından itibaren bir grubun azınlık sayılabilmesi için objektif koşulların tümünün mevcut olmasının yeterli olmadığı, bu konuda azınlık bilincinin belirleyici bir koşul olarak kabul edildiği görülmektedir.[9]

 

KKTC’de Azınlıklarla İlgili Mevzuat

 

Kuzey Kıbrıs’ta yürürlükte olan mevzuatta azınlık haklarıyla ilgili bir düzenleme bulunmadığı gibi, hiçbir azınlık grubu da herhangi bir hukuki statüye sahip değildir. Bu durum 1985 tarihli KKTC Anayasasında açıkça görülmektedir. 164 maddeden oluşan ve birçok konuyu düzenlemeyi amaçlayan bir metin olmasına rağmen Anayasa’da azınlık haklarıyla doğrudan ilgili bir düzenleme yer almamaktadır. Var olanlar yalnızca negatif haklar getiren dolaylı düzenlemeler niteliğindedir. Azınlık haklarını koruma altına almaya yönelik pozitif haklara Anayasa metninde yer verilmemiştir.[10] Dolayısıyla KKTC Anayasasında yalnızca ayrımcılığın önlenmesine yönelik düzenlemelerin var olduğu, azınlıkların korunmasına ilişkin hükümlerin bulunmadığı görülmektedir.[11] Negatif haklar getiren ve ayrımcılığın önlenmesini amaçlayan maddeler arasında Anayasa’nın eşitlikle ilgili 8. maddesi ile “Temel Haklar, Özgürlükler ve Ödevler” başlığını taşıyan İkinci Kısım’da yer alan birçok maddeyi saymak mümkündür. Başta Anayasa olmak üzere mevzuatta var olan eksiklikleri gidermek amacıyla KKTC Cumhuriyet Meclisi 12 Mart 1996’da BM Çocuk Hakları Sözleşmesini, 19 Temmuz 2004’te de BM Her Türlü Irk Ayrımcılığının Kaldırılması Uluslararası Sözleşmesi ile BM Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesini kabul edip iç hukukun bir parçası haline getirmiştir. Özellikle Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesinin 27.,[12] Çocuk Hakları Sözleşmesinin de 30. maddesinin[13] kabulü KKTC yönetimini azınlıkların kimliklerini koruma yönündeki faaliyetlerine karışmama gibi negatif bir tutum almanın yanı sıra, bu yöndeki faaliyetlerini kolaylaştırıcı önlemler alma konusunda bir de pozitif yükümlülük altına sokmuştur.[14]

 

Çocuk Hakları Sözleşmesi ile Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesinin iç hukuka aktarılmasının ardından, 2007’de başlatılan KKTC Anayasasını değiştirme çalışmaları sırasında azınlık haklarıyla ilgili bir düzenlemeye yer verme hususu gündeme gelmiştir. Dönemin iktidar partisi Cumhuriyetçi Türk Partisi-Birleşik Güçler (CTP-BG) konuyla ilgili öneri sunan tek siyasal parti olmuştur. Anayasa taslağının 12/A. maddesinde yer alması öngörülen düzenleme “Devlet, ülkede yaşayan azınlıkların bu niteliklerinden kaynaklanan haklarını yasa ile koruma altına alır” hükmünü içermekteydi. KKTC Anayasasında bugüne kadar herhangi bir değişiklik yapılmadığından, azınlık haklarıyla ilgili ne CTP-BG’nin önerdiği ne de başka bir düzenleme Anayasa metnine girmiştir.[15]

 

Yeni Anayasada Azınlık Haklarıyla İlgili Nasıl Bir Düzenlemeye Yer Verilebilir?

 

Uluslararası hukukta azınlık haklarıyla ilgili olarak yukarıda değindiğimiz düzenlemeler göz önünde bulundurulduğunda elimizdeki tek somut metin olan CTP/BG’nin önerisinin geliştirilmeye açık olduğu görülmektedir. İlk olarak, öneride geçen “azınlıklar” yerine “etnik, dinsel ya da dilsel azınlıklara mensup kişiler” ifadesinin kullanılması gerekmektedir. Bu, iki açıdan önemlidir: 1) “Etnik, dinsel ya da dilsel azınlıklara mensup kişiler” ifadesine yer verilmesi, korumanın hangi grupları kapsadığını gösterecektir; 2) Uluslararası hukukta azınlık haklarıyla korunmak istenen, bazı istisnai durumlar haricinde,[16] grup olarak azınlıkların değil, azınlıklara mensup kişilerin haklarıdır. Bundan dolayı, konuyla ilgili tüm uluslararası belgeler azınlıklara mensup kişilerin haklarını korumaya yönelik olarak düzenlenmişlerdir. Uluslararası hukukta gruplar değil, kişiler hak öznesidirler. Bundan dolayı birçoğu kolektif olarak kullanıldıkları halde azınlık hakları kolektiviteye (gruba) değil, söz konusu gruba mensup kişilere verilmiştir. Dolayısıyla, Anayasa’da yer verilmesi gereken düzenleme azınlık haklarını değil, azınlıklara mensup kişilerin haklarını güvence altına alacak şekilde formüle edilmelidir.  

 

İkinci olarak, önerideki “bu niteliklerinden kaynaklanan hakları” ifadesi muğlâk olduğundan, bunun yerine azınlıklara mensup kişilerin haklarının açıkça sayılması, hakların korunması açısından daha sağlıklı bir sonuç verecektir. Tüm bunlardan hareketle yeni anayasa metninde azınlık haklarıyla ilgili şöyle bir düzenlemeye yer verilebilir: “Etnik, dinsel ya da dilsel azınlıklara mensup kişiler, gruplarının diğer üyeleriyle birlikte, kendi kültürlerini yaşamak, kendi dinlerini açıkça ilan etmek ve gereklerini yerine getirmek ve kendi dillerini kullanmak hakkından yoksun bırakılamazlar. Devlet, söz konusu hakların kullanımını sağlamak için gerekli koşulları yaratmakla yükümlüdür.” 

 

 

 



[1] Baskın Oran, Küreselleşme ve Azınlıklar, 4. B., Ankara, İmaj Yayıncılık, 2001, s. 66.

[2] Baskın Oran, Türk-Yunan İlişkilerinde Batı Trakya Sorunu, 2. B., Ankara, Bilgi Yayınevi, 1991, s. 39-40.

[3] Naz Çavuşoğlu, Uluslararası İnsan Hakları Hukukunda Azınlık Hakları, İstanbul, Bilim Yayınları, 1999, s. 24.

[4] Oran, Küreselleşme ve Azınlıklar, s. 67; Füsun Üstel, “Ulusal Devlet ve Etnik Azınlıklar”, Birikim, No. 73, (Mayıs 1995), s. 13.

[5] Francesco Capotorti, Study on the Rights of Persons Belonging to Ethnic, Religious and Linguistic Minorities, E/CN. 4/Sub. 2/384/Rev. 1, New York, United Nations, 1979, para. 568.

[6] Ancak, bütün etnik, kültürel, dinsel veya dilsel farklılıkların mutlaka ulusal azınlıkların oluşumuna yol açmadığı, burada sübjektif ölçütün, yani azınlık bilincinin varlığının belirleyici olduğu ifade edilmektedir. Baskın Oran, Türkiye'de Azınlıklar: Kavramlar, Teori, Lozan, İç Mevzuat, İçtihat, Uygulama, 5. B., İstanbul, İletişim Yayınları, 2008, s. 40.

[7] Jelena Pejic, “Minority Rights in International Law”, Human Rights Quarterly, Vol. IXX, No. 3, (August 1997), s. 671.

[8] Oran, Türk-Yunan İlişkilerinde Batı Trakya Sorunu, s. 42.

[9] Buraya kadar aktarılan bilgiler için bkz. Ali Dayıoğlu, Toplama Kampından Meclis’e: Bulgaristan’da Türk ve Müslüman Azınlığı, İstanbul, İletişim Yayınları, 2005, s. 21-31; Ali Dayıoğlu, Kuzey Kıbrıs’ta Azınlık Hakları, Lefkoşa, Kıbrıslı Türk İnsan Hakları Vakfı Yayınları, 2012, s. 9-12.

[10] Negatif haklar bir toplumda azınlık-çoğunluk ayrımı yapılmadan herkese tanınan bireysel haklar iken, pozitif haklar yalnızca çoğunluğa göre dezavantajlı durumda olan azınlık gruplarına mensup kişilere verilen artı haklardır. Burada bir azınlık grubunun farklı özelliklerini koruması çok güç olduğundan, azınlıklara özel birtakım haklar verilerek çoğunlukla eşitlik sağlanmak istenmektedir. Eşitsiz koşullarda bulunan taraflara eşit kurallar uygulandığı zaman ortaya eşitsiz sonuçların çıkacağı açıktır. Bu konuda bkz. Nigel S. Rodley, “Conceptual Problems in the Protection of Minorities: International Legal Developments”, Human Rights Quarterly, Vol. XVII, No. 1, (February 1995), s. 50.

[11] Negatif hak-pozitif hak ayrımının bir uzantısı olan ayrımcılığın önlenmesi-azınlıkların korunması ayrımı da azınlık hakları bakımından önemli bir yer tutmaktadır. Buna göre, ayrımcılığın önlenmesi ile azınlıkla çoğunluk arasında eşitliğin sağlanması amaçlanırken, azınlıkların korunmasında çoğunlukla eşit muamele görmek isteyen, bununla birlikte temel özelliklerini koruyabilmek amacıyla ayrıca bir de farklı muamele talep eden başat olmayan grupların korunması amacı söz konusudur. Ayrımcılığın önlenmesi-azınlıkların korunması ayrımı ve bu iki kavramın birbiriyle ilişkisi için bkz. Oran, Türkiye'de Azınlıklar: Kavramlar, Teori, Lozan, İç Mevzuat, İçtihat, Uygulama, s. 36-37.

[12] Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesinin 27. maddesi şu düzenlemeyi içermektedir: “Etnik, dinsel ya da dilsel azınlıkların bulunduğu ülkelerde, bu azınlıklara mensup kişiler, gruplarının diğer üyeleriyle birlikte, kendi kültürlerini yaşamak, kendi dinlerini açıkça ilan etmek ve uygulamak, ya da kendi dillerini kullanmak hakkından yoksun bırakılamazlar.”

[13] Çocuk Hakları Sözleşmesinin 30. maddesi şu düzenlemeyi içermektedir: “Soya, dine ya da dile dayalı azınlıkların ya da yerli halkların var olduğu devletlerde, böyle bir azınlığa mensup olan ya da yerli halktan olan çocuk, ait olduğu azınlık topluluğunun diğer üyeleriyle birlikte kendi kültüründen yararlanma, kendi dinine inanma ve bunu uygulama ile kendi dilini kullanma hakkından yoksun bırakılamaz.”

[14] “Uluslararası Andlaşmaları Uygun Bulma” başlığını taşıyan KKTC Anayasasının 90. maddesinin 5. fıkrasına göre usulüne göre yürürlüğe konulmuş uluslararası antlaşmalar yasa hükmünde olup bunlar hakkında Anayasa’ya aykırılık iddiasıyla Yüksek Mahkeme’ye başvurulamamaktadır. Bu hüküm ile 27. maddenin niteliği göz önünde bulundurulduğunda Anayasa’da konuyla ilgili var olan eksikliğin giderilmeye çalışıldığı görülmektedir. Bununla birlikte, KKTC Anayasasının 90. maddesinde yapılacak bir değişiklikle yasalar ile temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası antlaşma hükümlerinin çatışması halinde uluslararası antlaşmaların esas alınacağının belirtilmesi uluslararası hukuka uygunluğun sağlanması açısından önemli bir gereklilik olarak karşımıza çıkmaktadır.

[15] Mevzuattaki eksikliklere rağmen 31 Temmuz-2 Ağustos 1975 tarihleri arasında Kıbrıslı Türk ve Rum liderler Rauf R. Denktaş ile Glafkos Klerides arasında Viyana’da yapılan toplumlararası görüşmelerin üçüncü turunda Kuzey Kıbrıs’ta kalan Rumların haklarıyla ilgili alınan kararların günümüzde de geçerli olduğunu, dolayısıyla Kıbrıs Türk makamlarını hukuken bağladığını hatırlatmak gerekmektedir. Kararlar için bkz. Dayıoğlu, Kuzey Kıbrıs’ta Azınlık Hakları, s. 26.

[16] Bir bütün olarak azınlık gruplarına verilen haklar arasında özel temsil ve özel avlanma hakları gibi haklar sayılabilir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1652 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler