1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. KISSADAN HİSSE…
KISSADAN HİSSE…

KISSADAN HİSSE…

Aşağıdaki hikayeyi bir dostum gönderdi geçenlerde… “Neden, hepimiz hayat yorgunuyuz?” sorusuna bir yanıt olarak… İnsanoğlunun giderek büyüyen açgözlülüğünü kullanan uluslar arası sermayenin sırtımıza yükledikleri yetmezmiş gibi;

A+A-

Aşağıdaki hikayeyi bir dostum gönderdi geçenlerde…

“Neden, hepimiz hayat yorgunuyuz?” sorusuna bir yanıt olarak…

İnsanoğlunun giderek büyüyen açgözlülüğünü kullanan uluslar arası sermayenin sırtımıza yükledikleri yetmezmiş gibi; biz de anlamsız sorunlar yığıyoruz (hem kendimizin hem de çevremizdekilerin) sırtımıza…

Hayallerimizin, coşkularımızın, yaşama sevincimizin yerine; yarattığımız/dayatılan sorunları yüklenip kamburlaştırıyoruz sırtımızı…

Sırtımız kamburlaştıkça ileriyi daha az görmeye başlıyor; sürekli birilerinin önünde eğili kalmak zorunda oluyor ve en sonunda ayak parmaklarımızın ötesini göremez hale geliyoruz…

Kamburlaşan sırtımıza ha bire birileri binip; taşınmaz hale gelen yükümüzü daha da artırıyor ve bir kez eğilmenin alışkanlığıyla; her gelenin önünde eğilir görüntüsünden kurtulamıyoruz…

İnsanoğlu, İNSANLIĞI’nı iki ayağı üzerinde dikilmesinden sonra kazanmıştı oysa… Bu halimizle biz her geçen gün daha çok uzaklaşıyoruz insanlığımızdan…

Bu durumdan nasıl mı kurtulabiliriz… İşte siz kıssadan hisse çıkarabileceğiniz o küçük öykü:

 

SARTEBUS VE KIM.... Antik zamanlarda yaşamış yaşlı bir adamla, genç bir çocuğun hikayesidir bu:

Yaşlı adamın adı SARTEBUS, genç çoçuğunki ise KIM’di... Kim, yalnız yaşayan, yiyecek ve başını örtecek bir çatıdan çok, bir neden arayan, köyden köye dolaşan bir yetimdi. “Neden” diye merak ederdi; “Neden her şey bu kadar zor? Biz kendimiz mi zorlaştırıyoruz, yoksa mücadele etmemiz gerektiği için mi?”

Bunlar, Kim kadar genç bir çocuk için bilgece düşüncelerdi...

Bir gün, aynı yolda seyahat eden yaşlı bir adamla tanıştı.

Yaşlı adam, oldukça ağır görünen, üzeri örtülü, büyük bir sepet taşıyordu. Yol kenarında mola verdiklerinde, yaşlı adam yorgun bir halde sepetini yere koydu. Kim’e, sanki “yaşlı adam varını-yoğunu bu sepette taşıyormuş” gibi geldi. “Sepetin içinde onu bu kadar ağır yapan ne var?” diye sordu Kim, Sarbetus’a…

- “Onu senin için taşımak beni mutlu edecektir. Ne de olsa sana göre çok genç ve güçlüyüm!

- O senin, benim yerime taşıyabileceğin bir şey değil” diye yanıtladı yaşlı adam.

- “Kendim taşımam gereken bir şey”. Ve ekledi... “Bir gün, kendi yolunda yürüyeceksin ve benimki kadar ağır bir sepet taşıyacaksın.”

Günlerce ve kilometrelerce birlikte yürüdüler ve Kim, Sarbetus’a “insanların neden böyle kendi kendilerine eziyet ettikleri” hakkında sorular sordu. Ama ne yanıtlarını öğrenebildi, ne de yaşlı adamın taşıdığı sepetin içindeki ağır yükün ne olduğunu...

Sonunda Sarbetus, artık daha fazla yürüyemeyeceği ve son kez dinlenmek için uzandığı zaman, sepetin içindeki sırrı söyledi ve neden insanların kendi kendilerine eziyet ettiklerinin yanıtını da verdi:

- “Bu sepette” dedi Sarbetus, “kendim hakkında inandığım ama gerçek olmayan şeyler var. Onlar, yolculuğum boyunca ağırlık yapan taşlardı.” “Şüphenin her çakıl taşının, tereddüdün her kum tanesinin ve yanılgının yol boyunca topladığım her kilometre taşının ağırlığını sırtımda taşıdım. Bunlar olmadan çok ilerilere gidebilirdim.

Hayalimde canlandırdığım insan olabilirdim. Ama bunlarla, yolun sonunda, gördüğün gibi baş başayım…” Ve sepeti kendisine bağlayan ipleri bile çözemeden, yaşlı adam gözlerini kapadı, son uykusuna daldı...

Kim, sepeti Sarbetus’un sırtından çözdü ve içini merakla açtı... Sepetin içi boştu!

... Ve o anda sorularının yanıtını anlar gibi oldu:

Çoğumuz, sırtımızdaki bir sepette korkularımızı ve kendi oluşturduğumuz sınırlarımızı taşıyarak yaşadığımız için, hayallerimizle birlikte gömülüyoruz.!

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 719 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler