1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Kimlik Üzerine Üç Çıkışma
Kimlik Üzerine Üç Çıkışma

Kimlik Üzerine Üç Çıkışma

Gürgenç Korkmazel: Gerek sözlü gerekse yazılı olarak insan, erkek ve Kıbrıslıtürk olmanın altları çok fazla çiziliyor gündelik Kıbrıs hayatında. Buna karşı söyleyeceklerim var...

A+A-

 

 

Gürgenç Korkmazel

gurgench@yahoo.co.uk

 

 

Gerek sözlü gerekse yazılı olarak insan, erkek ve Kıbrıslıtürk olmanın altları çok fazla çiziliyor gündelik Kıbrıs hayatında. Buna karşı söyleyeceklerim var...

 

1.Yüzde Yüz İnsan Değilim

Avcılar, ‘av hayvanları’ dedikleri güzelim kuşları ve tavşanları vurup vurup öldürüyor. Toprakla uğraşanlar adına ‘ilaç’ dedikleri zehirlerle böceklerin kökünü kazıyor; ürettikleri meyve sebzeyle sağlığımıza kastediyorlar. Sürücüler, kedi köpekler yanında, tilki, kirpi, yılan, baykuş gibi yabani hayvanları da ezip geçiyor. Yani, kısaca ifade edecek olursak uygarlık adına çevresindeki her türlü canlının canına okuyor insan.

Hava, su, toprak hepsi kirlendi, kirleniyor, bir tek ateş temiz kalıyor. Bütün bu kirlenmelerin, bozulmaların arkasında kim var, gayet tabii ki insan! İnsanın insana yaptığı kötülükler, savaşlar, hâlâ daha bir yerlerde açlıktan ölen çocukların varolduğu haberleri sinek vızıltısı gibi geliyor artık kulaklara. Durum böyle olunca, insanın ağaçlara, hayvanlara, denizdeki canlılara, genel olarak doğaya yaptıklarını kim umursar!?

Güçlü taraf zayıf tarafı dize getirmeye, ezmeye, hatta yoketmeye mi çalışır hep? İnsan güçlü, bitkiler ve hayvanlar zayıf mı? Bu insanlarla diğer canlılar arasında tek taraflı bir savaş mıdır? Eğer öyleyse hayvanlardan tarafım, hayvanım ben. Ağaçların ve hayvanların değil ama insanların adını hep unutuyorum zaten.

İnsan olarak gerekenden fazla tüketiyor, gerekenden fazla çöp çıkarıyor ve doğal yaşamı yok ediyoruz. Kaynaklar kurumadıkça sistem bize bunu dayatıyor ve dayatmaktan vazgeçmeyecek. 

Uygarlık hiç de doğanın yararına değil. Bunca gelişme ve ilerlemenin sonunda gelinen noktadan gurur değil, utanç duyuyorum ben.

 

2.Yüzde Yüz Erkek Değilim

Dedemin nenemi yıllarca ne kadar çok ezdiğinin hikayesini dinleyerek büyüdüm. “İşemeye bile bırakmazdı beni çıkayım dışarı” diye anlatır Nenem. Hatta, tek kardeşinin düğününe bile “öküzlere bakacan” diyerek gitmesine izin vermemiş zamanında.

Babamın annemi sömürdüğünü görerek büyüdüm. Hâlâ daha gün içinde annem babamdan birkaç kat daha fazla çalışır. Babam sabahları kalktığında çorapları görebileceği bir yerde değilse, çoraplarını bulup versin diye annemi çağırır.

Erkek egemen toplumun kadınlara karşı ne kadar baskıcı olduğunu, onlara ne kadar çok haksızlık ve adaletsizlik yaptığını gördüm, görüyorum.

Toplum denince aklıma ilkin toplumu yöneten erkekler geliyor (askerler, avcılar, çöp çıkartanlar, kravatlılar, vs.) John Zerzen’in, “bireyin, doğanın ve insan dayanışmasının yok oluşu pahasına ilerleyen totalleştirici curcuna” diye tanımladığı toplumla, evet sorunum var. Toplumu sevmiyorum. Nasıl seveyim? 60’lı 70’lı yıllarda, seri cinayetler işleyen, kadınları ve çocukları öldüren erkekler var bu toplumun içinde ve buna seyirci kalan başka erkekler. Hepsi de bilinen şeyler.

Savaşlar, kavga dövüş bir yana, erkekler (sapına kadar erkek olanlar) tarafından kadınlara ve çocuklara uygulanan her türlü şiddet; eşcinsel, bi-seksüel, travesti, transseksüellere yapılan ayrımcılık, yasalar tarafından verilmeyen haklar varken ben nasıl yüzde yüz erkek olabilirim ki? Değilim. Kadınların tarafındayım. Dişiliğimle barış içindeyim. Hatta duyarlılığımın da, yaratıcılığımın da oradan geldiğine inanıyorum.

 

3.Yüzde Yüz Kıbrıslıtürk Değilim

Kıbrıslıtürkler 74’ten önce Kıbrıslırumların, 74’ten sonra da Türkiyelilerin ‘kurban’ı olarak gördüler, görüyorlar kendilerini. Hep bir ‘yok olma’ korkusuyla yaşıyorlar. Bir gün gelip gerçekten de yok olacaklar mı?

Şöyle söyleyim, Türkçe konuşsam, yazsam da Türklüğüm şüphelidir, öncelikle Kıbrıslıyım ben. Kıbrıslı olmak, yani karışık, bozuk, melez, piç, kozmopolit veya hybrid olmak yetiyor bana. Bir gün çocuklarımın torunlarının adının Mariya, Meryem veya Mary, Ahmet, Yorgos veya George olması o kadar da önemli değil. Kıbrıslı olmaları, adaya ve bu kültüre sahip çıkmaları daha önemlidir. Kıbrıslı olmak yeterli derecede yerli olmaktır benim için.

Kıbrıslıtürkler, can simidi diye Kıbrıslılığa tutunuyorlar bir süredir, ama Kıbrıslılığın ne olduğunu bilmiyorlar veya bunu sadece köken gururu, diyalekt ve mutfak kültürüne indirgiyorlar.

Yani, nasıl ki 500 yıl önce bu adada yaşayan, kendilerine ‘Kıbrıslı’ demeseler de, Kıbrıslılar vardı, 500 yıl sonra da kendilerine ne ad verirlerse versinler Kıbrıslılar olacak. Ada batmadığı sürece böyle sürüp gidecek bu.

Toplum, kitle (birey olamamış ben’ler güruhu), bireyden çok daha zalim ve kötüdür. (“Birey, özerklik talepleriyle birlikte, çoğu zaman eski toplumsal normlara, cemaatin kısıtlamalarına, biz’in tiranlıklarına karşı kurulmuştur.” der Philippe Corcuff. Ayrıca Bireyciliği de, hümanist bireycilik ve dar faydalılık - faydacı egoizm bireyciliği diye ikiye ayırır). Her fırsatta dile getiriyorum. Sanırım anarşist tarafım ağır bastığından, hiçbir zaman iyi bir sosyalist olamadım.

Toplum veya sizin ‘halk’ dediğiniz şeyle ilk gençliğimden beri kavga içindeyim ben. Toplumun dışında olmam mümkün değil, ama kenarındayım (ya da, ne içindeyim ne dışındayım) ve bu açıdan çok iyi görünüyor her şeyin iç yüzü.

Peki durum böyleyken mutlu olabilir miyim? Yaşam içindeki amacım mutluluk değil aslında, ama şu kadarını söyleyebilirim ki hem mutluyum hem mutsuz – bireysel olarak mutluyum, ama toplumsal olarak değil...

        

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1104 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler