1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Kim İnsan Sayılır?
Kim İnsan Sayılır?

Kim İnsan Sayılır?

Geçtiğimiz günlerde “dağda ölen teröriste ağlamayan insan değildir” diyerek Türkiye’nin Kürt Sorununa başka bir açıdan bakılması gerektiğinin altını çizen Diyarbakır Emniyet Müdürü Recep Güven’in başına gelmedik kalmadı. Türkiye Ba

A+A-

 

 

Geçtiğimiz günlerde “dağda ölen teröriste ağlamayan insan değildir” diyerek Türkiye’nin Kürt Sorununa başka bir açıdan bakılması gerektiğinin altını çizen Diyarbakır Emniyet Müdürü Recep Güven’in başına gelmedik kalmadı. Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan neredeyse övünerek “biz teröriste ağlamayız” deyince, bu açıklamayı “işaret fişeği” sayanlar nefret söylemine varan açıklamalar yapmaya başladılar. Pek açıktır ki, Recep Güven’e karşı linç kampanyasını başlatanların ya kendilerinde bir “insanlık ayıbı” var ya da “dağda ölen teröristi” insan saymıyorlar. Aslında bu tür açıklamaları yapanların çoğu “bırakın dağda ölen teröristti”, yolda yürüyen Kürt’ü de insan saymıyor.

Milliyetçiliğin hanesine yazabileceğimiz en önemli özelliklerinden biri de “biz” grubunun “üstün” insanlardan oluştuğu tasavvuru ile “ötekilerin” insandan sayılmamasıdır. Judith Butler ‘Kırılgan Hayat’ adlı çalışmasında tam da bu noktaya parmak basıyor. “Kim İnsan Sayılır?”, “kimin yaşamı yaşam sayılır?”, “bir yaşamı yası tutulabilir kılan nedir?” türünden sorular soran Butler, “yaralanabilirlik” ve “kayıp” temelinde milliyetçilik-ötesi bir cemaat tasavvur ediyor. Karşılıklı bağımlılık ve ilişkisellikle birbirimize bağlı olduğumuz gerçeğinden yola çıkarak her “sen”de biraz “ben” her “ben”de biraz “sen” olduğunu kavrarsak, hepimizin eşit ölçüde “yaralanabilir” varlıklar olduğumuzun bilincine varır, şiddet ve kayıplarımız konusunda seçici davranmayız. Butler’in bu düşüncesinin hayat bulabilmesi için “bütün kayıpların bizim sayılması” gerekiyor. Ne var ki, milliyetçilik tam da böyle bir algının oluşmasını engelliyor. Milliyetçi öğretide her kayıp “bizim” kaybımız sayılmadığı gibi, her insan da “insan” sayılmıyor. Kiminin insan, kiminin de insan sayılmadığı bir ortamda ise Judith Butler’in ifade ettiği türden bir “yas hiyerarşisi” ortaya çıkıyor. “Bizden” olanların “ölüm ilanlarında yaşamlar çabucak derlenip özetleniyor, insanlaştırılıyor, genelde evli oluyor, ya da evlenmek üzere, heteroseksüel, mutlu, tekeşli.” “Onların” yaşamları ise sadece istatistiki bir veri! Judith Butler, “ABD’nin desteklediği İsrail ordusu tarafından öldürülen binlerce Filistinliyi ya da çoluk çocuk sayısız Afgan’ın adlarını neredeyse hiç duymuyoruz” diyerek soruyor: “Onların adları ve yüzleri, kişisel tarihleri, aileleri, hobileri, yaşamlarını belirleyen sloganları yok mu?”

Hayır yok! Onlar sadece istatistiki bir verdir!

          Oral Çalışlar 11 Temmuz 2010 tarihli Radikal gazetesinde yazdığı bir yazıda Türkiye’de yaşanan şiddet olayları ve kayıplar karşısında takınılan tavırları, Türk ve Kürt cephelerinin tutum ve davranışlarını anlatırken benzer bir noktanın altını çiziyor. Şiddettin kurbanlarının nasıl bazen “insan”, bazen de “istatistikî bir veri” olarak görüldüğünü çarpıcı bir biçimde ortaya koyuyor: “Günlerdir Hakkâri, Şemdinli, Diyarbakır, Van gibi birçok Güneydoğu il ve ilçesinde öldürülen PKK’lılar için törenler düzenleniyor. Cenazeleri karşılamaya giden topluluklar, ‘Şehidimiz hoş geldin’ pankartları açıyor. Öldürülen PKK’lıların ailelerine verilmeyip, çatışma yerinde gömüldükleri gerekçesiyle büyük gösteriler yapılıyor, polisle çatışmalar çıkıyor. Kürt kimliğini savunan siyasi akımın etkili olduğu yörelerde öldürülen PKK’lılar ‘terörist’ diye değil ‘şehit’ diye karşılanıyor ve öyle muamele görüyorlar. Güneydoğu’nun son günlerdeki manzarası bu... Bir diğer ifade ile söylemek gerekirse: Orada tamamen farklı bir psikoloji ve tamamen farklı bir kamuoyu oluşmuş durumda... Türkiye’nin batısında PKK saldırılarında yaşamlarını yitiren askerlerin cenazeleri kaldırılıyor. TV kanalları, gazeteler, cenaze törenlerini, asker ailelerinin acılarını kamuoyuna yansıtıyorlar. Cenaze törenlerinde ‘Şehitler ölmez vatan bölünmez. Kahrolsun PKK’ sloganları atılıyor. Batı’daki kamuoyu öldürülen PKK’lıların sayılarını, nerede öldürüldüklerini TV’lerden öğreniyor. Onların isimlerini  bilmiyor, kim olduğuna pek de aldırmıyor. İşin o boyutu, egemen kamuoyu için fazla bir anlam ifade etmiyor. Batıdaki kamuoyu için, öldürülen PKK’lılar, bir istatistikten öte bir anlam taşımıyor.”

Evet, milliyetçilik en son kertede “kimin insan” sayılıp “kimin sayılmayacağını” belirliyor. Böyle olduğu için de hem rahatlıkla şiddet uyguluyor hem de karşı-şiddettin kapılarını açıyor. Peki ama, insan saymadığınız “yaratıklarla” birlik ve bütünlük içinde yaşamamız mümkün mü? Ülkenin bütünlüğünü korumak mümkün mü? Belki şiddet ve baskı ile bu bir süre için mümkün olabilir. Fakat rızaya dayalı bir birliktelikten söz etmek asla mümkün değildir.

Dağda ölen Kürt’e ağlayamıyorsanız zaten “ölüsünüz” demektir. Ve bu tür insanların çoğunlukta olduğu bir ülke çoktan bölünmüş demektir…

 

 

 

 

Bu haber toplam 1435 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler