1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Kim daha marjinal?
Kim daha marjinal?

Kim daha marjinal?

“Margin” Fransızcada kenar, sınır demek. Bu kelimeden türeyen “marginal” kelimesi kenara ait, asıl konuya dahil olmayan veya ikinci anlam olarak “toplum düzeninin dışında kalan” anlamını taşıyor. Kelimenin Türkçe versiy

A+A-

 

 

“Margin” Fransızcada kenar, sınır demek. Bu kelimeden türeyen “marginal” kelimesi kenara ait, asıl konuya dahil olmayan veya ikinci anlam olarak “toplum düzeninin dışında kalan” anlamını taşıyor. Kelimenin Türkçe versiyonu olan “marjinal”, özellikle siyaset arenasında uzun zamandır kullanımda olan bir kelime. Hiç iltifat olarak kullanıldığını görmedim. Genellikle dışlayıcı bir işleve sahip. En çok şahit olduğumuz kullanımı: Bir siyasi görüşü savunan grubun, marjinal olduğu iddiasıyla kaale alnmaması gerektiğinin söylenmesi. Marjinal ile azınlık kelimeleri bire bir aynı anlamı taşımasa da genellikle birbirine paralel bir yol izlemekte. Kenarda olan, uçta olan genellikle azınlık olmayı da göze almış oluyor. Çoğunluğun marjinal olduğu durumlar yok mu? Olmaz olur mu. Örneğin Hitler Almanyası Nasyonal Sosyalizm gibi sağın en ucunda olan bir ideolojiyi halkın çoğunluğuna benimsetmiş olup hem marjinal hem de çoğunluk olanlara bir örnek. Marjinal bir çoğunluk sözkonusu olduğunda ise o çoğunluk sayısal gücünü, marjinalitesini sisteme dönüştürmek ve normalleştirmek için kullanıyor. Örneğin bir kişinin sürekli zıplayıp bağırması günlük hayatta marjinal bir davranış ancak eğer İnönü Stadı’nda Beşiktaş’ın Çarşı grubu ile birlikte maç izliyorsanız, zıplamayı reddetmek neredeyse linç edilmenizi gerektirecek kadar marjinal bir düşünce oluyor. Türkiye Başbakanı Erdoğan’ın geçtiğimiz günlerde “Kuzey Kıbrıs'ı o marjinallere bırakmayız” demesi kelimenin popülaritesinin katlanmasına sebep oldu. Cüneyt Arkın filmlerinin o klasik sahnesinde Bizans askerlerinin “Hanginiz Kara Murat?!” diye soruşuna, orda bulunan kalabalığın Kara Murat’ı korumak ve saklamak için sırayla “Ben!” “Hayır ben!” diye haykırması gibi bir ruh hali memlekete hakim oldu. Erdoğan: “Hanginiz marjinal?!” diye sorsa AKP’nin Kıbrıs politikalarından memnun olmayanlar ve KTHY çadırı önünde gösteri yürüyüşü hakkını kullanmak isteyip de devlet terörüne maruz kalan insanları gören vicdan sahibi her birey “Ben!” diye bağıracak. Peki aslında kim daha marjinal?

 

ASGARİ DEMOKRASİ

 

Eğer siyaset belirli bir ideal,düşünce doğrultusunda, belirli bir eylemi gerçekleştirmek olarak tanımlanabilirse, marjinal kişiyi marjinal yapan ilk unsur eyleminden önce düşüncesidir. Düşünce ve ifade özgürlüğünün demokrasi için ne kadar önem arz ettiğini bilmeyen yok. Çeşitli düşünürlerin görüşleri çerçevesinde günümüz demokrasilerinin temelde altı kriteri olduğu söylenebilir ki bunlar aynı zamanda demokrasinin asgari şartlarıdır:

 

1. Etkin siyasal makamlar seçimle işbaşına gelmelidir

2. Seçimler düzenli aralıklarla yapılmalıdır

3. Seçimler serbest olmalıdır

4. Birden çok siyasal parti var olmalıdır

5. Muhalefetin iktidar olma şansı olmalıdır

6. Temel hak ve özgürlükler tanınmış ve güvence altına alınmış olmalıdır.

 

Özellikle 5. ve 6. şart marjinallik meselesiyle yakından ilgilidir. Bir ülkede muhalefetin iktidar olma şansına sahip olması demokrasinin asgari kriterleri arasında yer alıyorken, iktidarın muhalefeti marjinal olarak etiketlemesi ve ona yaşama şansı vermemesi demokrasi açısından son derece tehlikeli bir durumdur. Üstelik okuduğu bir şiir yüzünden hapis yatmış bir siyasetçi olan Başbakan Erdoğan, düzene hakim olanın kendisinden farklı düşünene nasıl zulmettiğini bizzat deneyimlemiş bir liderdir. Erdoğan’ın hapse girmesine sebep olan: “Minareler süngü, kubbeler miğfer,camiler kışlamız, mü'minler asker, bu ilâhi ordu dinimi bekler, Allahu Ekber, Allahu Ekber.”  dizeleri o dönem Türkiye Cumhuriyeti’ne hakim olan devlet anlayışına göre marjinalden de öte kriminal bir vakıa olarak değerlendirilmiştir. Erdoğan’dan düşünce ve ifade özgürlüğüne saygı duymasını beklemek, kendisinin şahsi siyasi tarihinin de bir gereğidir. Bugün birileri tarafından marjinal ve hatta kriminal olarak görülen kişi, Türkiye Cumhuriyeti’nin son yıllarda gördüğü en etkin başbakandır.

 

CHP PROPAGANDASI VE AKP

 

Siyasi partiler günümüzde siyaseti merkezden yapmaya özen gösterirler. Merkezde konumlanmış olan büyük seçmen kitlesi genellikle kimin iktidar olacağına karar verir. Durum bu olunca, bir siyasi partiyi iktidardan uzak tutmanın en iyi yolu, aslında onu merkezden de uzak tutmaktan geçer. Bu anlamda siyasi partilerin rakipleri, hasımları söz konusu partilerin merkezden gelecek oyları almalarını engellemek için marjinalize etme çabasına girerler. Örneğin Türkiye’de kendisine oy veren seçmenler nezdinde merkez-sağ bir pozisyonda algılanan AKP için CHP’nin en sık yaptığı anti-propaganda tipi: AKP’nin dinci ve şeriatçı bir parti olduğu yönündedir. Burada amaç AKP’ye oy veren liberal, merkez, ve sol seçmeni ürkütmektir. Bir operasyon olarak bir siyasi partiyi ya da görüşü marjinalize etmek, seçim aracılığıyla iktidara gelmesini engellemek amacıyla uygulanabileceği gibi, seçimle geleni darbe ile götürmek için de kullanılabilir. Türkiye’de “28 Şubat süreci” denen ve kimi yazarların  post-modern darbe olarak adlandırdığı bir sürece Sayın Erdoğan da dahil olmak üzere tüm AKP kadroları yakınen tanıktır. Refah Partisi’nin  irtica tehlikesi gerekçesiyle iktidardan uzaklaştırıldığı bu süreçte suni tarikat liderleri yaratılarak, bunların medyada boy göstermesi sağlanmış ve “Rejim elden gidiyor!” naraları eşliğinde Refah partisi itinayla marjinalleştirilmiştir. 28 Şubat sürecinin ön plana çıkarılan aktörlerinden Aczmendi tarikatı lideri Müslüm Gündüz’ün yaptığı açıklamalara bakınız: Müslüm Gündüz, 12 Haziran 1996 akşamı HBB televizyonunda laik, demokratik rejime karşıtlığını açıklamıştı. Gündüz bu programda, "Kemalizm bir dindir. Allah'ı Mustafa Kemal, peygamberi İsmet İnönü'dür. Demokrasi dinsizliktir. Laiklik de öyledir. Geleceğiz Türkiye'yi alacağız. Hiç Merak etmeyin.” demişti. Bugün Ergenekon Davası kapsamında yapılan araştırmalar neticesinde, dönemin dinci tarikatı Aczmendi’lerin aslında Ergenekon örgütüyle bağlantılı olduğu iddia ediliyor. Yani aslında AKP hem kendi düşünceleri sebebiyle marjinal ilan edilip mağdur edilmiş kadrolara sahip, hem de ajan provokatörler aracılığıyla marjinalize edilmiş bir hareketin devamı. Marjinalliğe ilişkin bu kadar mağduriyet sahibi bir lider olan Erdoğan’ın Kıbrıs’taki tavrı ise empatiden yoksun bir tavırdır. Kendinden farklı olanı marjinal ilan etmesi düşünce özgürlüğü açısından son derece sıkıntılı. Marjinalitenin istihbarat operasyonu boyutunda ise ara sıra yaptığı atıflarda: “ Bu marjinallerin Rumlarla ilişkisini biliyoruz” demesi ise yine eksik bir bakış açısı çünkü bu noktada da Kıbrıs’ta izine rastlanmayan(!) Ergenekon’u tamamen gözardı ediyor. İnsan herşeyi unutabilir belki ama bizzat kendisinin de mağduru olduklarını unutamaz...  Biz marjinalsek Sayın Erdoğan, siz de bizdensiniz.

 

 

 

 

Bu haber toplam 1263 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler