1. YAZARLAR

  2. Sevgül Uludağ

  3. “Kıbrıs’taki Kayıplar Komitesi: Geç kalmış bir gözden geçirme…”
Sevgül Uludağ

Sevgül Uludağ

0090 542853 8436/00357 99 966518
Yazarın Tüm Yazıları >

“Kıbrıs’taki Kayıplar Komitesi: Geç kalmış bir gözden geçirme…”

A+A-

Yrd. Doçent Dr. Nasia Hacıyeorgiu, Kıbrıs’ta yürüttüğü Kayıplar Komitesi’yle ilgili araştırmaların ardından düşüncelerini kaleme aldı

 

sev-031.jpg

Yrd. Doçent Dr. Nasia Hacıyeorgiu

Pile’de faaliyet gösteren “University of Central Lancashire Cyprus” (UCLAN) Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olan ve “Geçiş Döneminde Adalet ve İnsan Hakları” konusunda dersler veren Yardımcı Doçent Dr. Nasia Hacıyeorgiu, Kıbrıs’ta yürüttüğü Kayıplar Komitesi’yle ilgili araştırmaların ardından düşüncelerini kısa bir yazıda kaleme aldı ve bizimle de paylaştı. Yrd. Doçent Dr. Nasia Hacıyeorgiu, anladığımız kadarıyla bu yazıyı KATHİMERİNİ gazetesine de göndermiş bulunuyor.

Biz de bu yazıyı okurlarımız için Türkçeleştirdik.

“Kıbrıs’ta barışı kurmada Kayıplar Komitesi’nin etkili olup olmadığının değerlendirilmesi” başlıklı Uluslararası Barış Araştırmaları Vakfı’nın fon sağladığı ve Ocak-Aralık 2020 tarihlerini kapsayan araştırmayı      (‘Assessing the effectiveness of the Committee on Missing Persons in building peace in Cyprus’ (Funded by the International Peace Research Association (IPRA) Foundation, January – December 2020) yürütmekte olan Yardımcı Doçent Dr. Nasia Hacıyeorgiu’nun “Kıbrıs’taki Kayıplar Komitesi: Geç kalmış bir gözden geçirme” başlıklı yazısı şöyle:

“1981 yılında Kıbrıslırum ve Kıbrıslıtürk siyasi liderler, bir Kayıplar Komitesi kurmaya karar verdiler, bu özgün iki toplumlu kuruluş, 1963 ile 1974 yılları arasında adadan kaybolan Kıbrıslılar’ın kalıntılarının bulunarak kimliklendirilmesini ve ailelerine bu kalıntıların geri verilmesini hedefliyordu.

Aradan neredeyse 40 yıl geçtikten sonra bu kurumun neler başarmış olduğuna uzun bir bakış atma zamanı gelmiştir, bunun Kıbrıslılar için hayati önem taşımasından değil yalnızca, aynı zamanda dünyada şiddet dönemi sonrası çeşitli toplumların Kayıplar Komitesi’nin pratiklerini kopyalamakta oldukları için bu yapılmalıdır.

Komitenin görev tanımına göre (“terms of reference”) görevi tümüyle insani bir görevdir, yani kayıp yakınlarına akrabalarının kalıntılarını geri vererek (bekleyişlerini) bir tür sona erdirme duygusunu sağlamaktır. Bu bağlamda, bugüne kadar elde etmiş olduğu sonuçlar, görece olarak olumludur. Kayıplar Komitesi’nin yayınlamış olduğu verilere göre 2,002 kayda geçirilmiş kayıp şahıs vardı adada ve bunların 1,510’u Kıbrıslırumlar, 492’si ise Kıbrıslıtürkler’dir ki bu da iki toplumun nüfus oranlarını kabaca yansıtmaktadır. Bunlardan yaklaşık yarısı – yani 701 Kıbrıslırum ile 275 Kıbrıslıtürk kayıp – kimliklendirilmiş ve Komite tarafından kalıntıları kayıp yakınlarına (defnedilmek üzere) verilmiştir.

Uluslar arası Barış Araştırmaları Vakfı tarafından finanse edilen bir araştırma projesi çerçevesinde 2019 yılı içerisinde yakınlarının kalıntıları kendilerine (defnedilmek üzere) geri verilmiş bazı kayıp yakınlarıyla bir dizi röportaj yapıldı. Röportaj yapılanların çoğunluğu (tümü değil), Komite’nin çalışmasının bekleyişlerini sona erdirdiğini çünkü nihayetinde yakınlarından geride kalanları alıp defnettiklerini, böylelikle kayıp yakınlarının ziyaret edebilecekleri ve sevdiklerini anabilecekleri bir yere sahip olduklarını belirtmişlerdir. Buna karşılık kayıp edilmiş aile bireylerinin dönüşünü hala bekleyenler, Kayıplar Komitesi’nin çalışmalarından acı biçimde düşkırıklığına uğradıklarını, geçen uzun zamanın acılarını daha da kötüleştirdiğini, zamanın yaralarını iyileştirmek yerine kötüleştirdiğini ifade etmişlerdir. Bu kategorideki hem Kıbrıslırum, hem de Kıbrıslıtürk kayıp yakınları toplum liderlerinin kendi acılarını kendi avantajlarına kendi siyasi gündemlerini ilerletmek için kullanmış olmalarından şikayet ederek, kendilerinin bu liderliklerden herhangi bir pratik yardım istedikleri zaman ise büyük oranda görmezden gelindiklerini belirtmişlerdir.

Yakınlarının kalıntılarını almış olanlar tarafından genel olarak Kayıplar Komitesi’nin olumlu olarak değerlendirilmiş olmasına karşın, bu şikayetleri onlar da dile getirdi. Komite nihayetinde, bekleyişlerinin sonuca ulaştırılmasını sağlamış olmasına karşın bu gecikmişti ve Kayıplar Komitesi’nin çalışma şeklinin şeffaf olmayışı da sorundu.

Komite 39 sene önce kurulmuş olmasına karşın ancak 2006 yılında tam olarak çalışmaya başlamış (operasyonel olmuş) ki o zamana kadar da kayıp edilmelerle ilgili kanıta sahip olan bazı şahitler vefat etmiş, sırlarını da kendileriyle birlikte mezara götürmüşlerdi. Buna ek olarak pek çok kayıp yakını Komite’nin şeffaflıktan yoksun olmasından hoşnutsuzluklarını ifade etmişler ve çeşitli kayıp vakalarının araştırılmak üzere nasıl önceliklendirilmiş olduklarının açık olmadığını ve aile bireyleri olarak kendi kayıp vakalarındaki gelişmelere ilişkin kendilerine bilgi verilmesiyle ilgili olarak ne tür haklara sahip olduklarının açık olmadığını belirtmişlerdir. İşte bu pratikler nedeniyle kayıp yakınları Komite’nin her zaman içtenlikle çalıştığına güvenmekte zorluk yaşadıklarını ifade etmişlerdir.

Kayıplar Komitesi insancıl bir kuruluş olarak oluşturulmuş olduğu halde, yıllar içerisinde komite üyeleri başka bir hedeflerinin daha olduğunu iddia etmişlerdir, o da “her iki toplum arasında yeniden yakınlaşmaya yönelik genel sürece yardımcı olmak” ve Kıbrıs sorununa “kapsamlı bir çözüme giden yolu açmak” idi. Bu bağlamda kayıp yakınları, gazeteciler, Kayıplar Komitesi’nde şu anda çalışan ve geçmişte çalışıp anonim olarak röportaj verenlerle de görüşmeler yapılmıştır: Eğer Kayıplar Komitesi, yeniden uzlaşmayı ileri götüren bir kurum olarak değerlendirilecekse, bunun başarılı olmadığı düşünülebilir. Neredeyse 40 yıllık çalışmaları bulunan Komite, her iki toplumdan da kayıplar olduğuna ilişkin genel nüfusa düzgün biçimde bilgi vermek durumundadır. “Birlikte Başarabiliriz” gibi iki toplumlu grupların Kıbrıslıtürk ve Kıbrıslırum kayıp yakınları ve Kayıplar Komitesi’yle birlikte birkaç ortak toplantı yapmış olmasına karşın, bu toplantıların daha sistematik temelde yapılmasına  direnç göstermiştir ve kamuoyu bu kurumda çalışanların Yeşil Hat’tın her iki yakasında yaşayan Kıbrıslılar’dan oluştuğunu çoğunlukla bilmemektedir.  Eğer bu temel adımlar benimsenmezse, Komite’nin yeniden uzlaşma hedefleri amacına ulaşamayacaktır.”

(Yrd. Doçent Dr. Nasia Hacıyeorgiu – 29 Eylül 2020 – Türkçesi: Sevgül Uludağ/YENİDÜZEN – 30.9.2020)


KORMACİT’TEN HATIRALAR…

 

“Babamın Morris Minor arabası…”

s2-159.jpg

Geçtiğimiz günlerde vefat eden Kıbrıslımaronitler’den değerli eğitimci İlias Kassabis, anılmaya devam ediyor… İlias Kassabis’in oğlu Andonis Kassabis, babasının Morris Minor arabasıyla ilgili paylaştığı resim ve yazıda şöyle diyor:

“Babam ve onun efsanevi Morris Minor 1000 model arabası – plakası 1966 ile 1974 arasında DH965 idi – 1974 sonrası ise R886 olmuştu…

Yalnızca iki kapısı vardı.

Elbette hiçbir özel aksamı yoktu fakat son derece güvenilir bir arabaydı bu.

Sağlam ve güvenilir bir işçiydi, tıpkı babamın huylarına benziyordu…

1966 yılında evimizin dışında park edilmiş vaziyette bu arabayı gördüğümde şoke olmuş ve depresyona girmiştim… O günler, son derece gösterişli, uzun, limuzin tipi arabaların modası vardı… Morris Minor gibi hamamböcüsü tarzı yuvarlak bir arabanın değil!

Elbette zaman içerisinde bu arabayı sevmeye başlayacaktım.

Ancak Lefkoşa’da okulumuzun önünde bozulup da çalışmadığı zamanlar sevmiyordum bu arabayı, o zaman babam sakin biçimde manivelayla bu arabayı çalıştırmayı denerdi.

Benim için ne büyük utançtı bu!

Kendimi arka koltukta gizlerdim, böylece öteki öğrenciler beni göremesin isterdim…

Babamın her kimin ihtiyacı varsa, onu arabaya alıp gideceği yere götürme gibi bir huyu vardı her zaman… Otostopçular da dahildi buna… Araba tıka basa başka insanlarla dolu olsa dahi, onları da alırdı… Arkasında da çoğunlukla uzun bir araç kuyruğu oluşurdu çünkü babam arabayı çok ama çok yavaş sürerdi!

Yokuş aşağı giderken arabayı söndürüp “frivil” yaparak benzinden tasarruf etmeyi de severdi, araba neredeyse duracağı an, aracı tekrar çalıştırırdı…

Bazan uykulu olurdu. O zaman arabayı yol yakınında bir ağacın altına çeker ve yarım saatliğine şekerleme yapardı…

İşe gitmek için kullanırdı bu arabayı, ders vermekte olduğu okullara gitmek için… Ancak bu arabayı tarlalarda, neredeyse bir traktör gibi de sürerdi!

Eve yaklaşırken arabanın o özellikli borusunu öttürdüğü zaman çok mutlu olurdum, bu da benim koşarak fotoğrafta da görülen gancelliyi açmam gerektiği anlamına gelirdi…

s3-083.jpg

Bu araba, babamın alameti farikasıydı…”

Bu yazıyı okuyan İlias Kassabis’in diğer oğullarından biri olan George Kassabis ise, R886 plakalı bu aracın Kıbrıs’ın kuzeyinde bir yerlerde olduğunu, belki de bu aracı bulabileceğimizi yazıyor bize…

Değerli okurlarım, bu aracın nerede olduğunu biliyorsanız, lütfen beni arayınız – telefon numaram 0542 853 8436. İsimli veya isimsiz olarak beni arayabilirsiniz… Teşekkür ederim…

 

 

 

 

 

 

Bu yazı toplam 581 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar