1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Kıbrıs'ta zihinsel restorasyon!
Kıbrısta zihinsel restorasyon!

Kıbrıs'ta zihinsel restorasyon!

Bu ülkenin bahar ayının gelmesi ile birlikte, insanlara pozitif anlamda etki eden bir iklimi var! Bir başka özelliği daha var: Kış aylarında ne zaman yağmur yağsa, yağmurun akabinde öğleden sonra muhakkak güneş de açar. Lise yıllarından beri, ki bu yıllar

A+A-

 

 

Bu ülkenin bahar ayının gelmesi ile birlikte, insanlara pozitif anlamda etki eden bir iklimi var! Bir başka özelliği daha var: Kış aylarında ne zaman yağmur yağsa, yağmurun akabinde öğleden sonra muhakkak güneş de açar. Lise yıllarından beri, ki bu yıllarda insan “büyüyünce ne olacağını” ciddi

ciddi düşünmeye başlıyor, yurt dışına göç etmeyi düşünen arkadaşlarımı, Kıbrıs’ta kalmaya ikna etmek gibi bir misyon edindim. Takdir edeceksiniz ki kolay bir misyon değil; çünkü karşı tarafın argürmanları genelde çok geniş kapsamlı olabiliyor. Bu memleketin torpil düzeni, en çok çalışanın en az kazanması ve neredeyse hiçbir alanda kurumsallaşma olmaması gibi gerekçeleri uzun uzun yazabiliriz. Talep “Bu memlekette kalın!” olunca, muhatap doğrudan doğruya kendi başına gelen

olumsuzlukları de anlatmaya başlıyor: “Galacayık da ne olacak be gardaş?”. Biz, belki memleketin turizm ve kültür elçisi olamadık ama, belli ki kendimizi “Bu memleketten göçü engelleme” elçisi ilan ettik. Zor bir iş ama inanarak yaptığınız her iş gibi, imkansız bile olsa, zorluğun önemi yok. Bu

alanda faaliyet gösteren biri olarak insanları göç etmemeye ikna ederken karşılaştığım belli başlı zorukları başlık başlık bir yere yazmak istiyorum, belki bir faydası dokunur.

 

1- MAL-MÜLK KAVGALARI VE “HEP BANA”CILIK

 

Bu konuda bir araştırma yapıldı mı bilmiyorum ama yapılmadıysa ve kimse yapmayacaksa ya ben yapacağım ya da yapılmasını hararetle önereceğim. Soru şu: Kıbrıslı Türk ailelerde, aile içi mal kavgalarının oranı nedir? Benim gözlemlerime göre, neredeyse her ailede en az 1 vakıa var! Bu durum, söz konusu mal varlığı olunca, toplum olarak gözümüzün hiçbir şey görmediğini gösteriyor.

Bu konuyu düşününce, Antony Queen’in meşhur “Zorba” filminin bir sahnesi aklıma geliyor. Köylülerden biri ölümcül hastalığa yakalanınca, diğer köylüler, arkadaşları ölüm döşeğindeyken yanında bekliyorlar. Buraya kadar her şey normal. Hasta olan köylü ölür ölmez, diğer köylüler, ölenin evini müthiş bir hırsla talan etmeye başlıyor. Belli ki; biri öldüğü zaman eşyalarının ganimetlenmesi gibi bir adet var. Bunu gördüğüm zaman o kadar midem bulanmıştı ki anlatamam.

O ana kadar, filmde benim için çok da bir rahatsızlık konusu olmayan köylüler, o sahne ile birlikte bir tiksinme vesilesi oldu. Gözünü mal-mülk hırsı bürümüş insanlar kadar ayna tutulası bir şey olamaz herhalde. Enteresan olan; yılların ganimet kültürüne paralel olarak, biz, sanki kendi içimizde yeterince mal kavgası yapmıyormuşuz gibi, son günlerde bir de yabancı sermayeyi bizim mallarımızı almasın diye kışılamak gibi bir de dert edindik. Kardeşi kardeşe düşüren arsalarda uluslararası kin ve nefret “coming soon!” Mal-mülk fetişizmiyle birlikte yeşeren ve terk edilmesi gereken bir diğer anlayış da, üretmeden en fazlasını tüketme anlayışıdır! En az üretenin, en fazla tüketmeyi talep etmesi dahi etik olarak büyük bir ayıp olması gerekirken, bizde “kazanılmış hak” kavramı etik değerlerden büyük oranda arındırılmış durumdadır. Kimin ne kadar ürettiğini ve buna paralel ne kadar tüketebileceğini sorgulamak bile mümkün değildir bazen.

 

2- EMPATİ! MAKSAT HEPİMİZİN SELAMETİ!

 

Empati, 0-10 yaş arası çocuklar için erken yatıp erken kalkmak gibi bir şey, 10-15 yaş arası için günlük çalışmak, 15-25 yaş arası için aile ile dışarı çıkmak, 25-35 yaş arası için düzenli spor ve rejim yapmak gibi. Faydalı olduğunda herkes hemfikir ama, nedense bir türlü yapılamayan bir şey!

Hani Kıbrıs sorunu bir türlü çözülemiyor ya, bazen düşünüyorum: Sorunun tüm unsurları aynı kalmakla birlikte, acaba hem kuzeyde hem de güneyde Kıbrıslı Türkler yaşasaydı, Kıbrıs sorunu çözülür müydü? Bence çözülmezdi. Hatta çözülmemekle de kalmaz, şimdiki ateşkes halinde bile

olunmazdı! Ne münasebet da Ahmet, Ali’nin Limasol’daki havuzlu villasını ganimet edecek da otursun! Ya da ne münasebet da Ali, Ahmet’e “Ben tanınmış devletim, sen da yaşa ambargolarnan!” deyecek. Kesin birbirimizi çoktan yerdik! Öyle din, dil, ırk farklı olduğu için sorun çözülmüyor diyorlar ya, bence tam tersi, taraflar birbirinin ne söylediğini anlamıyor diye iyi durumdayız!

Hepimiz Türkçe ya da Rumca konuşsaydık, bu kafayla işimiz daha da zorlaşabilirdi! Yirmi dört saat empati yapmamızı bizden kimse beklemiyor, ama eskilerin gayet hoş biçimde söylediği gibi hiç olmazsa “bir lase” kendimizi ötekinin yerine koyalım ve hayata ona göre devam edelim. Belki

dünya cennete dönmez, ama cehenneme bir klima taktırmış oluruz!

 

3- ATA SPORLARIMIZDAN:

DEDİKODU!

 

Evet biliyorum, hepimizin dünya kadar gözlemi, itirazı, rahatsızlığı ve mağduriyeti var. Ada halkı olarak, taklit yeteneği konusunda da doğa bize son derece cömert davranmış. Hepimizde müthiş taklit yetenekleri var, ancak, şu veya bu sebepten sevmediğimiz, istemediğimiz, ötekileştirdiğimiz şahsa karşı en ağır silahımız olan dedikoduyu kullanırken, aynı ağır silahlarla arkadan vurulabileceğimizi de unutmayalım! Ata sporlarımız arasında olan dedikoduyu yapacaksak bile, en az zararlı olabilecek düzeyde, belli aşamalarında somut delillere gereksinim duyarak yapalım.

Dedikodu yapılması kuvvetle muhtemel mekanlara, bizi doğru olana davet etmesi için “Büyük beyinler fikirleri, orta beyinler olayları, küçük beyinler kişileri konuşur!” gibi özlü, veciz, yerinde sözler asalım!

Yukarıda bahsi geçen konular, kimilerine göre bu memleketin en değişmeyecek, en kadim özellikleri olabilir. “Böyle geldi, böyle gidecek” diyenler genelde daha kalabalık olur. “Bu temel

iskelettir; değişemez!” diyenler çoğunluktadır. Mevcut koşullarda bu memleketi kendine bir ömür çatı yapmayı düşünen yeni nesillerin ise en merhametli talebi restorasyon olabilir. Merhamet yıkım değil restorasyon talebini gerektirir yoksa emin olun merhametsiz gözler de bizi izlemektedir.

Restorasyonu da kabul etmeyenler, yıkım için şiro ve kamyonları çağırdı demektir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1382 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler