1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. 'KIBRIS’TA YA DEVAM, YA DEVAM!...'
KIBRIS’TA YA DEVAM, YA DEVAM!...

'KIBRIS’TA YA DEVAM, YA DEVAM!...'

Temel İskit: Tam dört yıl önceki bir yazıma şöyle bir giriş yapmıştım: ‘Geçen hafta bir kaç gün için Kıbrıs’taydım. Ada’ya bahar gelmiş, kokuları ve renkleriyle...

A+A-

 

 

 

Temel İskit

 

Tam dört yıl önceki bir yazıma şöyle bir giriş yapmıştım: ‘Geçen hafta bir kaç gün için Kıbrıs’taydım. Ada’ya bahar gelmiş, kokuları ve renkleriyle... Portakal çiçeklerinin kokusu her yerde leylaklarınkiyle yarışıyor. Kıbrıs yaseminleri baş döndürüyor. Bugenviller rengârenk, kırmızısı alev alev. Kıbrıs orkidelerinin pastel renkleri iç açıyor.’

Bu tasvir geçen hafta Ada’da geçirdiğim günler için de geçerli. Ancak bu defa bir fark var. O yazım ‘Ada’da bahar ile çözüm umudu ele ele sanki. Bu umudu görüşmemizde Cumhurbaşkanı Talat da sık sık ifade ediyor’ diye devam ediyordu.Gerçekten de o zaman yeni başlayan liderler arası görüşmeler çözüm için ciddi bir ümit havası yaratmıştı. Hıristofyas iyimserlik uyandırıcı beyanlarda bulunuyor, özellikle de Ak Parti hükümeti çözüm için samimi irade sahibi olan Mehmet Ali Talat’ı güçlü bir şekilde destekliyordu.

Dört yıl sonra gelinen nokta ‘Kıbrıs baharı’nın güzelliğini unutturacak kadar bulutlu. Görüşmeler ilerlemiyor. Başlarda ulaşılan bazı uzlaşılar bile havada. Rum tarafı AB üyeliğinin verdiği rehavete büsbütün kendini kaptırmış durumda. Kıbrıs Türk tarafı Talat zamanındaki heyecanından uzak. Neredeyse ümidini tamamen kesmiş görünen Ak Parti hükümeti cenahından ‘iki devletli çözümü’ ima eden B planı sesleri geliyor. Kısacası Kıbrıs sorunu belki de belirsizliğin en çok hakim olduğu dönemlerinden birinde.

Sayın Mehmet Ali Talat’la bu defaki uzunca görüşmemizin ana çerçevesini de bu belirsizlik çizdi doğal olarak. 19 Nisan’da Özel Temsilcisi Downer’in değerlendirmesi ışığında Ban Ki-Moon’un alması olası karar yanında, 1 Temmuz’dan sonra görüşmelere devam edilip edilmeyeceği en önemli belirsizlik noktaları.

Sayın Talat’ın BM Genel Sekreteri’nin tutumu ile ilgili başlıca endişesi Ban Ki-moon’un yapacağı saptamada müzakarelerin yürümemesinden her iki tarafı sorumlu tutması. O zaman referandumda Annan Planı’na ‘evet’ demesinin Kıbrıs Türk tarafına kazandırdığı moral üstünlüğün kaybolacağı kanısında. Böyle bir ‘sorumlulukta eşitlik’ zaten statükodan memnun olan Rum tarafını harekete geçirmek için yeterli değil. Talat’a göre Genel Sekreterin yapacağı şey, görüşmelerin Rum AB dönem başkanlığı ve 2013 Rum başkanlık seçimlerine kadar askıda kaldıktan sonra tekrar başlatılması kararını şimdiden ilan etmesi, ancak bu defa görüşmeleri mutlaka bir takvime bağlaması. Talat’ın kesinlikle inandığı diğer bir husus da müzakerelerden çekilmeye hiç bir şekilde kalkışmamamız.

Gerçekten de Cumhurbaşkanı Gül ve Başbakan Erdoğan ile Derviş Eroğlu’nun 1 Temmuz’a kadar görüşmelerden bir sonuç alınmaz ise ‘bu iş iki devlete gider’ şeklindeki beyanları umarım Rum tarafına karşı baskı oluşturmak için taktik icabı yapılıyordur. Aksi takdirde görüşmeleri gerçekten bizim kesmemiz halinde dış politikamızın en büyük hatalarından birinin işlenmiş olacak. O zaman moral üstünlüğümüzü kaybetmemiz bir yana çözümsüzlüğün tüm sorumluluğunu yüklenmiş olacağız. Böylece ‘iki devletli’ formül de çökecek. KKTC’ye -zaten pek zayıf olan- uluslararası kimlik kazandırılması olasılığı tamamen berhava olacak. Kuzey Kıbrıs’ın parya statüsü kendi elimizle onaylanacak.

Bu 1 Temmuz tarihinde de bir akıl karışıklığıdır gidiyor zaten. Bu tarih Kıbrıslı Rumların AB dönem başkanlığını altı ay için üstlenmesinin balangıç tarihi. Biz GKRY’yi tanımadığımız için haklı olarak bu dönemde onların başkanlık yaptıkları AB organlarını (esas itibariyle AB Konseyini) muhatap kabul etmeyeceğimizi ilan ettik. Buna karşı bu dönemde AB Komisyonu ile, hatta dönüşümlü başkanlığa tabi olmayan Dışişleri ve Güvelik Yüksek Temsilciliği gibi makamlarla rutin ilişkilerimiz sürecek. Kısacası bu tarihin Kıbrıs müzakereleri ile bir ilgisi yok. Hele bizim görüşmeleri durdurmamız için hiç bir şekilde gerekçe olamaz. Tam tersine Hıristofyas’ın AB başkanlığının getirdiği iş yükü nedeniyle görüşmelerin ertelenmesi veya askıya alınmasından bahsetmesini ‘bu senin sorunun’ diye eleştirebiliriz dahi. Durum böyle iken görüşmeleri bizim kesmemiz bir yana, ertelenmesine bile nazlanmamız ‘sorumluluğu karşı tarafa yükleme oyununda’ bize puan bile sağlardı.

Peki, görüşmeler böyle ilanihaye sürecek mi? Benim cevabım Sayın Talat’ınkinden yana. Evet, ‘iki devletli çözüm’ çözüm olmadığı, yani KKTC’nin tüm uluslararası toplum tarafından tanınması olasılığı bulunmadığı sürece devam etmeli. En iyi olasılıkla 2013’de BM genel Sekreteri’nin ilan edeceği takvimin son yaprağına kadar devam etmeli. Olmadı, dünya konjonktürü günün birinde iki tarafın da kabul edebileceği bir çözüm dayatana kadar devam etmeli. Aksi ne Kıbrıslı Türklerin ne Türkiye’nin çıkarına zira.

 

(TARAF – Temel İSKİT – 10.4.2012)

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 997 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler