1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. KIBRIS’TA UNUTTUKLARIMIZ
KIBRIS’TA UNUTTUKLARIMIZ

KIBRIS’TA UNUTTUKLARIMIZ

Geçtiğimiz hafta, CTP-BG, Türkiye’nin etkili gazeteci ve köşe yazarlarını adaya davet etti. Biz de onlarla birlikte geçirdiğimiz zaman dilimlerinde değerlendirmelerini dinleme şansı bulduk. Gezi sonrasında gözlemlerini okuduk. Çok uzun zamandır ki

A+A-

 

 

Geçtiğimiz hafta, CTP-BG, Türkiye’nin etkili gazeteci ve köşe yazarlarını adaya davet etti. Biz de onlarla birlikte geçirdiğimiz zaman dilimlerinde değerlendirmelerini dinleme şansı bulduk.

Gezi sonrasında gözlemlerini okuduk.

Çok uzun zamandır kimse Kıbrıs konuşmuyor, kimse Kıbrıs ile ilgilenmiyor. O yüzden belki de uzun bir aradan sonra ilk kez bu kadar çok Kıbrıs konuşmak ve daha da önemlisi, Türkiye basınında ilk kez bu kadar Kıbrıs okumak önemliydi.

Yine geçtiğimiz hafta sonu Limasol’da Kıbrıs Akademik Diyalog’un organize ettiği ve hem Kıbrıs’ın her iki tarafından, hem de Türkiye’den akademisyenleri biraraya getiren toplantısı yapıldı.

Geçtiğimiz aylarda İstanbul’da benzer formatta düzenlenen toplantıya benim de katılma şansım olmuştu. Bu kez katılamadım ancak, bir taraftan medyanın ilgisini canlı tutmak, bir taraftan da medyanın ilgisini canlı tutmaya yarayacak çalışmalar yapmak, son derece önemli Kıbrıs sorunuyla ilgili.

Çünkü artık siyasi çerçeveden taşmış soruna farklı çözümler üretmek gerekiyor, biraz da.

Haber Türk’ten Ceyda Karan ile Yenidüzen için yaptığımız söyleşide, Karan’nın özellikle altını çizdiği, Kıbrıs için farklı formül ihtiyacının dile getirilmesini ayrıca önemsiyorum.

Zira müzakere masasına yapışmış şekilde ağır bir üretkensizlikle devam eden görüşmelerde buradaki sivil toplum örgütleri ve çözüm siyasetini yürüten sol partiler de önemli birşeyi unuttular.

Toplumların yakınlaşmasını...

Kapıların açılması bu yönde yapılan çalışmaları farklı bir boyuta taşıdı. Dahası Cumhurbaşkanı olarak Talat’ın müzakere masasına “yoldaşı” Hristofyas ile birlikte oturması, toplumların aslında bu yöndeki ihtiyacını ciddi anlamda gölgeledi.

Çünkü liderler Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulacaklar ve federal birleşik bir Kıbrıs’ta hayat farklı olacaktı. Hatta dönemin Cumhurbaşkanı Talat, toplumlararasındaki yakınlaşmaya odaklanmanın kapsamlı çözüm arayışlarına ket vurcağı görüşünü dile getiriyordu.

Nitekim bu alandaki çalışmalar giderek söndü ya da belirli bir kitle ekseninde kaldı ve toplumların geneline yayılamadı.

Ceyda Karan, Kıbrıs sorununda siyasetin bittiğini söylüyor. Hepimizin de bildiği şekilde, siyasi yollardan Kıbrıs sorununa kısa vadede çözüm bulunmasının imkansızlığını anlatıyor. Bunun için de ortak kodlarn yaratılması gerektiğini anlatıyor.

Sürecin bitmesi, çözüm umudunun ortadan kalkması ne kadar vahimse, bugün toplumların böyle bir talebi olmaması ve bunu dile getirememeleri, belki ondan da vahim bir sonuçtur.

Kapsamlı anlaşma için çalışan liderler, her iki tarafta da resmi politikanın ötesine geçip, bir ortaklık anlayışı yaratmak adına çaba harcayamadı. Birlikte yaşamanın kağıt üzerinde varılacak bir anlaşmayala olacağını söyleyerek, o anlaşmayı da iki düşman tarafın milli çıkarları kıskacına hapsederek umut olmaktan çıkardı.

Burada amacım “liderler” kelimesini kullanarak kaba bir genelleme yapmak değil. Müzakere masasına oturan lidlerin farkları bir başka yazının konusu olabilir. Ama bugünkü duruma gelmemizin temelinde yatan ortak noktayı ayrıca vurgulamak gerekiyor.

O da milli çizgiden, resmi dilden herşeye rağmen kurtulamamaktır.

Kıbrıs’ta biz sadece toplumlararası ilişkileri değil, Kıbrıs’ın sadece Kıbrıs olmadığı gerçekliğini de unuttuk sanırım.

KAD’ın toplantısı için adaya gelen Serdar Değirmencioğlu, özellikle Türkiye’de Özel Harp Dairesi faaliyetleri ile adı anılan, ya da tutuklanan hemen herkesin Kıbrıs ile yolunun kesişmesine rağmen, bunun üzerine neden gidilemediğini sorguluyor.

Biz bu sorgulamları yeterince yapamadık anlaşılan ki, bugün onca gözaltı ve davaya rağmen Kıbrıs dosyaları hiç açılmıyor.

Hürriyet Gazetesi’nden İsmet Berkan ise, Kıbrıs’ın bedelini sorguluyor, geçtiğimiz günkü yazısında.

Bir eski Başbakan’ın (Bülent Ulusu) 70’li yılların terörünü Kıbrıs’a bağladığına, dolaylı olarak 12 Eylül darbesinin Kıbrıs yüzünden olduğuna işaret ediyor. Bir eski MİT Müesteşarının ise, PKK terörünü Kıbrıs’a bağladığı açıklamalarını hatırlatıyor.

Yani biz müzakere masasına saplanıp, milli çizgilerinden çıkamamış liderleri izlerken, Kıbrıs’ta hayati gerçeklilikleri de unutuyoruz.

Bugün Kıbrıs’ta uluslararası dengelere de bakıldığına kısa vadede bir çözüm umudunun olmaması, herşeyi Cumhurbaşkanı ya da siyasetçilerin inisiyatifi üzerinden okuma alışkanlıklarının devam etmesi gerektiği anlamına gelmiyor.

O yüzden aydınlara, akademisyenlere, sivil toplum örgütleri ve çözüm odaklı siyaset üretenlere dünden daha fazla ihtiyaç vardır.

Karanlık kalan tarafları aydınlatmak, daha çok demokrasi talep ederek, toplumlararası ortaklıkların geliştirilmesin için çalışmak gibi...

Umut bitti diyerek kabuğuna çekilmek yerine, umut yaratmak adına kolları sıvamak gerekiyor.

Yoksa toplumlar olmadan, çıkarlar maksimize edildiği an gerçekleşecek bir anlaşmanın da anlamı olmayacaktır.

Ya toplumlar kalmayacaktır o zamana, yada kirli sayfalara yazılan anlaşmalar çözüm olmayacaktır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 745 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler