1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Kıbrıs’ta Sosyalist Mücadele Geleneği ve İthal Sosyalist Kültür
Kıbrıs’ta Sosyalist Mücadele Geleneği ve İthal Sosyalist Kültür

Kıbrıs’ta Sosyalist Mücadele Geleneği ve İthal Sosyalist Kültür

Cemal Mert: Kıbrıs'ta sol hareketin örgütsel başlangıcı 1920'li yılların öncelerine dayanmaktadır

A+A-

Kıbrıs’ta Sosyalist Mücadele Geleneği ve İthal Sosyalist Kültür(*)

 

                                            Cemal Mert

mertcemal@kibrisonline.com

 

 

Kıbrıs’ta sol hareketin örgütsel başlangıcı 1920’li yılların öncelerine dayanmaktadır. Kıbrıs Komünist Partisi, 14 Ağustos 1926 tarihinde, Kıbrıslı komünistler tarafından Limasol’da kurulmuştur. Genel Başkanı Haralambos Vatiliotis idi. 16 kişi olan ilk kurucuları arasında iki Kıbrıslı Türkün de bulunduğunu söyleyenler vardır.

1933 yılında İngiliz Sömürge Yönetimi tarafından kapatılıncaya kadar yasal olarak, sonraları da illegal olarak çalışmalarını sürdürmüştür. Kıbrıslı Türklerin KKP’de görünür bir temsiliyeti olmamasına karşın, partililerin Kıbrıslı Türklerin adadaki varlığına önem ve değer verdiği anlaşılmaktadır. Kıbrıslı Türklerle birlikte anti-emperyalist bir mücadele öngörmekteydiler.

O tarihlerde Kıbrıslı Türklerin sosyalist hareket ile bağlantısı daha çok işçi birlikleri ve işçi sendikaları üzerinden sağlanmakta idi.

1940’lı yıllar sonrasında Kıbrıslı Türk solcuların, hem PEO işçi sendikaları ve hem de AKEL partisi üzerinden örgütlenmeye başladıkları görülmektedir.

Gerek Kıbrıs Komünist Partisi gerekse onun yerine kurulan AKEL, hem Yunanistan Komünistleri hem de Sovyetler Birliği ile etkileşim içindeydi. Kıbrıslı Türk solcuların ise özellikle Nazım Hikmet ve Yaşar Kemal gibi Türkiyeli solcu aydınlar üzerinden sınırlı da olsa Türkiye Komünist Partisi bağlantısı olduğu bilinmektedir. Ayrıca Bulgaristan’dan gelen marksist Türkçe yayınlardan da yararlandıklarını dönemin tanıklarının anlattıklarından öğrenmekteyiz.

Bütün bunlara rağmen Kıbrıs bir İngiliz sömürgesi idi ve Türkiye ve Yunanistan’dan farklı koşullara sahip bir durumdaydı. Mücadele de bu farklı koşullarda veriliyordu. Kıbrıs’ta iki ulusal toplumun varlığı, Kilise öncülüğündeki ENOSİS mücadelesi, Kıbrıslı Türk liderlerin de buna karşı Taksim tezini öne sürmesi, Kıbrıslı sosyalistler için büyük bir açmazdı. Yaratılan milliyetçi hengâme içinde solcu kadroların terörize edilmesi kolaydı. Ve bu işler İngiliz Sömürge Yönetimi himayesinde milliyetçi yerel güçlere yaptırılıyordu.

Kıbrıslı Türkler arasında belirli bir bilinçlenmenin oluşması sonrasında sol muhalefet gerek basın yoluyla gerek sendikalaşma yoluyla güç kazanmaya başlamıştı. 1970’de CTP’nin kurulması ve Türkiye’den dönen yükseköğrenim gençliğinin katılımı ile sosyalist kimliğe bürünen sol muhalefet hareketi, ilk olarak Türkiye ve dünya sol hareketinden ithal ideolojik tartışmalar ve bölünmeler yaşamaya başladı. Çoğu Kıbrıs gerçekleriyle bağlantılı olmayan sol tartışmalar nedeniyle, sosyalist hareket iki ana akıma bölünmüş oldu. Birinci akım sovyet merkezli eğilimi taşıyanların oluşturduğu ve AKEL/Türkiye Komünist Partisi etkileşimli CTP, ikinci akım ise sosyal demokrat eğilimliler ile anti sovyet tutum alan sosyalistlerin ittifakı ile oluşturulan TKP olmuştur.

1990’da Sovyetler Birliği’nin dağılması ve yaşanan gelişmeler ışığında dünya sosyalist hareketleri de büyük değişimler yaşamaktadır. Yaşanan deneyimler yeniden değerlendirilmekte ve günümüz koşullarına uygun yeni sosyalist açılımların arayışları devam etmektedir.

Benzer bir süreç ülkemizde de yaşanmaktadır. 1990 yılından bu yana da oldukça yol alınmıştır. Gerek TKP’nin gerekse CTP’nin hükümet deneyimleri de bu süreçte çok önemlidir ve değerlendirilmeldir. Bütün bu yaşanmışlıklar ışığında, Kuzey Kıbrıs’ta da siyasal çalışma içinde olan sosyalist akımların yeterli oranda yerel geleneklerine dayanan bir kültür ve politik zemin yakalaması beklenmektedir.

Ancak sol partilerin gençlik örgütlerine ve Baraka, Barikat vb. gibi sol akımlara bakılınca politik motivasyon kaynaklarının, Türkiye’de 1970’li yıllarda yaşanmış devrimci kültür ve onun simge isimlerine dayanması dikkat çekmektedir.

Kıbrıs gibi, sol siyaset geçmişi 1920’lere dayanan ve kitlesel bir nitelik taşıyan geleneklerine karşın, Kıbrıslı Türk sosyalist gençlerin kendilerini Türkiye’nin 1970’li yıllardaki devrimci figürleri ile özdeşleştirmeleri bence hayret verici bir durumdur. Hem de bunu “Ankara elini yakamızdan çek” sözünü en katı bir şekilde savunan akımların yapması da ayrı bir tuhaflıktır.

Gençlerimiz, niçin Kıbrıslı Türk devrimciler Derviş Ali Kavazoğlu, Fazıl Önder, Naci Talat ve benzerleri ile değil de Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan gibi Türkiyeli devrimciler ile özdeşleşmeye yatkın duruyorlar? Bu bence üzerinde kafa yorulması gereken bir sorundur. Çünkü bu durum, genç sosyalist militan kadrolarımızı kendi ülkemizin somut siyasal mücadele zeminine yabancılaştıran, mücadele bağlamını kaydıran, halktan uzaklaştıran, marjinalleştiren ve başka bir biçimiyle Türkiye ile entegrasyonu besleyen bir durumdur. Bu olguya karşı mücadele edilmesi gereklidir.

Bu olguya karşı mücadelenin ana unsuru Kıbrıs sosyalist mücadele geleneğinin tarihi, kültürü ve tüm simgeleri ile birlikte gün yüzüne çıkarılmasıdır. Ayakları bu topraklara basmayan ve meşruiyetini bizim sosyalist geleneğimizden almayan bir politik mücadele bizim mücadelemiz olamaz. Elbette ki yabancı sosyalist mücadele kültürleri de bizim için önemlidir. Dersler çıkarmak ve enternasyonalist dayanışmamız bakımından onlara da yakın olmalıyız. Ancak onlarla özdeşleşip kendimize yabancılaşmamak koşulu ile.

Bizim için Che de, Deniz Gezmiş de, Rosa Luxsemburg da, Patrick Lumumba da, Lenin de, Castro da, Mao da, hatta Kautsky bile dünya sosyalist tarihinin eşit önemdeki devrimci simgeleri olmaya devam edecektir. Onların ve daha ismini anmadığım birçok devrimci insanın mücadeleleri bizim enternasyonalist mücadele tarihimizdir ve bizim kültürümüzdür. Bugünkü mücadelemiz için de ders alacağımız zengin bir deneyim birikimidir. Ancak bizim mücadelemiz Kıbrıs coğrafyasında sürmektedir.

Bu coğrafyaya ait olan zengin mücadele tarihi ve devrimci simgeleri bilmeden, öğrenmeden ve derinliğine analiz etmeden, Türkiye devrimci tarihinin 1970’li yıllarda parlayan simgelerine öykünerek başarılı bir sosyalist mücadele vermek olası değildir.

(*)Bu yazının esin kaynağı 5 Temmuz 2011 tarihinde Salamis Harabelerinde gerçekleşen Grup Yorum konseridir.

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 978 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler