1. HABERLER

  2. DERGİLER

  3. Kıbrıs’ta Osmanlı – Türk Eserleri (5)
Kıbrıs’ta Osmanlı – Türk Eserleri (5)

Kıbrıs’ta Osmanlı – Türk Eserleri (5)

Kıbrıs’ta Osmanlı – Türk Eserleri (5)

A+A-

 

Tuncer Bağışkan

SIBYAN MEKTEPLERİ VE MEDRESELER

Kıbrıs’ın Osmanlı idaresine girmesiyle birlikte Osmanlının din anlayışı esasına dayalı eğitim şekli de Kıbrıs’a girmiştir. Kıbrıs’ta vakıf geleneğinin bir sonucu olarak oluşturulan cami, medrese, kütüphane ve benzeri hayır kurumları değerli şahsiyetlerin yetiştirildiği birer ilim, sanat ve kültür merkezi haline gelmiştir. Halkın eğitimi bir hayır işi olarak kabul edildiğinden, iptidai olarak bilinen Sıbyan okulları ve iptidaisiz ile iptidaili olarak bilinen Medreseler açılmış, ancak Tanzimat döneminde bunlara Rüştiye ve İdadi adını taşıyan okullar da eklenmiştir. 

Sıbyan okulu, medrese ve kütüphanelerin, mimari yapılar arasında ayrı bir yeri vardır. Sıbyan okulları ilkin cami içlerinde tedrisat verirken, daha sonraki dönemlerde cami veya mescit yanlarına tek oda şeklinde inşa edilmeye başlanmışlardır. Bunlar devlet katkısından ayrı olarak genellikle hayır sahiplerinin oluşturdukları vakfiyelerle de desteklenmişlerdir. Ancak Osmanlı döneminde varlıkları bilinen kentlerdeki sıbyan okullarının en önemlileri sayılan Laleli, Sarayönü, Yenicami, Tabakhane, Arabahmet, Tahtelkale, Limasol Cami-i Cedid, Kasaba Cami- Kebir ve Kasaba Cami-i Sağir Camilerinin yanında bulunan sıbyan okulları, İngiliz Sömürge döneminin ilk yıllarında varlıklarını devam ettirmişlerse de, Eğitim Yasası’nın yürürlüğe girdiği 1895 yılından sonra, özellikle de 1901-1908 yılları arasında, hatta bazıları Maarif Kanununun yürürlüğe girdiği 18.10.1920 tarihine kadar teker teker kapatılmışlardır. Böylece boş kalan veya değişik amaçlarla kullanılan bu okulların bir kısmı bakımsızlık nedeniyle önce harabe haline gelmişler, sonra da yıkılıp yok olmuşlardır.

Camiler ile medreselerin yanlarına yapılan ve bir külliyeden oluşan ilk medresenin ne zaman kurulduğu şimdilik bilinmemekle birlikte, Semaniye müderrislerinden Mevlana Pir Mehmed’in Lefkoşa kadısına yazdığı 2 Sefer 986 (11 Mayıs 1578) tarihli bir hükümden, Sultan Selim’in Lefkoşa’da inşa ettiği “DÜR-ÜL HEDAYA” adlı bir medresenin var olduğu bilgileri edinilmektedir. Daha sonra bu medreseye, Büyük Medrese (Medrese-i Kebir, Sultan Selim ve Sultan Medresesi -1573), Küçük Medrese (Medrese-i Sagîr, Mustafa Paşa Medresesi ve Müftü Medresesi - 1578), Piri Paşa Medresesi (1580-1584), Es’ad Celebi Medresesi, Hamidiye Medresesi (1762), İskele Medresesi (1816), Limasol Medresesi (1829), Baf Medresesi (1850), Peristerona Medresesi (1875), Laleli Medresesi(1827-1828), Sarayönü Medresesi (1785), Hacı Münür Efendi Medresesi, Kutup Osman Medresesi, Arabahmet Şeraipzade Hacı Osman Medresesi, Lefkoşa Ahmed Raşid Medresesi ve daha niceleri eklenmiştir.

KÜTÜPHANELER

Lefkoşa’da gerçekleştirilen sayım sonuçlarını yansıtan 1723 (1136 H) tarihli tahrir defteri kayıtlarında, Lefkoşa’da 4000 ev, 16 mahalle, 2 Cami-i Kebir, 2 cami, 12 mescit, 3 medrese, 4 tekkeyle zaviye, 5 hamam, 31 çeşme ve 6 tane de kütüphane bulunduğu bilgileri yer almaktadır. Ancak o dönemdeki kütüphanelerin kişilerin mülkiyetinde ve ayrı vakıflar ile bağımsız kuruluşlar içinde bulundukları düşünülürse, var olan çoğu kütüphanelerin sayımda saptanamadığı anlaşılmaktadır. Lefkoşa’da çok sayıdaki kütüphane arasında sadece ismi bilinenler; Aziz Efendi Tekkesi Kütüphanesi, Ayasofya Camisi içinde Lala Mustafa Paşa tarafından kurulup Sultan III’  üncü Murad tarafından geliştirilen Muradiye Kütüphanesi, Arab Ahmet Paşa Camisi hatibi Ahmet Efendi’nin kurduğu kütüphane, Halveti tarikatının Yiğitbaşı kolundan Tireli Ömer Efendi’nin dervişleriyle birlikte tekkelerinde kurdukları kütüphane, Mevlevihane Kütüphanesi, Bursalı İsmail Hakkı Efendi’nin oluşturduğu Celveti şeyhlerinden Kutup Şeyh Osman Fazlullah Efendi Kütüphanesi ve Kıbrıs Müftülerinin nezaretinde bulunması itibariyle Müftü Medresesi olarak da bilinen Ayasofya Camisi yanındaki Kıbrıs Merkez Medresesi’nin kütüphanesi yer almaktadır.


Bugün Kütüphane olarak en iyi bilinen Lefkoşa’daki  II.Sultan Mahmut Kütüphanesidir. XIX. Yüzyıl Klasik Osmanlı mimari özelliklerini yansıtan kesme taştan yapılmış olan bu yapı, II. Sultan Mahmut adına (1808-1839) Kıbrıs Valisi Ali Ruhi Efendi tarafından 1829 yılında yaptırılmıştır.

Devlet-vatandaş işbirliğiyle kurulan ilk resmi “Devlet Kütüphanesi” olması itibariyle önem arz etmektedir.

ÇARŞI VE BEDESTEN

Türk-İslam mimarisinde ticareti öngören dükkan, çarşı, arasta ve bedesten gibi tesisler de kentlerde yerlerini almışlardır. Genellikle vakıf yoluyla inşa edilen bu yapılar şehirlerde büyük camilerin yanında veya külliyelerin çevresinde bir ticaret merkezi olarak bir gelişim süreci izlemiştir. Ancak Lefkoşa’daki Selimiye Camisi’nin güneybatısındaki Bedesten bir kiliseden dönüştürülmüş olduğundan Anadolu’daki Osmanlı döneminin çok kubbeli bedestenlerinden ayrılmaktadır. Bu yapı M.S XIV. yüzyılda Lüzinyanlar tarafından Bizans kalıntıları üzerine Gotik nizamda yapılmış, Venedik döneminde Ortodokslar tarafından St. Nicholas kilisesi adıyla Metropolit Binası olarak kullanılmış ve tekstil çarşısı olarak kullanılmak üzere Osmanlı döneminin ilk yıllarında (1573) Haremeyn’e (Kutsal sayılan Mekke ve Medine şehirlerine) vakfedilmiştir. 1760 ile 1767 yılları itibariyle Lefkoşa’nın ileri gelen Türk, Rum ve Ermeni tüccarların çeşitli gıda maddesi satışı yaptıkları bir iş merkeziydi. 1873 yılında un pazarı olarak kullanılmaktaydı. Burada genellikle Değirmenlik köyü civarından getirilen buğday ile az miktarda arpa unu devlet memurlarının kontrolünde okka okka satılmaktaydı. Uzun süre Buğday deposu olarak da kullanıldıktan sonra XX. yüzyılın başında fonksiyonunu yitirmiş, İngilizlerin Kıbrıs’a geldikleri 1878 yılında tahıl ambarı olarak kullanılmaktaydı. 1930’lu yıllarda ise Evkaf İdaresi tarafından ambar(depo) olarak kullanıldıktan sonra işlevini tamamen yitirmiştir.

Bedesten’den ayrı olarak halkın ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla Selimiye Meydanı civarı ile Ermu Caddesi boyunca çeşitli pazar yerleri de kurulmuştur. Suk-u Sultani olarak bilinen bu yerler arasında, Büyük Pazar, Kuyumcular Çarşısı, Balık Pazarı, Kadınlar Pazarı ve büyük bir olasılıkla XVI. Yüzyıl çarşısının bir devamı olan Arasta Çarşısı da bulunmaktaydı.

Osmanlı dönemi boyunca, özellikle de dönemin sonlarına doğru, Kıbrıs’ın tüm kentlerinde yaygın olarak kurulan çarşılar sosyal ve ekonomik yaşamın bir merkezi sayılırlardı. 1873 yılı itibariyle Lefkoşa’da, Mağusa ile Baf Kapılarının arasında uzanan ve ayrı bir zanaat veya meslek icra eden 23 çarşı bulunmaktaydı. Bunların bazıları sadece Cuma günleri kurulurdu. Dükkânların Türk usulü iner kalkar kepenkleri vardı. Çarşıların üzerleri genellikle açık olduğundan, gölgelik sağlamak amacıyla üst kısımları hasır veya ketenle örtülürdü. 1873 yılı itibariyle Lefkoşa’daki çarşılar arasında isimleri bilinenler;  Bezirgânlar Çarşısı, Terziler Çarşısı, Basmacılar-Kilimciler-Postçular Çarşısı, Avrupa biçimi ayakkabı yapanlar Çarşısı, Türk biçimi ayakkabı (Yemeni) yapanlar Çarşısı, İplik Çarşısı, Sandıkçılar Çarşısı, Arabacılar Çarşısı, Bakırcılar Çarşısı, Gümüşçüler Çarşısı, Demirciler Çarşısı, Çanakçılar Çarşısı, Kumaşçılar Çarşısı, Meyhaneciler Çarşısı, Sebze ve et Çarşısı, Balık Çarşısı, Helvacılar Çarşısı, Kadınlar Çarşısı, Pamukçular Çarşısı, Un Çarşısı, Buğday ve Arpa Çarşısı ve Hayvan Pazarı idi. Yine de bunların dışında Aktarlar Çarşısı, Yorgancılar Çarşısı, Mumcular Çarşısı ve Uzun Çarşı da kayda değer çarşılar arasındaydı.

KONAKLAR, EVLER VE MAHALLELER

Kıbrıs’ın Osmanlı İdaresi’ne girmesiyle birlikte, mali olanak gerektiren ve padişahların yüceliğini gösterecek heybetli yapılar yapma yerine, adanın emniyet ile huzurunu sağlayan ve ada halkı ile adaya göçürülerek iskan edilenlerin gereksinimlerini karşılayacak mütevazi yapılar yapılmış, büyük oranda ise Lüzinyan ile Venedik dönemlerinden kalma kesme taştan yapılmış eski yapıların tamir ve eklentilerle kullanılması, ya da alt katları kesme taştan yapılanların üzerlerine genellikle üst katları kerpiç, ahşap, dolgu malzeme ve bağdadi tekniğinde cumbaları bulunan konutların yapılıp yeni işlevleriyle kullanılması tercih edilmiştir. Aslında eski yapıların tamir edilip kullanılmalarının başlıca nedeni, gelirini, topraklarına yeni kattığı ülkelerdeki vergilere bağlayan Osmanlı İmparatorluğu’nun, mevcutları değerlendirmeyi daha ekonomik bulmuş olmasındandır. Böylesi bir düşüncenin uygulamaya konması ise, Osmanlı dönemi öncesine ait yapıların günümüze kadar gelmelerine olanak sağlaması bakımından çok önemlidir. Padişah’ın Lefkoşa Ayasofya mütevellisi Abdülkadir’e gönderdiği 18 Muharrem 979 (13 Haziran 1571) tarihli hükümde, Kıbrıs’ta görevli bulunan beylerbeyi, kadı ve hazine defterdarının oturması için kale içinde münasip üç ev tedarik edilmesi, kiralarının tayin edilip deftere yazılması, her ay kiralarının devlet adına tahsil edilmesi ve tamiratların vakıf tarafından yapılması buyrulmuştur. Ayni şekilde Lüzinyanlar ile Venediklilerden kalan Lefkoşa sarayının tamir ve mefruşatı için 840 akçe sarf edildiği 1598/99 yılına ait bütçe defterinde kayıtlıdır.

İmar faaliyetlerinde genellikle mevcut yapılardan yararlanılırken, mevcutların ihtiyaçlara yetmediği durumlarda ise Anadolu’daki Osmanlı-Türk yaşam biçimini, geleneğini ve yapım tekniğini yansıtan yeni yapılar da inşa edilmeye başlanmıştır. Bunların arasında, ahşap, taş ve kerpiç kullanılarak yapılan dolap çatma, muskalı çatma ve bağdadi adı verilen duvar yapım sistemleri yer almaktadır. Bu yapım tekniği Osmanlı döneminden başlamış ve XIX. yüzyılın ilk yarısında şekillenmiştir.

Osmanlı döneminden başlayarak XIX. yüzyılın ilk yarısında şekillenen Kıbrıs evleri, Osmanlı-Türk kültürünü yansıtır niteliktedir. Geleneksel Osmanlı-Türk evi mekân düzenine, Osmanlı-Türk kültürünün yaşam biçimi, aile yapısı ve dini inançları yansıdığından, bu mekânlarda oda, sofa ve bahçe gibi üç mekân birimi dikkati çekmektedir. Bunlara ek olarak bahçeye bakan konutların cephelerinde, bahçeyle temas halinde olan kapalı revaklar eklenmiştir. Evlerin sokakla olan teması, sokaklara Osmanlı-Türk kimliği kazandıran cumbalar aracılığıyla sağlanmıştır. Evlerdeki odaların her biri tek başına bir ev gibi çalışabilecek şekilde tasarlanmıştır. Odaların çok amaçlı kullanımı esastır. Bu odalar ise ortak mekân olarak kullanılan önlerindeki Sofaya açılmaktadır. Sofa sadece odaları birbirine bağlayan dar bir dolaşım alanı değil, iklime de uygun olacak şekilde ya odaların önünde yer alan bir yarı açık mekân, ya da odalar arasında yer alan bir iç mekân konumundadır. Odalar evin arkasındaki bahçeyle doğrudan doğruya irtibatlı durumdadır. İçe dönük olan bahçe, Osmanlı-Türk aile yaşantısında önemli bir yer tutmaktadır. Bahçe dışarıdan görünmeyecek şekilde ya duvarla, ya da konutun kendisiyle perdelenmiştir. Bitişik nizamdaki evlerin arasında bulunan bahçe kapıları, komşuların sokağa çıkmadan birbirlerinin evine geçmeye olanak sağlamaktadır. Konutların yer döşemelerinde Kıbrıs’taki mermer ocaklarından çıkarılan mermer kullanılırken, zengin evlerinde yerel ahşap malzeme kullanılarak yapılan değişik geometrik figürlerle süslü ahşap tavanlar ile duvarlar da rağbet bulmuştur. Bu tür tavan yapımının yanı sıra kırsal kesimde sıkça kullanılan mertek-hasır-toprak tavanlar da kent evlerinin bir yapı elemanı olmuştur. Ancak Kıbrıs’ta kiriş olmaya elverişli çok uzun ve dayanıklı ardıç ağacı yaygın olarak bulunmadığından, bunların genellikle yelkenli gemilerle Anadolu’dan getirilmesi yoluna gidilmiştir.

İlk yapılan Osmanlı-Türk evleri içe dönük olması itibariyle sokak yaşantısından ayrılırken, ileriki aşamalarda etkileşimle değişime uğrayarak sokağa açılmışlardır. İlk yapılan evlerde evin içinin dışarıdan görünmesini engelleyen önlemler alınmış; güvenliği sağlayacak şekilde sokak cephelerinde yer alan göz hizasının üzerindeki küçük pencereler, yüksek bahçe duvarları, masif kapılarla korunan giriş mekânları ile merdivenin gizli bir yerde olmasına ayrı bir önem verilmiştir. Ancak daha sonraları kültürel etkileşimle birlikte evler sokağa açılmış, giriş katındaki sokağa bakan pencereler göz hizasında yapılmış, bahçe önemini yitirirken, sokak cephesindeki giriş içe alınarak kapı önünde verandalar oluşturulmuştur. Ayrıca sokak yaşantısının gizlice izlendiği cumbalar, yarı açık bir mekân olan balkona dönüşmüştür.

Osmanlı döneminde evlerin mahallelere dönüşmesiyle birlikte, Lüzinyan ile Venedik dönemlerinden kalan geniş düz yollar Osmanlı-Türk-İslam geleneğine uygun olarak daralıp kıvrılmış ve yerlerini çıkmaz sokaklar almaya başlamıştır. Günümüze kadar gelen mahalle ile konutlar arasında, Menteş Efendi (Menteşzade) Konağı, Yenicami Lüzinyan-Osmanlı evi, Derviş Paşa konağı, Saçaklı ev, Sokak aralarındaki kemerli evler, Lefkoşa’da Ermenilerle Müslümanların birlikte yaşadıkları Arabahmet Paşa Mahallesi evleri, Lefkoşa Müftü Ziyai sokağındaki konak, Ahmet Beliğ Paşa’nın kızı Hidayet Hanım konağı, Köşklüçiftlik Tüccarbaşızade Hürmüs Müftü Ziyai Hanım konağı, Dragoman Haciyorgacis Kornesios konağı, Lefke evleri, Değirmenlik Osmanlı Hükümet konağı, Saman Bahça evleri ve Mağusa Ortaçağ-Osmanlı Konağı (Şömineli Ev) yer almaktadır.

Konutlar hakkında geniş bilgi birikimine sahip olunmasına karşın, Osmanlı döneminde yapılan idari binalara ilişkin yeterli bilgi birikimine sahip değiliz. Bunun başlıca nedeni ise yıkılmış olduklarından günümüze kadar gelmemiş olmalarıdır.

Devamı haftaya

Bu haber toplam 1699 defa okunmuştur
Adres Kıbrıs 183. Sayısı

Adres Kıbrıs 183. Sayısı

Önceki ve Sonraki Haberler